BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Kıyma bize ağabey!”

“Kıyma bize ağabey!”

Kezban ve Seyit dağ yolundan koşarak kaçıyorlardı. Nefes nefese kalmışlardı.



Kezban ve Seyit dağ yolundan koşarak kaçıyorlardı. Nefes nefese kalmışlardı. Kezban’ın ayağındaki çarıklar yırtılmış, ayakları kanamaya başlamıştı. Sonunda dayanamadı: - Allahını seversen dur Seyit. Bırak gelip bulsunlar, ne yapacaklarsa yapsınlar, korkmuyorum, yeter ki dur, yoksa burada parçalanıp öleceğim. Genç adam acıyarak baktı karısına. Hemen yanına geldi onun. Şefkatle tuttu omzundan, oracıktaki bir kayanın üzerine oturttu. - Hele otur bir dinlen. Çok yoruldun, haklısın. Ağlamaya başlamıştı Kezban: - Nereye kadar kaçarız Seyit’im! Bulacaklar bizi. Tanımaz mısın ağamı? Sıkıntıyla çevirdi kafasını genç adam. Gözleri bulanıktı. Cebinden bir sigara çıkartıp yaktı. Çaresizlikten konuşacak şey bulamamıştı. Yarım saat kadar dinlendiler orada. Tekrar yola koyulmaya hazırlandıkları sırada yüreklerini ağızlarına getiren bir patlama duydular. Korkuyla bakındılar çevreye. Kimsecikler görünmüyordu. Kezban fısıldadı: - Bu da neydi? - Silah sesi... Geldiler... Gerçekten çok geçmeden Hıdır’ın sesi duyuldu kayaların ardından: - Seyiiiiit! Namusumun katili, çık ortaya!.. Kezban kocasına sokuldu usulca. Dudakları titriyor, neredeyse yüreğinin sesi duyuluyordu dışarıdan. Seyit elini ağzına siper yapıp seslendi: - Hıdır ağabey, bir büyüklük et, birbirimizi sevdik biz. Nikahımız da kıyıldı. Karımdır artık Kezban. Elleme bize. Bir patlama daha duyuldu. Sıçrayarak kenara kaçtılar gayriihtiyari. Kezban ağlamaklı bir sesle atıldı: - Vuracak bunlar bizi... Sesini yükseltip haykırdı: - Ağabey, kıyma bize ne olur, evlendim ben Seyit’le, ne olur anla bizi... Hıdır iki bacağını açmış bir vaziyette çıkıverdi kayaların ardından. Tuhaf bir gülümseme vardı dudaklarında. Sürdürdüğü savaşta bütün her şeyin kendi lehinde olmasının verdiği memnuniyet, ses tonuna bile alaycı bir şekilde yansımıştı: - Vay vay vay, demek evlendin ha? Kime sordun da evlendin kız! Sen benim yüz karamsın anlıyor musun, bu lekeyi temizlemezsem bana da Kuyululu Hıdır demesinler... Silahını bir kez daha doğrulttu genç çiftin üzerine. Tetiğe asıldı hiç düşünmeden. Patlama kayalık arazide yankılandı uzun süre. - Ağabey, yapma elini ayağını öpeyim, kıyma bize... diye haykırdı Kezban. Seyit’in önüne geçti, iki kolunu açarak siper etti gövdesini. Tam bu sırada ters yönden bir patlama daha duyuldu. Hafif ama boğuk bir çığlık yükseldi Seyit’in dudaklarından: - Ah anam, vuruldum... Dizlerinin üzerinde dönerek çöktü yere. Göğsünün üzerine hızla bir kırmızılık yayıldı. Kezban dehşet içinde bakıyordu onun titreyen vücuduna. Feryatlar içinde atıldı, kapandı üzerine: - Seyiiiiit, Seyit’im benim... Kıydılar mı sana civanım... Silahın atıldığı yere baktı şaşkınlıkla. Recep tüfeğinin namlusunu üfleyerek çıktı kayalıkların ardında. Sırıtıyordu. Kekeledi genç kadın şaşkınlıkla: - Vurdun onu, vicdansız, onu vurdun... Başının döndüğünü, dünyanın karardığını hissetti. Dizlerindeki güç kaybolmaya başlamıştı. Yavaşça elini başına götürdü. Bir boşluğun içine yuvarlanıverdi sanki o anda. Bayılmıştı. Hıdır tüfeğinin ucuyla Seyit’in cansız vücudunu dürtükledi: - Gömün şunu, cezasını buldu... Hiçbir şey olmamış gibi bir sigara yaktı. Kız kardeşini kucaklayıp atın üzerine yatırdı. Geriye dönüş başlamıştı. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT