BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Türk dış politikası ve arşivlerimiz

Türk dış politikası ve arşivlerimiz

Dış Politikası tarihimizle ilgili çalışma yapmakta olan bilim adamlarımız için durum vahimdir. Zira bu konuda çalışan birinin, mutlaka yararlanması gereken Dışişleri Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı evrakına ulaşması mümkün değildir.



Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü’nün İstanbul Cağaloğlu’nda bulunan binası. Dış politika tarihten bağımsız düşünülemez. Başarılı diplomatlar, üzerinde çalıştıkları konunun tarihini tüm yönleriyle öğrenmeye gayret gösterirler. Bunun için de müracaat edecekleri yer dışişleri bakanlığının arşividir. Kuşkusuz, müzakere halinde bulundukları muhatapları da, aynı konuyu kendi ülkelerinin arşivlerinden incelerler. Evvelce cereyan etmiş görüşmeleri, meydana gelmiş olayları, bakanlık ile sefaretler arasındaki yazışmaları daha iyi muhafaza ve tasnif etmiş olan taraf müzakereye her zaman bir adım önde başlar. İmparatorluğumuz zamanında “Hazine-i Evrak” olarak isimlendirilen devlet arşivi tutma geleneği, Cumhuriyetimiz kurulduktan sonra da devam ettirilmiştir. Bununla birlikte, İkinci Dünya Savaşı’na kadarki yıllarda Osmanlı belgelerinin korunmasına yeterince önem verilmediği, hatta bazı belgelerin çuvallar içinde Bulgaristan gibi bazı ülkelere “hurda kâğıt” fiyatına satıldığı da bilinmektedir. Bu anlamsız uygulamadan daha sonra vazgeçilmiş ve tüm modern devletlerde olduğu gibi ülkemizde de Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü kurulmuştur. ÜVEY EVLAT MUAMELESİ Her nedense, büyük bir öngörüyle kurulan Devlet Arşivleri, uzun yıllar boyunca devlet içinde tabiri caizse üvey evlat muamelesi görmüştür. Arşiv idaresine yeterince bütçe ve personel ayrılmadığı için milyonlarca belgeden oluşan İmparatorluk arşivlerimiz layıkıyla tasnif edilemediği gibi, birçok devlet kurumumuz da, anlaşılması zor bir “ketumiyet” hissiyle yasal süresi gelmesine rağmen ellerindeki evrakı Devlet Arşivlerine devretmemektedir. Böyle olunca da, her kurum kendi arşivini kendi bünyesinde, sadece kendi kullanımı için muhafaza etmeye başlamıştır. İşte tam bu noktada tarih araştırmacılarının temel sıkıntısı su yüzüne çıkmaktadır. İmparatorluk dönemiyle ilgili araştırmalar yapacaklar için İstanbul Cağaloğlu’ndaki Osmanlı Arşivleri nispeten yeterli imkanlar sunarken, Cumhuriyet dönemiyle ilgili çalışacaklar Ankara Yenimahalle’deki Cumhuriyet Arşivi’nde aynı derecede zengin bir araştırma imkanı bulamamaktadırlar. Bilhassa, Türk Dış Politikası tarihi çalışmakta olan bilim adamlarımız için durum vahimdir. Zira bu konuda çalışan birinin mutlaka yararlanması gereken Dışişleri Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı evrakına ulaşmak mümkün değildir. Zaman zaman, kendilerine özel izin verilen büyükelçi veya asker kökenli araştırmacılar dışında bu iki kurumumuzun arşivlerinde araştırma yapmak neredeyse imkânsızdır. Halbuki araştırmacılar yasadışı bir şey istememektedirler. Tek istedikleri, gizlilik için öngörülen yasal süresi dolmuş olan belgeleri görebilmek, bunlardan istifade etmek suretiyle, araştırmakta oldukları döneme ilişkin bilimsel verilere dayalı analizler yapabilmektir. Bu iki kurumun arşivinde çalışma yapmak istediğiniz zaman hep aynı cevapla karşılaşırsınız: “Arşivimiz henüz tam olarak tasnif edilmediğinden araştırmacılara kapalıdır.” Benim Siyasal Bilgiler Fakültesinde bir asistanken 1990’ların başında karşılaştığım bu tablo, bugün de değişmemiştir. YABANCILARA MAHKUM OLMAK Peki bu durumda Türkiye’nin dış ilişkilerinin tarihini incelemek isteyen bir tarihçi veya uluslararası ilişkiler uzmanı ne yapar? Ya hiç arşiv belgesine dayanmadan, tamamen ikincil kaynaklardan yararlanarak konuları tahlil etme yoluna gider ki, siyasi tarih incelemeleri açısından belge kullanılmadan yazılan makale ve kitaplar baştan maluldür. Ya da, Türkiye’de ulaşamadığı arşiv belgelerini başka ülkelerde aramaya koyulur. Nitekim, Türk siyasi tarihçisi, maalesef kendi ülkesindeki arşivlerden yeterince istifade edemediği için, son yıllarda çok artan bir şekilde ABD, İngiltere, Rusya, Fransa vb. ülkelerin arşivlerinde çalışma yolunu seçmektedir. Elbette, bir tarihçinin yabancı ülke arşivinde çalışmasından daha tabii bir şey olamaz. Fakat yabancı devletlerin arşivlerinde incelenen Türkiye ile ilgili belgelerin bilimsel açıdan denetlenebilmesi, ancak bu konuda Türkiye’de var olan belgelerin de incelenmesiyle mümkün olabilir. Mesela, 27 Mayıs 1960 darbesine ilişkin olarak Amerikan Milli Arşivlerinde, o tarihte Ankara’da görev yapan Amerikalı diplomatlarca tutulmuş binlerce sayfa evrağa ulaşabilirsiniz. Hatta darbeyi gerçekleştiren Milli Birlik Komitesi üyelerinin şahsi dosyaları, haklarında yazılan raporlar ve ABD ile bağlantılarına ilişkin belgeleri de yine aynı arşivde bulabilirsiniz. Aynı şekilde, Londra’daki İngiltere Arşivinde de, 27 Mayısçılar hakkında tutulmuş istihbarat raporlarına bile ulaşabilirsiniz. Ama aynı konuda kendi ülkenizde bir araştırmaya kalkarsanız, Genelkurmay Başkanlığı’nın ATASE arşivinden yararlanamazsınız. Çünkü, “evrak daha tasnif edilememiştir.” Daha eski bir tarihe gidelim. Diyelim ki, Hitler dönemi Türk-Alman ilişkilerini araştırıyorsunuz. İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasının üzerinden tam 70 yıl geçmiş. Dolayısıyla, o konuyla ilgili belgelerin herhangi bir gizliliği asla söz konusu değil. Ama Dışişleri Bakanlığı arşivinden yararlanmak istediğinizde, cevap aynıdır. Evrak tasnif edilmemiş olduğundan, Türkiye’nin Berlin büyükelçiliğinden gelen kriptoları göremezsiniz. Hariciye’den verilen talimatlara ulaşamazsınız. Yurtdışındaki açık ve tasnif edilmiş belgelerden yararlanmak dışında bir seçeneğiniz kalmaz. SPEKÜLASYONLAR Dışişleri arşivimizin kapalı tutulmasının, araştırmacıların yabancı ülkelerin arşivlerine mahkum kalmasından çok daha önemli bir sakıncası ise, Türkiye Cumhuriyeti’nin geçmişteki uygulamaları hakkında birtakım spekülasyonların, uluslararası alanda dillendirilmesidir. “Bazı belgeler, yasal gizlilik süresi geçmesine rağmen araştırmacılardan saklanmaktaysa, demek ki, bilinmesi istenmeyen bazı şeyler var” ithamını, uluslararası kongrelerde sıklıkla duyarsınız. Bölgesinin “süper gücü” olduğu artık Amerikalı devlet adamlarınca da açıkça kabul edilen Türkiye’nin, arşiv meselesini acilen çözmesinin zamanı gelmiştir. Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, kısıtlı bütçe imkânlarına ve kısıtlı personeline rağmen canla başla çalışmaktadır. Arşivi erişilmez hale getiren, Türkiye’nin iç ve dış düşmanların hedef tahtasında bulunan bir üçüncü dünya ülkesi olduğunu zanneden kolektif bir ulusalcı zihniyettir. Bu zihniyetin ortadan kalkmasıyla, bilim adamlarımız kendi dış politika tarihlerini, kendi arşivlerinde çalışarak yazabilmenin gururunu taşıyacaklardır.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT