BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Mücessem ve müşekkel...

Mücessem ve müşekkel...

-Mücessem bir ahmak! Rahmetli Necip Fazıl birine öfkesi kabardığında, böyle derdi. Öfkesi arttığında, ilave ederdi: -Mücessem ve müşekkel bir ahmak! Sevmediği bazı insanlardan, “hamakat numunesi” diye bahsederdi. Necip Fazıl, sadece bireysel tozutmalara değil, her türlü “jakoben ve vesayetçi” ahmaklıklara da tepki verirdi. Nasıl mı?



-Mücessem bir ahmak! Rahmetli Necip Fazıl birine öfkesi kabardığında, böyle derdi. Öfkesi arttığında, ilave ederdi: -Mücessem ve müşekkel bir ahmak! Sevmediği bazı insanlardan, “hamakat numunesi” diye bahsederdi. Necip Fazıl, sadece bireysel tozutmalara değil, her türlü “jakoben ve vesayetçi” ahmaklıklara da tepki verirdi. Nasıl mı? Mesela şöyle: Yeter senden çektiğim ey tersi dönmüş ahmak! Bir saman kağıdından, bütün iş kopya almak Ve sonra kelimeler; kutlu, mutlu, ulusal Mavalları bastırdı devrim isimli masal *** Bireysel ahmaklık, hoş görülebilir. Çok bunalırsanız, “Ahmağa verilecek en iyi cevap, sükûttur” düsturuyla rahatlayabilirsiniz. Ne var ki, ahmaklığın kurumsallaşması, tahammül sınırlarını zorlayan bir keyfiyettir. Bir ülkede “müesses nizam”, değişime ayak uyduramayarak “müesses hamakat” mertebesine eriştiğinde, ortam karışır. Dahası, manevra alanınız daralır; köşeye sıkışırsınız. Size düşen, sistemi sorgulamak değil, sistemin kendini sağlama almak için ürettiği zırvaları tevil etmektir. İçinizden, “Zırva tevil götürmüyor, be kardeşim!” diye isyan etseniz de yapacak bir şey yoktur. *** Yıllar önce yabancı bir gazetede, ilginç bir cümle okumuştum. Şöyleydi: -Bir ahmağın topluma vereceği zarar, toplumsal hiyerarşide sahip olduğu yer ile doğru orantılıdır. Atalarımız, farklı cepheden bakarak daha güzelini söylemişler: -Cehlin zararı, hamakat-ı muhitanın (ortamın ahmaklığının) murabbaı (karesi) ile mebsuten mütenasiptir (doğru orantılıdır). *** Eğri oturalım, doğru konuşalım. Herkesin, “Ben kimim ulan!” ya da “Sen kimsin ulan!” dediği “hamakat timsali” bir ülkede, kargaşa hiç bitmez. Çakallar vadisine dönüşen bir ülke, hangi problemini çözebilir? Yozlaşma, kamu yönetimine de sirayet ederse, demokrasiden söz edilebilir mi? *** Bugüne kadar ne mi öğrendik? Soğuk Savaş yıllarında, demokrasinin irtifa kaybetmesini gizlemek çok kolaydı. Dolayısıyla, “demokrasi açığı” ile seviyeli bir beraberliği sürdürebiliyorduk. Şimdilerde, işler bir hayli farklı. Açığı kapatmak zorundayız. Açığı kapatmanın ön şartı, sandığa saygılı olmak; daha sonra da “hesap verme sorumluluğu” ve “saydamlık” diye bilinen iki ilkeyi hayata geçirmektir. Ne dersiniz, çok mu zor?
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT