BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ordumuzu yıpratan alçaklar

Ordumuzu yıpratan alçaklar

Genelkurmay Başkanımız; “bir kağıt parçasını ele alarak ordumuzu yıpratmaya çalışanlardan” haklı olarak çok şikayetçi. O, alçak kelimesini kullanmadan öfkesini ifade ediyor. Ben de düşünerek, bilerek, inanarak bu kelimeyi kullanıyorum. Çünkü biliyorum ki ordusuz devlet, ordusuz millet, ordusuz vatan olmaz.



Genelkurmay Başkanımız; “bir kağıt parçasını ele alarak ordumuzu yıpratmaya çalışanlardan” haklı olarak çok şikayetçi. O, alçak kelimesini kullanmadan öfkesini ifade ediyor. Ben de düşünerek, bilerek, inanarak bu kelimeyi kullanıyorum. Çünkü biliyorum ki ordusuz devlet, ordusuz millet, ordusuz vatan olmaz. Yeni kurulan Türk Cumhuriyetlerine 1980 yılından itibaren 10 defa gidip geldim. Onlarla ilgili olarak 101 TV programı hazırladım ve sundum. Gördüm ki Ruslar bütün Türkistan topraklarına, ellerini kollarını sallayarak girmişler. İnanmayacaksınız ama gerçek, hem de dehşetli bir gerçek: Bir kaç Türkiye büyüklüğünde olan Türkistan topraklarını istila eden Rus ordusu 100 ölü bile vermemiş! Haydi bu rakamı bir de yazı ile belirteyim: (yüz - yüz - yüz) asker kaybıyla Ruslar bütün Türkistan’ı pençelemişlerdi. Gittiğim her Türk Cumhuriyetinde, bu inanılmaz esaretin sebebini sormuştum. Bana hep aynı cevabı vermişlerdi: - Ordumuz yoktu! Ordumuz yoktu! demişlerdi. Ordusu yıpranmış, savaş kabiliyetini kaybetmiş bir Türkiye’nin o eski Türk Cumhuriyetlerinden farkı kalmaz. Bir Kerkük horyatında deniliyor ki: O yar gözün / Kim görmüş o yar gözün? Arslan gücünden düşse / Karınca oyar gözün! Ordusu zayıflayan bir Türkiye, kırk devletin esareti altına düşer. Bundan şüphem yok. Yalnız şunu çok iyi bilmeliyiz ki, ordumuz sadece dışardan yapılan hücumlarla, tertiplerle, hilelerle yıpranmaz. Ordumuzu yıpratan, zayıflatan, bölen... en tehlikeli gelişmeler kendi içinde de olur. Mesela: Bâzı kumandanların, bir hükûmet darbesine kalkışmaları kadar, orduyu yıpratan bir hareket düşünemiyorum. Samimiyetle inanıyorum ki, bazı kalabalıkların meydanlara dökülerek; “Ordu! ordu! Çok yaşa! Ordu gençlik el ele!” diye haykırmaları da bilerek veya bilmeyerek ordu düşmanlığıdır. Ordunun siyasî hayatımıza müdahale etmesi, büyük buhranlar felaketler, bölünmeler meydana getiriyor. Ordu, kayıtsız-şartsız siyasetin dışında kalmalıdır. Ah mümkün olsa da, biz Kara, Deniz ve Hava Harp Okullarında okuyan çocuklarımıza bütün neticeleriyle bir darbeler tarihi okutabilsek. Mesela: Birtakım delifişek subaylarımız, bir isyan hareketiyle 2. Abdülhamid Han’ı tahtından indirerek siyasete el koyunca 10 yıl gibi kısa bir sürede, koskoca bir İmparatorluğu darmadağın ettiler. Birinci Dünya Savaşına girince iki milyon insanımızı kaybettik. 27 Mayıs isyanıyla, milletimize-devletimize büyük hizmetlerde bulunan Başbakan Adnan Menderes’i ve iki bakanımızı darağaçlarına verdik. Bugün hiç kimse, Menderes’in idamını doğru bulmuyor. 12 Eylül isyanından sonra ne oldu? derseniz cevabı çok açık: 50 kişi asıldı. 171 kişi işkence altında öldü. 650 bin kişi gözaltına alındı. 230 bin dâvâ açıldı. 3.854 öğretmenin 120 üniversite öğretim üyesinin, 47 hâkimin işine son verildi. Ve daha neler, neler, neler. 27 Mayıs isyanına katılan Türkeş’in el yazısıyla bir açıklaması var. Diyor ki; “En iyi bir askerî idare, en kötü bir sivil idareden daha kötüdür.” Darbeciler de, darbe heveslileri de ordumuzu yıpratmaktadırlar. Yeter artık, yeter artık.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT