BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Dağlar Kenti ŞENLENİYOR

Dağlar Kenti ŞENLENİYOR

Hakkari’de güvenlik problemi büyüyünce yaylacılık yasaklanmış ve hayvancılık bitme noktasına gelmişti. Ancak son zamanlarda yaylalar şenlenmeye başlamış, bununla birlikte hayvancılık faaliyetleri de hız kazanmış...



Memleketten HABER VAR -60- Behçet FAKİHOĞLU Hakkari’de güvenlik problemi büyüyünce yaylacılık yasaklanmış ve hayvancılık bitme noktasına gelmişti. Ancak son zamanlarda yaylalar şenlenmeye başlamış, bununla birlikte hayvancılık faaliyetleri de hız kazanmış... Yüksekliğin bin 500 ile 2 bin metre arasında yoğunluk kazandığı, 30’dan fazla doruğun 3 bin metreyi aştığı Hakkari’ye, boşuna “Dağlar Kenti” denmemiş. İl topraklarının yüzde 87.6’sı dağlık, yüzde 10.3’ü platoluk, yüzde 2.1’i de ovalık. “Dağları ütülense, Konya ovası kadar toprak eder” sözü de anlamlıdır... Yöreyi daha iyi tanımak için il merkezinden batı istikametine doğru yola koyulduk.. Yeşillikler, bahçelerle donanmış Mezran Mahallesinden geçerek, tırmanışa geçtik. Tepe noktasına vardığımızda, rakımı bin 700’lere yakın olan şehir merkezi aşağıda, bir kuyudaymış gibi görünüyordu. Öbür tarafta da yeşillikler içinde görünen Durankaya Beldesi. Zirveleri karlı dağlarla eşit seviyede gibiydik. Derin vadiler, haşin coğrafya bu yükseklikte çok etkileyiciydi. Durankaya istikametine doğru inişe geçtik, meyve ağaçları ve yeşillikler içindeki bölge çok bereketli görünüyordu. Tekrar tırmanışa geçtik, bir zirveyi aştık, inişle Geçitli’ye vardık. NE HAZİNELER VARMIŞ Zaten Hakkari’de yollar ya zirvelere çıkıp inmelerden oluşur, ya da derin vadilerden geçer. Abdülkadir-i Geylani Hazretleri’nin babalarının kabr-i şerifi Durankaya’dan sonra Nişe (Işık) köyünde, o da yeşil ve şirin. Yörede çok bilinen ve yurdun değişik yerlerinden de ziyaretçi çeken türbeye gidiyoruz. Köyün genç imamı Osman Hoca bizi görünce geliyor, mihmandarlık yapıyor. Burası Seyit Ebu Salih Musa Genci Dost Hazretlerinin türbesi. Bu zat Abdulkadir-i Geylani Hazretleri’nin babası. Hakkari’nin bu ücra noktasında ne hazineler varmış meğer... YAYLACILIK YENİDEN... Hakkari için yaylacılık çok önemli. Eskiden memurlar dışındaki bütün ahali yazın yaylalara çıkar, kıl çadırlarında kalır, sonbahara kadar orada yaşardı. Güvenlik problemi büyüyünce, bir ara yaylacılık yasaklandı, hayvancılık da bu arada bitme noktasına geldi. Şimdi yaylacılık tekrar başlamış, hayvancılık da eskisi kadar olmasa bile başlamış. Yüksek yerlerde bulunan birçok yayla yazın şenleniyor. Etraf yemyeşil, buz gibi sular akıyor, koyunlar sağılmak için gelmiş, herkeste tatlı bir telaş. Çoban Ahmet Kutluk bulunduğumuz çadıra geliyor, muhabbet ediyoruz. 24 SAAT ÇOBANLIK Sabah 6’da koyunlar yayılır, 8’de bir su üzerinde dinlenir, Ahmet de kahvaltısını bu saatte yapar. Saat 10 civarında sağma yerine gelinir, 2 saat sağma sürer, sonra tekrar yayılır, 16’da tekrar sağma, sonra 22’ye kadar otlatma. 22’de açık havada uyku, dinlenme, gece 1’de karanlığa aldırmadan tekrar yayılma, 3’te tekrar uyku ve dinlenme... 30 yıldır hayat böyle Çoban Ahmet için. 700 koyunu, 3 çoban köpeğiyle tek başına Çoban Ahmet. Geceler, dağlar, bazen de kurtlar, ayılar... Yine de şikayetçi değil Çoban Ahmet, şükrediyor, çoluk çocuğunun rızkını kazanıyor... ZAP VADİSİ VE ÇUKURCA Çukurca’ya gitmek için Zap Vadisi’ne yöneliyoruz. Zap’ın kıyısındaki düzgün yolda devam ediyoruz. Sular çamurlu ve deli deli akıyor. Son zamanlarda hergün yağan yağmurlar ve yol yapım çalışmalarından olsa gerek. Zap kıyısında ağaçlar ve yeşillikler beklediğimizden de fazla, dağların da çoğu ormanlık. Zaman zaman çok daralan vadi, iki taraftan gökyüzüne sarp kayalar şeklinde yükseliyor. Korka korka bakıyor, muhteşem manzaradan çok etkileniyoruz. Yol üstündeki Üzümcü köyü sebze-meyve deposu. Her taraf bahçe, iri iri dutlar yerlere düşmüş. Zaten bu köyün ikliminin Akdeniz gibi olduğu ve her çeşit sebze ve meyvenin yetiştiği söyleniyor. Yolumuz Zap’la birlikte kıvrıla kıvrıla devam ediyor. Her taraf sakin, insanlar rahat. Basına yansıyan tedirginliklerden ve korkulardan eser yok. İnsan düşünmeden edemiyor, “Her gün terörle anılan yerler buralar mı?” diye... NAR AĞAÇLARI NE GÜZEL Köprülü’de askerî birlik, iki tarafta da iş makinaları, yoğun bir çalışma. Zap’a ilk gem burada vurulacakmış, enerji maksatlı ilk baraj... Narlı’ya varıyoruz, yolun sağında, solunda çiçek açmış nar ağaçları ne güzel de yakışmış. Nihayet biraz tırmanıştan sonra Çukurca... Kalesi, taşevleri, yaslandığı dağları ile Çukurca, az ötede de Irak... Son zamanlarda sürekli yağan yağmurlar kupkuru dağları bile yeşile bürümüş. Bereketli Yüksekova, yükselmiş buğdaylarıyla daha da yeşil olmuş. Ovanın yeşilini, ucu karlı dağlar takip ediyor, bambaşka bir güzellik veriyor. Yüksekova ilçe merkezi, ovanın yeşilini biraz kesintiye uğratmış. Binalar ve araç modelleri, buranın ekonomik durumunun farklılığını ortaya koyuyor. İlçe yollarının yenilenmesi çalışmalarından olsa gerek, yükselen tozlar, sıcak havayı daha da çekilmez kılıyor; bu sıkıcı ortamdan kurtulmanın yolunu transit geçmekte buluyoruz. Önümüze çıkan engebeli ve ormanlık arazi Şemdinli’ye yaklaştığımızı gösteriyordu. Dağlar belirginleştikçe yeşil örtü yoğunlaşıyor, vadilerdeki güzellik ve yeşillik artıyordu. 1900 rakımlı Şapatan Geçidi’nde Şemdinli uzaktan görünmeye başlarken, bu coğrafyaya tepeden bakmanın doyulmaz lezzetini tadıyorduk. İlçe merkezinde fazla oyalanmadan, Derecik istikametine doğru yola koyulduk. Nehri’ye (Bağlar) varmak için sabırsızlanıyorduk. Yollar yapılmış, asfaltlanmış. NEHRİ’NİN ÖNEMİ Tarihî Taşköprü görününce, sağa, Nehri içine giden yola saptık. Artık Nehri topraklarında idik. Yol genişletme ve yapım çalışmaları devam ediyordu. Belli ki yetkililer bu hazineyi keşfetmeye başlamış. Biraz sonra Kayme Sarayı’nın yıkık duvarları göründü, içim cız etti. Bir zamanlar en büyük İslam alimlerinin, en önemli medreselerin bulunduğu, dünyanın ilim-irfan merkezi böyle mi olmalıydı? Bu gibi karışık düşünceler ve sorularla çeşme başına varıyoruz. Sular bu sene fazla, ortalık da kalabalık. Artık bu mübarek beldeleri kimse saklayamıyor, bir araba gidip, bir başkası geliyor. MÜBAREK ZATLAR BURADA Mezarlığa doğru yöneldik, Büyük İslam Alimi Seyyid Abdullah Hazretlerini türbesine, kabr-i şerifine vardık. Bereketlenmek için gelen başkaları da oradaydı. Sonra mezarlığın üst tarafına, büyük veliler Seyyid Taha-i Hakkari Hazretleri ve kardeşi Seyyid Salih Hazretleri’nin kabr-i şeriflerine vardık. Seyyid Taha-i Hakkari Hazretlerinin ayak ucunda kardeşleri Seyyid Salih Hazretlerinin kabr-i şerifleri bulunurken, mezar taşlarının 3 tane olması dikkat çekiciydi. Bu mübarek zatların ve sevenleri olan evliyanın medfun bulunduğu kabristan, sanki bir cennet köşesi idi... Kayme Sarayı’nın yıkıntıları arasında dolanırken, ne büyük ihmalkarlık içinde olunduğunu düşündüm, bu hatanın bir an önce telafi edilerek, gerekenin yapılmasını diledim. Bir zamanlar binlerce ilim ehlinin yaşadığı Nehri bu halde bırakılmamalı, hakkettiği gibi korunmalıdır... ÇOBANLIK YAPARAK 10 ÇOCUĞUNA BAKIYOR Çoban Ahmet 48 yaşında, 30 yıldır çobanlık yapıyormuş. Mayıs’tan Kasım’a kadar, 6 ay çobanlık yapar, her ay için bin 500 TL maaş alır, o parayla 10 çocuğu ve ailesini geçindirirmiş. Ayda bir sefer evine uğrar, çocuklarını görürmüş. TAŞKÖPRܒDE YOLLAR GENİŞLETİLİYOR Hakkari’de bulunan tarihî Taşköprü, Nehri bölgesine giden yol üzerinde bulunuyor. Tabii güzellikleriyle öne çıkan bölgede, yol çalışmaları devam ediyor. DUYGULAR KİLİMLERDE... Hakkari Kilimleri; motifleri, dokunuşları ve sanat değerleri ile ünlüdür. Bir kültür birikiminin sonucu olarak ortaya çıkmış motiflerdeki desenler ve renkler; dokuyan insanların duygularını, düşüncelerini ve o andaki ruh halini aktarma aracı olmuştur. Hakkari kilimleri; arka arkaya çift sıra halinde gerilmiş çözgü ipliklerinin arasında, atkı ipliklerinin çapraz olarak önden ve arkadan geçirilmesi ile dokunur. Dokunan kilimlerde, yörenin kendine özgü ve tabiatta yetişen bitki köklerinden elde edilen 5 temel renk kullanılmaktadır; kırmızı, lacivert, kahverengi, siyah ve beyaz. Yeşil, sarı ve mavi de tali renkler olarak kullanılmakta...
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT