BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Elazığ asaleti: Türkçe konuşacaksak Türkçe konuşalım

Elazığ asaleti: Türkçe konuşacaksak Türkçe konuşalım

Nihal Atsız Bey, Devletimizin kuruluşunu 1040 yılında yapılan Dandanakan savaşına bağlamaktadır.



Nihal Atsız Bey, Devletimizin kuruluşunu 1040 yılında yapılan Dandanakan savaşına bağlamaktadır. Dandanakan bugün Türkmenistan sınırları içinde kalan ıssız bir ova. 23 Mayıs 1040 tarihinde Gaznelilerle Selçuklular arasında Dandanakan ovasında bir büyük savaş oldu. Çağrı Bey buyruğundaki 16.000 kişilik Türkmen ordusu, 100.000 kişilik Gazneli ordusunu mağlup etti. Böylece 1040 yılında Türkiye devleti kurulmuş oldu. 1995 yılında Dandanakan ovasını gördüm. Bir yerine bağdaş kurup oturdum. Sonra uzanıp toprağı öptüm. O Dandanakan zaferinden sonra bir başka Selçuklu hükümdarı olan Sultan Alparslan’ın Türkmen orduları, 1064 yılında Kars’ın Ani bölgesinden Anadolu’ya girdi. Sultan Alparslan, bize, büyük Anadolu kapısını 1071 yılında açtı! Türkmenler’in Kınık boyu Malazgirt ovasında, Doğu Roma İmparatoru Romen Diyojen kuvvetlerini büyük bir hezimete uğrattı. Doğu Roma’nın Anotolia’sı, Anadolu oldu. Şunu söylemek istiyorum: Türkmen boyları, Anadolu topraklarına Doğu’dan girmeye başladılar. Türk dili, ilk defa Doğu Anadolu’da konuşuldu. Geleneklerimiz-göreneklerimiz, önce Doğu Anadolu’da yayılmaya başladı. O güzelim Türkülerimiz, önce Doğu Anadolu’da söylendi. Davulumuz-zurnamız önce Doğu Anadolu’da çalındı. O mükemmel oyunlarımız önce Doğu Anadolu’da oynandı. Ben, Türk Cumhuriyetlerine 9 defa gidip geldim. Azerbaycan’da, Türkmenistan’da, Özbekistan’da, Kazakistan’da, Kırgızistan’da Nevruz’un nasıl muhteşem, nasıl anlatılmaz duygularla, coşkunluklarla kutlandığına bizzat şahit oldum. Türk Cumhuriyetlerindeki o çok canlı Nevruz’la ilgili olarak çeşitli televizyon programları hazırladım ve sundum. Nevruz şenlikleri, şimdi de en canlı bir şekilde Doğu Anadolu’da kutlanıyor. Niçin diyemezsiniz. Çünkü Türkmen boyları, Anadolu’ya önce Doğu’dan girdiler. Geleneklerimizi-göreneklerimizi, türkülerimizi-oyunlarımızı, şenliklerimizi-bayramlarımızı önce Doğu Anadolu’da yayıp yaşattılar. Selçuklu İmparatorluğu-Karakoyunlu Devleti-Akkoyunlu Devleti, Osmanlı İmparatorluğu...bizim Doğudan itibaren kurduğumuz ve asırlarca yaşattığımız devletlerdir. Türkü, tamamen Türkler’e has olan, Türkler’in çalıp söyledikleri ezgilerdir. Aşık Veysel diyor ki: Dünya dolsa sarkıyınan Türk’üz türkü çağırırız Yola gitmek korkuyunan Türk’üz türkü çağırırız Türk’üz! Türkler yoldaşımız Hesaba gelmez yaşımız Nerde olsa savaşımız Türk’üz türkü çağırırız Bayramlarda düğünlerde Toplantıda yığınlarda Sıkılınca dar günlerde Türk’üz türkü çağırırız. Su başında, sulaklarda Türk’ün sesi kulaklarda Beşiklerde beleklerde Türk’üz türkü çağırırız. Veysel inler arı gibi Bülbüllerin zârı gibi Turna katarları gibi Türk’üz türkü çağırırız. Bütün türkülerimiz güzeldir, bütün bölgelerimizin, beldelerimizin, köylerimizin türküleri güzeldir. Ama Kars türküleri, Erzurum türküleri, Sivas türküleri, Urfa türküleri, Diyarbakır türküleri, Gaziantep türküleri, Malatya türküleri, Elazığ türküleri, Harput türküleri, Eğin türküleri bir başka güzeldir. Nerede Türk varsa, orada türkü de vardır. Nerede türkü söyleniyorsa bu, orada Türk’ün, Türkler’in yaşadığına işarettir. Türkçe türkülerimizde yaşıyor! Hüznümüz, sevincimiz, sevdamız, ümidimiz...türkülerimizde saklı. Türkçe’yi yaşatmak ve yaymak biraz da türkülerimizle mümkün. En güzel, en sıcak, en kınalı türkülerimizin söylendiği bir ilimizde, Elazığ’ımızda Fırat Havzası Gazeteciler Cemiyeti, mübarek bir faaliyet başlattı: “Türkçe konuşacaksak Türkçe konuşalım!” inancıyla başını göğe yükseltti. Elazığlılar’a yakışan bir vakârla, asaletle, vatanseverlikle tavrını ortaya koydu: “Türkçe konuşacaksak, Türkçe konuşalım!” Batı’dan kulağımıza bir ses çarpmıştı, kırılmış, yırtılmış, çiğnenmiş bir ses: “Türkçe bilim dili olamaz!” diyerek küçülen bir ses! Bu ezikliğe, Doğu’dan, Elazığ’dan bir yiğit ses cevap verdi: “Türkçe konuşacaksak Türkçe konuşalım!” Fırat Havzası Gazeteciler Cemiyeti Başkanı aziz dostum Bedrettin Keleştimur’a aşk olsun. Bedrettin Keleştimur diyor ki: “Dil bir milletin hafızasıdır! Dil, kültürümüzün nesiller boyu taşıyıcısıdır. Dil, kimliğimizin boy aynasıdır. Dil, canlı bir varlıktır. Dil, sun’i bir şekilde kat’iyyen değiştirilemez. Dilin tabii kanunları vardır. “Türkçe konuşacaksak, Türkçe konuşalım.” Keleştimur devamla diyor ki: “Bu hareketi Elazığ’dan başlatmamızın sebebi açıktır. Harput İstanbul Türkçesini kullanan, zamanına göre ilim muhitinin ağırlıkta olduğu bir kültür coğrafyamızdır. Türkçe inceliğin nezaketin, sadeliğin, zarafetin, estetiğin ve bütün güzelliklerin öz cevherini taşır!” Fırat Havzası Gazeteciler Cemiyeti 8 yıldan beri hem “Hazar Şiir ve Musiki Akşamları”nı düzenliyor hem de Elazığ’daki bütün öğretmenlerimizi, öğrencilerimizi, velilerimizi ve kamu kuruluşlarımızı bizim zevkimiz, şevkimiz ve duygu zenginliğimiz olan Türkçemizi en güzel bir şekilde kullanma yarışına davet ediyor. Bütün Elazığlılar ve Fırat Havzası Gazeteciler Cemiyeti’ni bu asil davranışlarından ötürü alkışlıyorum. Darısı bütün illerimizin başına diyorum. “Türkçe konuşacaksak, Türkçe konuşalım!” Çünkü: Türkçe, Türk’ün varlık sebebidir!
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT