BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Fanatiğin fikri firardadır...

Fanatiğin fikri firardadır...

Bedeni bir bayrağa sarılı olarak gelir stada ve yüzü gözü boyalıdır ve de aşık zanneder kendini. Aşk incitmez ama o sevdiğini bile incitebilecek kadar gözü dönmüş bir dengesizlik içindedir.



Fanatik denilen şey, kapatılması gerekirken dışarıda unutulmuş ve iki renge saplanıp kalmış bir manyaktır. Sağduyu diye bir şey kendisinde bulunmadığından gerçekleri görmez veya kendi görmek istediği şekilde görür ve tersini göstereni de döver. Dayak yiyeceğini bile bile dövmeye kalkar sık sık. Haftada bir gün birkaç saatliğine evden kaçmış, sonra insanlıktan çıkmış bilinçsiz bir şekilde sağa sola saldırıp, hır gür çıkaran ve kendisine gerçekleri gösteren herkesi “düşman” gören bir hayvandır o. Bedeni bir bayrağa sarılı olarak gelir stada ve yüzü gözü boyalıdır ve de aşık zanneder kendini. Aşk incitmez ama o sevdiğini bile incitebilecek kadar gözü dönmüş bir dengesizlik içindedir. Stadına gelirken daha yolda bile hır-gür çıkarır, başka renge tahammül edemez ve hiçbir zaman yalnız olmadığından dolayı kendini hep en güçlü hisseder. Büyük olmadığını çok iyi bildiğinden “en büyük” diye başlayan höykürmelerle donatılmıştır. “En büyük” olmak için başka birkaç büyüğe ihtiyacı olduğunu idrak edecek kadar aklı yoktur. Çok tehlikeli bir konvoya katılır katılmaz sürü mantığıyla güçlü olduğunu farz eder, günlerce aşağılanmış birisi için korku nedir bilmez durumu başlar birkaç saatliğine... Hafta boyunca itaat etmek zorunda bırakıldığından birkaç saat için itaat edilen olduğunu sanır. Sevilmediğini, aslında kendisine asla layık bulmadığı iş hayatını unutur, aşk hayatının veya evliliğinin ne denli başarısız olduğunu kafasından atmak istercesine saldırganlaşır, bir günlüğüne fikri firar etmiş birisi olarak kırar döker. Kendisine yapılan tüm sosyal ve bireysel haksızlıklara baş kaldıramadığı ve hiçbir sosyal etkinlik sahibi olamadığı ve de asla bir toplumsal örgüt direnişi gösteremediği için stat önü ve içi onun tek başkaldırı yeri olur. Orasıdır onun toplumsal örgüt olabildiği tek yer... Menenjitli bir çocuk kadar ürkek olmasına rağmen histeriler geçirir ve cinnet halinde izler maçını. Epilepsinin doruklarındadır orada ve her düdükte... Rakip taraftarın tezahüratını bırakın, varlığı bile tahammül edilemez bir durumdur onun için. O hep “iyi”dir ve onu hep “kötüler” mecbur bırakmıştır böyle davranmaya. Kendi oyuncusu sayı atar veya gol bulup sevinirse, bunun adı “çocuk seviniyor, ne var bunda” olabilir ancak... Rakip oyuncu sayı atar veya gol bulup sevinirse, bunun adı da “bizi tahrik etti ama” kadar basittir. Zaten yöneticisi değil midir; “skor benim olsun da spor ne olursa olsun” diye yerleşen sayfa tepelerine ve beyin hücrelerine bir fanatiğin maç öncesinde... “Herkes bir gün bizim takımdan olacak” sözünün faşizan yan etkisi değil midir terörü zemine indiren. Bunu diyene “herkes bir gün yenilmeyi ve kaybetmeyi öğrenecek” denemez mi?.. Fanatik tetikte olur hep Düşman dört bir yanı sardığından hep tetikte olmalıdır... Kendi sakinlerinin arasında bile yer alır bazen çünkü onlardan biri belki bir an rakip takımın bir oyuncusunu “takdir” etmek gafletinde (!) bulunabilir. Rakibinin herhangi bir zaferinin işgal edeceği gündemi daha önceden baltalarla saldırıp işgal etmek üzerine kurulu bir “public relation” anlayışı, yani vahşi kapitalizmin vahşi sermayeye yüklenmiş “renk aşkı (!)” bir yaşam biçimi olarak enjekte edilmiştir bizim fanatiğe. Onun beyni bir poşet içinde jelatine sarılı bir miktar beyaz peynirden daha fazla çalışmadığı için damardan aldığı aşkla yaşar o... Onun takımı yenildiğinde bunun altında mutlaka bir dış müdahale ve düşmanlarının parmağı vardır... Basket salonu futbol sahasından daha uygundur teröre. Çünkü; hem itiraz edilecek sayı boldur, hem de uğruna kavga edilecek adam başına 5’er faul düdüğüyle oynanmaktadır oyun. Küfrü orada rakibin kulağına üflemek de mümkün. Küfür ettirenle salonu terk eden bir federasyon başkanı da işin cabası... Fanatik için, yenildiklerinde bunun altında mutlaka “dış güçlerin bir müdahalesi” veya “düşmanların bir organizasyonu” vardır... Yendiklerinde ise sadece alın teri... Bunu bir araya gelmiş her türlü iki renk için söyleyebilirim ama... Bu konuda en “titiz (!)” davranan kesimin, sizler; hiç, bir kere bile kendisini yenen birinin elini sıktığını veya kendisinin alamadığı bir kupayı alan birinin alışı sırasında hazır bulunduğunu gördünüz mü?.. Göremezsiniz... Çünkü onun da yüzü gözü boyalıdır, bedeni sadece iki rengi acımasızca tanır ama kravatla dolaşır... Önce bir düşman üretir ki, ona karşı birleşilebilsin... Birleşenlerin cebindeki son kuruşlar tahsil edilebilsin... O kitle cemaatleşip müritleştirilsin... Küçük de olsa bir diktatörlüğün başına geçebilsin... Sonra da buna “cumhuriyet” desin... FB’NİN “F” VE “B” PLANI Fenerbahçe’nin “F” planı belli ki Daum’a emanet... “B” planı ise Aykut Kocaman’a... Zidane, Maldini, Miatoviç, Bettega, Adnan Sezgin, Süleyman Hurma, Avram Grant modellerinden farklı bir konumdadır Aykut Kocaman. Biraz Guardiola’yı andırabilir. Sadece onların teknik direktörlük diploması vardır. Avram Grant’ın diploması ise bizzat Abramoviç tarafından verildiği için bu kategoriye girmemelidir. Guardiola’ise sadece Barcelona B takımı kadar tecrübe sahibidir. O nedenle Aykut Kocaman’ı en yukarıya koyuyorum. Galliani, Ferguson ve Wenger ise başka şeylerdir... Karıştırmayalım... Bir “teknik direktör” vardır ve bir de “sportif direktör...” Aykut ise türünün tek örneği olarak “sportif teknik direktör” olabilir. Takımının hem Daum’u hem de Aykut’u olan Bülent Uygun’u bir kenara alıyorum tabii ki. Sinan Engin ise daha başka bir şeydir. Adnan Sezgin de... Şu anda bir B planı olan tek takım Fenerbahçe’dir. Ancak, “F” ve “B” planı olan Fenerbahçe’nin kimsenin bilmediği bir “FB” planı vardır ki, işte ona akıl sır ermez. Yönetici profili bu ideal seçimin uygulanmasına ne kadar izin verir, esas tartışılması gereken budur. Eğer “kravatlı sportif teknik direktör” sayısı, eşofmanlı “teknik ve sportif teknik direktör” sayısından az olacaksa mesele yok. Ama fazla olacaksa... POST-İT Türkiye’de “çap” meselesinden en çok muzdarip olan takım Galatasaray’dır. Çapı çok büyük olduğundan çapına uygun hoca sıkıntısını hep çekmiştir. Şimdi “çapı en geniş hoca” onların başına gelmiştir. Takımın ve yönetimin “çap” meselesi olmaz ise, Galatasaray çapını daha da büyütecektir. S-ÖZ “Zekanın bir sınırı vardır... Ama aptallığın bir sınırı yoktur...” Fanatikler için söylenmiş bir söz... >> Trabzonspor bir “Hugo” buldu. Şehrin futbol ateşini ne kadar biliyor bilemem ama yapacağı en ufak hatada “Tolga Abinin saçları dağınık Hugo’su” olup derdest edilir, ona göre...
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT