BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Peygamberlerin insanlığa yaptıkları bazı hizmetler -2-

Peygamberlerin insanlığa yaptıkları bazı hizmetler -2-

Ma’lûm olduğu üzere, İslâmın birinci şartı, Allahü teâlâya ve Peygamberine (aleyhisselâm) îmândır. Ya’nî onları sevmek ve sözlerini beğenip kabûl etmektir.



Ma’lûm olduğu üzere, İslâmın birinci şartı, Allahü teâlâya ve Peygamberine (aleyhisselâm) îmândır. Ya’nî onları sevmek ve sözlerini beğenip kabûl etmektir. İnsanlığın doğru yolu bulması, ahlâken yükselmesi, bütün beşeriyetin dünyâda ve âhirette huzûra kavuşmaları için, bütün zamanlara, bütün mekânlara, bütün kavimlere Peygamberler gönderildiği gibi, son Peygamber olarak da Muhammed aleyhisselâm gönderilmiştir. “Gerçekten sen, büyük bir ahlâk üzeresin” (Kalem, 4) âyet-i kerîmesinde, Allahü teâlâ’nın büyük iltifâtına mazhar olan Sevgili Peygamberimiz, Kur’ân’dan ibâret olan güzel ahlâkını, hem hayâtında sergilediği tatbîkâtıyla, hem de güzel emir ve tavsiyeleriyle ümmetine teblîğ etmiştir. “O’nun şahsında, Allah’ı ve âhiret gününü umanlar ve Allah’ı çokça hâtırlayanlar için güzel edeb ve ahlâk nümûneleri vardır “ (Ahzâb, 21) âyet-i celîlesi, Muhammed aleyhisselâmın “üsve-i hasene” [nümûne-i imtisâl=en güzel örnek] olduğunu ne güzel ifâde etmektedir? Sevgili Peygamberimiz de, “Ben, iyi huyları tamâmlamak, yerleştirmek için gönderildim” buyurmuştur. O’nun güzel huyları o kadar çoktu ki, herkesi hayran bırakırdı; görenler ve işitenlerden nasipli olanlar, seve-seve Müslüman olurdu. O’nun hiçbir hareketinde, hiçbir işinde, hiçbir sözünde, hiçbir zaman, hiçbir çirkinlik, hiçbir kusûr görülmemiştir. Allahü teâlâ, bir insanda bulunabilecek görünür-görünmez bütün iyilikleri, bütün üstünlükleri, bütün güzellikleri, dünyâ ve âhiretin Efendisi, insanların ve cinnîlerin Peygamberi kıldığı Resûl-i Ekrem Muhammed aleyhisselâmda toplamıştır. Mahlûkların yaratılmasına sebep olan ve Âdemoğullarının en üstünü, en şereflisi, en kıymetlisi bulunan Muhammed aleyhisselâm, “Habîbullah”tır [Allahü teâlânın en çok sevdiği kimsedir.] KUR’ÂN-I KERÎMDE ÖVÜLMEKTEDİR Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîminde Resûlullah Efendimizi övmektedir; bizim de onu övmemiz bir ibâdettir. Âyet-i kerîmelerde meâlen buyuruluyor ki: “Biz seni, âlemlere rahmet olarak gönderdik.” [Enbiyâ, 107]; “Biz seni, bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.” [Sebe’, 28]; “Senin için bitmeyen, sonsuz ecir vardır. Elbette sen büyük bir ahlâk üzeresin.” [Kalem, 3-4]; “Allah ve melekleri, Peygambere (Resûlullah’a) salât ediyor; ey îmân edenler, siz de ona salât u selâm getirin.” [Ahzâb, 56] Yüce Rabbimiz meâlen: “Peygamber, mü’minlere cânlarından evlâdır [ileridir, daha yakındır]. O’nun hanımları da onların anneleridir...” [Ahzâb, 6] buyuruyor. Yine Allahü teâlâ meâlen şöyle buyurmaktadır: “(Ey inananlar!) Andolsun ki, size içinizden, kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız, ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün [üstünüze çokça titreyen], mü’minlere karşı çok şefkatli ve gâyet merhametlidir.” (Tevbe, 128) Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki: “Allahü teâlâ, bir kuluna yazı ve söz san’atı ihsân ederse, Resûlullahı övsün, düşmânlarını kötülesin.” “Bir şeyi çok seven, elbette onu çok anar.” Onun için Resûl-i Ekrem Muhammed aleyhisselâmı lâyıkı vechile, doğru bir şekilde beşeriyete tanıtmak, biz Müslümanlar için bir insanlık, Müslümânlık ve vefâ borcudur. Bilindiği gibi, Resûlullah’ın (aleyhisselâm) şâirleri vardı; onu överler, düşmânlarının iftirâlarına cevâplar verirlerdi. Resûlullah Efendimiz, şâirlerinden Hassân bin Sâbit için, Mescid-i Nebevî’de bir kürsü bile koydurmuştu. O buraya çıkıp, Resûlullah’ı över, O’nun düşmânlarını kötülerdi. Her mü’minin, Resûlullah’ı çok sevmesi lâzımdır. Çünkü, başta “Sahîh-i Buhârî” olmak üzere, birçok hadîs kitâbında yer alan bir hadîs-i şerîfte meâlen, “Bir kimse, beni çocuğundan, babasından ve herkesten dahâ çok sevmedikçe, [kâmil ma’nâda] îmân etmiş olmaz” buyuruldu. Ya’nî o kişinin îmânı olgun olmaz. Muhammed aleyhisselâm’a tâm ve kusûrsuz tâbi’ olabilmek için, onu tâm ve kusûrsuz sevmek lâzımdır. Bunun alâmeti de, onun dostlarını dost, düşmânlarını düşmân bilmek, onu beğenmeyenleri sevmemektir. Allahü teâlâ, kâfirlerin, kendi düşmânı ve Peygamberinin düşmânı olduklarını bildiriyor. Allahü teâlânın düşmânlarını sevmek ve onlarla kaynaşmak, insanı Allahü teâlâya ve O’nun Peygamberine düşmân olmaya sürükler. [Tabîî ki sevgi ve nefret kalpte olur. Dînimizin gereği, onlara da acıyarak, zâhiren iyi davranmak, tatlı dilli ve güler yüzlü olmak lâzımdır.]
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT