BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sabahtan beri açtı karnı!..

Sabahtan beri açtı karnı!..

Elinde kalan paraya baktı kadın. Olacak gibi değildi. Neredeyse üçte ikisi tükenmişti.



Elinde kalan paraya baktı kadın. Olacak gibi değildi. Neredeyse üçte ikisi tükenmişti. Kiraya verilen peşinat, eşyalar derken elde avuçta az bir şey kalmıştı. Mutlaka çalışması gerekiyordu yaşamak için. Şehnaz’ın uyanmasını bekledi. Genç kız kalkınca hemen başının örtüsünü bağladı, pardösüsünü giydi, eski, lastik ayakkabılarını geçirdi ayağına: - Sen otur kahvaltını et, ben bir dolanayım bakayım. Kız onun ne için gittiğini anlayacak kadar zekiydi, dudak bükerek cevapladı: - İnat etmesen olmayacak yani, ne var sanki izin versen, hazır iş de var! - Konuşma fazla bilip bilmeden... Ben ne yaptığımı biliyorum. Kapıyı çarpıp çıktı. Yan komşusu Kezban kapısının önünü yıkıyordu: - Günaydın komşu, gidip bir kolaçan edeyim etrafı, bir iş bulmak lazım. Kezban hafifçe gülümseyip başını sallamakla yetindi. Seher “pek de genç, cahil zavallı, kalkıp gelmiş buralara, kapanmış bu kadar çocukla eve, bu da hayat işte” diye geçirdi içinden, hızlı adımlarla yokuş aşağı yürürken. Akşama kadar dolaştı. Yol iz bilmiyordu ama zeki kadındı. Bütün Soğanlık esnafını, Kartal esnafını gezdi. Lokantalara baktı, Afyon’daki gibi bulaşıkçılık yapmak için. Mağazalara girdi çekinmeden, ofislere daldı. Herkes başını iki yana sallıyor, “iş miş yok bacı” diye geri çeviriyordu kendisini. Umutları yitmişti yorgunluktan Kartal iskelesinin önündeki meydandaki banklara çöktüğü zaman. Bitap düşmüştü. Kötü düşünceleri, korkuları, kuşkuları bir yana atıp kıza izin vermek zorundaydı. Yoksa ellerindeki para iki günde savrulup gidecekti. Bir sürü eksik vardı evde. Eski yeni, bir şekilde tamamlanması gerekiyordu. Hangisine yetecekti elde kalan? Boğaza mı, ihtiyaçlara mı? Sıkıntıyla soludu. Sabahtan beri açtı. Karnı guruldamaya başlamıştı. Pazar yerine doğru yürüdü. Biraz erzak alsa akşam için, ertesi gün için bir şeyler yapardı. Hemen bir markete daldı, iki paket makarna, pirinç, nohut gibi kuru erzaklardan koydu sepetine. Bir teneke yağ aldı. Kahvaltılık birkaç parça şey derken kasaya gelip ödeyeceği miktarı duyduğu zaman gözleri dehşet içinde fırladı yuvalarından. Çaresiz ödedi. - Olmayacak böyle... Biz burada bir hafta bile yaşayamayız... Ne delilik ettim de kalkıp geldim ben, kurulu düzeni tepe taklak ettim. Ah Cengiz, ah oğul, yediğimiz darbeler yetmiyormuş gibi bir de sen vurdun acımadan. Güçlükle taşıdı aldıklarını minibüse kadar. Neredeyse sürüklüyordu artık torbaları. Bu memlekette yol parası bile yetişmezdi. Bankada bıraktığı birkaç kuruş paraya dokunmamaya karar verdi. Olur ya, oğlunun izini buluverirse bir gün, o zaman ihtiyacı olacaktı. Minibüs bozuk yolda dura kalka ilerledi. Son durakta indi. Buradan sonrasını yürüyecekti artık. Bir gayret yüklendi erzaklarını, torbayı sırtına vurdu köyden kalma alışkanlıkla. Sıcak zaten insanı lime lime ediyor, ter burnundan damlıyordu. Yorgunluktan ağlamaklı olmuştu. Reşat’ı düşünüyor, acısı yeniden kanıyor, içine düştüğü durumdan yakınıyordu. Uzaktan tek gözlü gecekondusunu görünce biraz gayretlendi. Az daha yaklaşıp olanca gücüyle bağırdı: - Şehnaaaz, kız Şehnaz! Genç kız fırladı kapıdan. Onun uzun, biçimli vücuduna bakıp içi titredi. Kıyamadı bir anda. Çaresizlikten yutkundu. - Geldim işte, al şunları yardım et, hiçbir şey bulamadım, iş miş yok bu şehirde kimseye... Kuruyan dudaklarını ıslattı diliyle. Yan gözle kızına baktı: - Hazırlan yarın, gidip şu Nuri efendinin dediği işe bakalım senin için! Şehnaz hayretle açtı gözlerini. Hafif bir sevinç çığlığı fırladı dudaklarından. Hemen sustu. Seher dönüp ters ters baktı sessizce. Kadıköy dolmuşundan indikleri zaman gördükleri kalabalık karşısında bir an şaşkınlık içinde kaldı Seher’le Şehnaz. Birbirlerine sıkı sıkıya tutundular sanki birileri birini çekip alacakmış gibi. - Vay anam, insanların hepsi sokaklara dökülmüşler... İki gün önce Nuri gelmiş, eve gereken eksikleri almışlardı Kadıköy’e gelip. Kamyonetle dükkanın önüne kadar gittikleri için o zaman bu yoğunluğu bu kadar fark edememişlerdi. Şimdi ise başları dönüyordu adeta. Korkarak yürüdüler. Nuri’nin verdiği adresi bulmakta güçlük çekmediler. Dört katlı eski, kara bir binaydı geldikleri yer. Çekinerek çıktılar merdivenleri. Boyası dökülmüş tahta kapının önüne geldiklerinde içeriden dikiş makinesi sesleri duyuluyordu. İki üç defa bastılar zile arka arkaya... DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT