BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > EVDEKİ HESAP İRAN’A UYMAZ

EVDEKİ HESAP İRAN’A UYMAZ

Batılılar, Saddam’ı saldırtıp İran’daki rejimi yıkacaklarını sanırlar. Bombalanan şehirler, kimyasal silahlar... İran zor günlerde milli birlik ve beraberliğini sağlar. Rejim inadına kök salar.



Batılılar, Saddam’ı saldırtıp İran’daki rejimi yıkacaklarını sanırlar. Bombalanan şehirler, kimyasal silahlar... İran zor günlerde milli birlik ve beraberliğini sağlar. Rejim inadına kök salar. Hep öyle olur, muhabir Tahran’a gider, Hicap Caddesinde pusuya yatar. Binlerce çarşaflı arasından iki tane makyajlı dilberi zumlar. Malum medyanın yazı işleri böyle resimlere balıklama atlar. Rejime çalaklavye bilet keser, bol özgürlüklü manşetler atarlar. Seçimler sonrasında da aynı işgüzarlık görülüyor, çatışmaları Ukrayna’daki, Gürcistan’daki Turuncu hareketlerle karıştırıyor, Musavi’yi sanki sistem aleyhtarı gibi sunuyorlar. Sahi onun “Humeyni’nin sağlığında” 8 yıl başbakanlık yaptığını bilmiyorlar mı, yoksa bilmezden mi geliyorlar? Obama bile “o gelse ne değişir, bu gelse ne” dedi, bizimkiler bulanık suda balık avlıyor. Sanırım şöyle geçmişe doğru bir gidip gelmekte yarar var. AİLEDEN MUHALİF Humeyni 1902 yılında Humeyn Kasabası’nda doğar. Bu aileden siyaset konuşmaktan hoşlanan din adamları çıkmaktadır. Nitekim babası Mustafa Musavi ve ağabeyi Pasendideh sıra dışı çıkışları ile tanınırlar. Humeyni henüz bebek iken babası öldürülür. Aslında mahalli bir meseledir ama aile bunu Şah’tan bilir, kenara yazar. Gelen giden ağıt yaktıkça çocuğun kimyası bozulur, sisteme diş bilemeye başlar. Humeyni de Şii eğitimden geçer, önce ağabeyi Pasendideh’ten okur, sonra Irak’da... Netice de Kum kentine döner, cemaate hitaba başlar. 1937 yılında hocası Abdülkerim Hayri Yezdi vefat edince Faiziye Medresesi’ni ondan sorarlar. Aşırı heyecanlıdır, siyasete bigane kalamaz, nutuklarında tansiyonu yüksek tutar. ÇAKMA PEHLEVİ Şah, güçlü bir hanedanın mensubu değildir aslında... Babası Rıza Şah yabancıların emrinde çalışan kaba saba bir onbaşıdır zamanında. Adam kıtlığından olacak İngilizlere yaranmayı başarır, ihtilal yapıp saraya demir atar. İlerleyen yıllarda Türkiye’deki değişimden etkilenir ve halka batılı hayat tarzı dayatmaya kalkar. Rıza Şah’ın serüven seven bir mizacı vardır, kırklı yıllarda kendisine iktidar bağışlayanlara ihanet eder, Almanlara oynar. Neticede tacından tahtından olur, Ruslar ve İngilizler onu kulağından tutup indirir, yaka paça sürgüne yollarlar. Yerine oturtulan oğlu Şah Rıza Pehlevi daha ürkek ve daha ılımlıdır. Demokrattır da... Şiilerin baskısına rağmen Sünnileri yok saymaz ve bu topraklarda yaşayan ulemanın eserlerini “devlet eliyle” basar. Biliyorsunuz İran tarihte Emevi, Abbasi, Selçuklu, Harezmşah ve Timur Oğulları gibi güçlü hanedanlarca yönetilmiştir. Başlangıçta Safeviler de Sünni ve ehl-i tasavvufturlar (Şeyh Safiyyüddîn Erdebîlî Hazretlerine bağlıdırlar) Ancak hırsıyla tanınan Şah İsmail, Şii inancını devlet politikası haline getirir ve karışıklık çıkarsın diye Anadolu’ya dailer fedailer yollar... Şii İran, tarihi boyunca asla Hıristiyanlarla çatışmaz. Aksine kardeşlerini arkadan vurur, sendelemelerini sağlar. Eğer Osmanlı okyanuslara çıkamadıysa, Amerika’da Müslüman bir devletin nüvesini atamadıysa İran’la uğraştığındandır. Yine aynı İran doğusundaki Gürganiye Devletinin kolunu kanadını kırar, Delhi’yi tarumar eder, müesseseleri yıkar. Yüzlerce yıllık devlet bocalayınca Avrupalı sömürgeciler fırsatı kaçırmaz, büyük bir iştah ile Hindistan’a çullanırlar. CIA MARİFETİYLE Ellili yıllarda İran’da muhalefetin merkezinde mollalar değil, sosyalistler vardır. Nitekim mimli bir solcu olan Musaddık seçimleri rahat kazanır ve petrolü millileştirme yolunda adımlar atar. Şah Rıza bütün kartlarını oynayıp kaybedince kendi kullandığı tayyare ile ülkeden kaçar. Süreyya ile birlikte İtalya’da bir çiftlik evi arıyorlardır ki CIA Musaddık’ı devirir (1953), Şah’a “geç koltuğuna otur” buyururlar. Buna rağmen İran Komünist Partisi (TUDEH) gücünden çok şey kaybetmez. Sol muhalifler özellikle Batılı üniversitelerde yuvalanırlar. Master, doktora yapar para ve unvan sahibi olurlar. Mollalar ise daha ziyade esnaf üzerinde müessirdir, nitekim şahın “Bazaarileri” (esnafı) bitirmek için aldığı abuk kararları karşı propagandada kullanırlar. Ardından toprak reformu yapılır ve vakıflar ellerindeki hudutsuz arazilerden olurlar. Humeyni buna çok kızar, sesi yükselmeye başlar. Şah “güç bende” modundadır, direnişe kulak asmaz. Yetmez gizli servis (SAVAK) elemanları Faiziye Medresesini basar, vaaz vermekte olan Humeyni’yi içeri alırlar. Bir din adamının kürsüden indirilip derdest edilmesi hiç şık olmaz. Şah yaptığı hatanın farkına varır ama meğer ki geçmiş ola... Ok yaydan çıkmıştır bir kere, Humeyni militanlaşır, yönetime karşı savaş açar. İPLERİYLE KUYUYA... Şah çareyi Humeyni’yi sürgüne (Necef ve Bursa’ya) yollamakta arar. Bu arada güdümündeki Rastakhiz Partisi dışındaki bütün siyasi partileri yasaklar. (1964) Parti kapatmak... İyi de halkın iştirak etmediği bir iktidarla nereye kadar? Şah zeminin kaydığını fark eder ama gururunu ayak altına alıp da yeni bir başlangıç yapamaz. Sistem ciddi bir şekilde erozyona uğrar. Bilirsiniz Rıza Pehlevi pilottur, sporcudur, sağlığına meraklıdır, rutin kontrollerini aksatmaz. İşte Amerika’da yapılan tahlillerden birinde kanser olduğu ortaya çıkar. Doktorları ona hakikati söylerler mi bilmiyoruz ama Washington “Yeni İran” için kolları sıvar. Onların lügâtinde vefa gibi bir kelime yoktur, derhal fütüroloji enstitülerine kapanır, senaryo üretmeye başlarlar. Şah’ın oğlu Rıza 17 yaşındadır daha... Böylesi çetrefilli bir ülkede dizginleri elinde tutabilir mi? Zor, ham hayal! Görünürde Sosyalistlerin iktidara gelmemesi için bir mani yoktur. İlerleyen yıllarda Tahran, Moskova’ya yanaşacaktır ihtimal. Ruslar zaten Irak’ta ve Suriye’de güçlüdürler, yetmez Afganistan’da da Marksist İhtilal yaptırırlar (1978). Eğer İran’ı da aralarına alacak olurlarsa Körfez, Demirperde’nin eline geçer, dünyanın şakülü kayar. ÜLKE SİZİN Humeyni elini kolunu sallayarak İran’a döner. Özel Air France, Tahran’a indiğinde caddeler cıvıl cıvıldır. Meydanlarda milyonlarca insan... KAPILAR ARDINDA Süperler kapalı kapılar ardından fısıldaşır ve “Mollalara oynama” kararı alırlar. Humeyni, 16 ay boyunca Fransa’da (Neauple-le-Château) ağırlanır. Ona adeta devlet başkanı muamelesi yapılır. Emrinde ajanslar, masasında kırmızı telefonlar... İran’a yolladığı ses bantları ile nümayişlere maya çalar. Humeyniciler slogan üretirken kantarın topuzunu kaçırır, ne Rıza’nın sapıklığını, ne da Farah’ın fahişeliğini koyarlar. Ki Türk asıllı bir aileden gelen Farah Diba, hanım hanımcık bir kadındır. Annedir en azından. Şahtan çok şahçılar da yangına benzin sıkar, “Kanlı Cuma” gibi bir katliama imza atarlar. Gel zaman git zaman halkını dipçikleyen askerler huzursuz olur, ordu içinden kıpırdanmalar başlar. O güne kadar Şah’ı ısrarla kavgaya çağıran Batılılar kenara çekiliverir, adamı yapayalnız bırakırlar. İşler sarpa sarınca Pehlevi’ye “İran’ı terk et” der, Humeyni’nin önünü açarlar. Humeyni elini kolunu sallayarak İran’a döner. Özel Air France Tahran’a indiğinde (Şubat 79) caddeler cıvıl cıvıldır. Ortalık serapa insan... Hep öyle olur, devrimciler heyecan dorukta iken bir referandum yaptırır ve kendilerine ömür boyu önderlik bağışlarlar. Humeyni de teamüle uyar. KİN, KAN, KARGAŞA... Siyaset sürprizlerle doludur, hesaplarsınız kitaplarsınız ama bazen bütün öngörüleriniz boş çıkar. Nitekim mollalar da kendilerine altın tepsi içinde iktidar sunan Batıya muti olmaz, ABD’yi “büyük şeytan” ilan eder, köprüleri atarlar. Şahın baskısından bunalan halk yeni rejim ile aradığını bulur mu? Halkı bilmem ama “devrim aleyhtarı” olarak yaftalananlar nefes alamaz. Geçici Hükümetin başı Mehdi Bazargan dahi mağrur mollalardan yaka silker, bu cahil militanların devlet dairelerinden uzak tutulmasını arzular. Milliyetçi kanadın temsilcisi ve rejimin ilk Cumhurbaşkanı Beni Sadr da tazyike dayanamaz, bakar olmayacak bırakır gider Fransa’ya... Fransa’ya kaçan bir başka isim Halkın Mücahitleri lideri Mesud Recavi’dir. Bu örgüt kolay pes etmez, tedhişe soyunur, devlet binalarını bombalar. Beheşti ve Recai gibi önemli isimleri öldürmekten kaçınmaz. O saatten sonra tutuklamalar sürek avına döner, “karşı devrim” korkusu ile işler çığırından çıkar. Bu arada hayat pahalanmıştır, gıda maddeleri el yakar. Humeyni halkın yakınmalarına kulak asmaz “biz bu devrimi kavun karpuz fiyatları düşsün diye yapmadık” der, noktayı koyar. DEVRİM MERAKLISINA Devrim beklenilenden de kolay olmuştur, Humeyni çıtayı yükseltir, rejim ihracı için düğmeye basar. Eh o kadar da değil ama... Nitekim korkulan olur, maşa kullanmaktaki mahareti ile tanınan Batı, İran’ın başına Saddam’ı sarar. Silah tacirleri üç vardiya mesai yapar, asrın en kanlı ve en manasız savaşına alkış tutarlar. İran Hava Kuvvetleri çok güçlüdür ancak acemi devrimciler pilotları sallandırdığı için hava üsleri kasaba garajına döner, savaş gemileri ancak balık avlamaya yarar. İlk günlerde Irak tek kale maç yaparsa da İranlılar tez toplanır ve Şattülarab’ın öbür yakasına geçmeyi başarırlar. Gencecik çocuklar vasiyetnamelerini yazar, güle oynaya cepheye koşar. Irak fütursuzca zehirli gaz kullanır, şehirleri bombalar. Biri de çıkıp “ne yapıyorsun” diye sormaz. Evet İran savaşta bir milyon evladını kaybeder ama milli birlik ve beraberliğini sağlar. Birkaç yıla kalmaz yıkılır denilen rejim işte o dönemde kök salar. İran’ı pes ettirmek için uygulanan ambargolar ise yerli sanayiyi güçlendirir, bir zamanlar yabancılara pazar olan ülke kendi otomobilini kamyonunu yapar. Tayyare helikopter imalinde de mesafe alır, uzaya uydu yollar. Batılılar bütün bunları hoş karşılayabilir ancak nükleer santral inşaatı ilerleyince huzursuz olurlar. Bu nasıl reformist? 2 Ekim 1981 seçimlerinde oyların % 97’sini alan Ali Hamaney Devlet Başkanı olur. Peki Hamaney kimi başbakan yapar biliyor musunuz? Bu gün reformcu aday olarak seçime giren ve kaybeden Hüseyin Musavi’yi. İşte kritik sual burada? Seçimleri Ahmed-i Necat kazanmasa ne değişirdi acaba? Reformcu dediğiniz Musavi, devrimin en şedit günlerinde 8 yıl başbakanlık yapmış bir insan. Elbette o da nükleer programa destek verecek, o da Hamas’a ve Hizbullah’a omuz çıkacak. Anti emperyalistlerden, Amerikan aleyhtarlarından baş döndürücü alkışlar alan İran bu rolü kolay kolay bırakamaz. Kaldı ki şu anda Osmanlının boşalttığı alanı kullanıyor, resmen İslam dünyasının liderliğine oynuyorlar. Yer sofrasında lavaşa peynir saran bir başkan... Bu resim doğu ülkelerinde her zaman prim yapar. Musavi daha aristokrat davranır... Köklü devlet geleneği olan İran’a onu yakıştıranların sayısı tahminleri aşar. NERESİ ŞERİAT? 20’nci asrın iki beşeri nizamı komünizm ve kapitalizm insanlığa bir şey veremez. Yeni nesiller arayış içine girer, İslam hakkında okuyup araştırırlar. Eğer güzel dinimiz, güler yüzlü, tatlı dilli mübelliğler tarafından sunulacak olsa... Sanatçılar yazarlar İslamiyet hakkında övücü sözler sarf ettikçe şer cephesi paniklemeye başlar. İşte bu yüzden aksi, hırslı geçimsiz Humeyni İslam karşıtlarının işine yarar. Onun militanca tavırlarını manşetlere taşır, kâh eli kanlı karikatürlerini çizer, kâh çatık kaşlı resimlerini basarlar. Gün geçmez ki ekranlar İran mahreçli bir infaz vakasına yer ayırmasınlar. Eğer Osmanlı, Selçuklu şeriat ile yönetildiyse, İran’daki şeriat olamaz... Hakiki şeriat önce bu molları yargılar. Elçilik basmak, rehin almak yakışır mı Müslümana? TÜRKLER ÇEKİLİNCE... Peki İran İslam alemine liderlik yapabilir mi? İslam dünyasında ezici ekseriyetin Sünni olduğu vakıa. İlk bakışta Şiilerin, “mescitlere astıkları insan tasvirleri ile, vaz geçemedikleri muta nikahı (ücretli ve geçici birliktelik) ile, sık kabaran Pers damarlarıyla ve Sahabelere karşı takındıkları saygısız tavırlarla” başka bir coğrafyada zemin bulamayacağı söylense de... Propaganda diye bir gerçek var... En güçlü silah! Suriye’nin belki yüzde 90’ı sünni ama her yüz dükkandan 90’ında Lübnanlı Şii lider Fadlallah’ın posteri görülüyor. Nitekim Irak’ı da (Bush’un sayesinde) avuçlarına aldılar. Sorsanız Filistin’de hiç Şii yoktur lâkin çaresiz kalan insanlar İran destekli Hamas etrafında toplandılar. Musavi’nin icraatı farklı olur muydu? Sanmam. Belki biraz daha usturuplu davranırdı o kadar...
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT