BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bir yuvarlak, bir dikdörtgen ve iki yeşil...

Bir yuvarlak, bir dikdörtgen ve iki yeşil...

Günceli herkes yazıyor. Bense tek bölüme sığmayacak bir anlatım peşindeyim. İlkini aşağıda bulacaksınız. Kompozisyon tekniğine göre “çıkan bir sözcük anlamı değiştirmiyorsa, fazladır zaten” ve ben de buna uymaya çalıştım ama derdimi tek günlük bir yazıda anlatamadım. Kendimi ferah tuttum ve yayıldım. Futbol oyununun, şu bizim saf ve temiz, üstelik hayli eğlenceli oyunumuzun içindeki “kazananlarla kaybedenleri” bulmaya, hiç kazanma şansı olmayanları yazmaya, hiç kaybetme şansı olmayanlara da bulaşmaya çalıştım. Eğlenirsiniz... Eğlenemezseniz bilgilenirsiniz. Bu da benim yaz hizmetim olsun...



Günceli herkes yazıyor. Bense tek bölüme sığmayacak bir anlatım peşindeyim. İlkini aşağıda bulacaksınız. Kompozisyon tekniğine göre “çıkan bir sözcük anlamı değiştirmiyorsa, fazladır zaten” ve ben de buna uymaya çalıştım ama derdimi tek günlük bir yazıda anlatamadım. Kendimi ferah tuttum ve yayıldım. Futbol oyununun, şu bizim saf ve temiz, üstelik hayli eğlenceli oyunumuzun içindeki “kazananlarla kaybedenleri” bulmaya, hiç kazanma şansı olmayanları yazmaya, hiç kaybetme şansı olmayanlara da bulaşmaya çalıştım. Eğlenirsiniz... Eğlenemezseniz bilgilenirsiniz. Bu da benim yaz hizmetim olsun... Bir yuvarlak, bir dikdörtgen ve iki yeşil... Bu iş “bir yuvarlak” bulmadan olmuyor. Bulunca da çok kolay oluyor. İki ceket, hadi olmadı iki de tuğla parçası buldunuz mu gerisi çok daha kolay. Çinliler deriden yapmışlardı ama içine hava basamadıkları için ketenle doldurmuşlardı. Mısırlılar saman ve tohum kabuklarını diktiler kalın kumaşla. Ortaçağda Avrupa at yelesi doldurarak tanıştı bu yuvarlakla. Amerikalı Kızılderililerin kauçukla ve ilk zıplayan topla mutlu mesut koşuşturduklarına dair bulgulara da rastlıyoruz. “Yuvarlak” bulundu ve 1900’lü yılların ilk yarısına kadar gelebildik topumuzu kirletmeden. Üstündeki çamur yıkanınca gidiyordu ama etrafına yerleşen “çamurlar” birikmeye başlamıştı. İşte o zaman bir “dikdörtgen” karıştı işe... Bizim “yuvarlak”, onların “dikdörtgen” tarafından keşfedildi. “Yuvarlak” hiçbir zaman algılayamadı “dikdörtgen” olmasa bile yaşayabileceğini, “dikdörtgen” çok iyi anlamışken “yuvarlak” olmadan yaşayamayacağını... Bir “yuvarlak” ile bir “dikdörtgen” aşkına, işte o zaman iki “yeşil” karıştı. Sahalar topraktan çime dö-nüştü ve sahadaki yeşil güzelliği ve seyredilebilirlik oranını yükselterek evlere getirdi, bunu keşfeden diğer bir yeşil, “doların yeşili” duruma el koyuverdi. “Yuvarlak” ile oynanabilen oyun, “dikdörtgen” olmadan oynanamaz olmuş, “yeşil” kutsiyeti (!) ise olayı ele geçirmişti. Sporlar skorlara dönüşmüştü... Oturma odasının bir köşesindeki “dikdörtgen” içinde yuvarlanan “yuvarlak” ile ilgili olarak; çok büyük kuruluşların kan emicilerine ve onların gücünden çıkar peşine düşen kulüp başkanlarının meraklı olduğu şeylere, yani “yeşile aşık olanlarla yeşili elinde tutanlara” sinyaller göndermeye başlamıştı çoktan. 1938’de İngiliz FA Cup finali ilk kez televizyondan yayınlandığında her şey çok korumasızdı. Masumdu. Oyun hâlâ sevimli ve saftı. 1954 yılında tüm Avrupa’da 8.400 olan TV alıcısı sayısı; 1954 Dünya Kupasının kısa özetlerinin bir gün sonra verileceğinin duyulması üzerine tüm Avrupa’da 90 bine ulaştı. Üstelik 4 hafta içinde ulaştı ve zorunlu olarak ilk televizyon fabrikası kuruldu. RAİ televizyonu 1956’da Serie A maçlarını düzenli olarak ilk yayınlayan ülke olarak İtalya’yı oturttu tarihteki yerine ve oyun orada kirlenmeye başladı... 1960 ise 8000 sterling ile Real Madrid-Eintracht Frankfurt Avrupa Kupası finalinin naklen yayını için ödenen ilk “naklen yayın bedeli” olarak saflığın iğfal edildiği tarih olarak belirlendi. Çünkü ilk pozisyon tartışması da o maçın ardından yapıldı... Hep kaybeden adam Onu 1872’de doğurdular. 1880’de eline bir saat verdiler. 1891’de bir de düdük verdiler ona; her üfleyişinde orada bulunanlar ulumaya başlasınlar ve kellesini istesinler diye. 1891’de ise ilk kez sahaya girmesine izin verdiler ve o zamandan beri o, “hep kaybeden, asla kazanamayan” oldu... Bir asırdan fazladır, hatta 137 yılın 134’ünde siyah giydi hep. Tıpkı kovboy filmlerindeki “kötü karakterlerin” giydiği şekilde tepeden tırnağa siyahtı genel bir matemin parçası olmuş gibi. Bir futbol maçında oyuncuların kaybederken bile bir şeyler kazanma şansı vardır. Yöneticiler ve başkanlar asla kaybetmezler. Taraftar bile bir hafta kaybetse bir hafta kazanır mutlaka. Ama bir hakem asla kazanamamıştır oynanmış ilk maçtan bu yana. Teknolojinin tüm gereçleri oyuncu ve hocaların emrinde, maç seyredenlerin keyfini donatmış bir vaziyette ve yorumcuların görüntü eşliğinde dayak atmaları için önlerine serilmiş durumda. Ancak, hakemin yararlanabildiği en ufak bir “teknolojik yarar” bulabilir misiniz elindeki düdüğünden başka?.. Haa... Sky TV veya Lig TV... Hiç fark etmez. Diyelim ki orta önemde bir maç için 15 kamera kullanılıyor. Hareketleri defalarca ve her açıdan analiz edebiliyorsunuz. Ama “bizimkinin” tek açıdan ve tek bir görüşü var... Adalet bu mu?.. 1998’de Sheffield Wednesday forması giyen Di Canio hakem Paul Alcock tarafından oyundan atıldı ilk yarı biterken ve hakemin suratına tokat gibi salladı elini. Darbe geldi. Hakem yere yıkıldı. Di Canio hakemin kendini yere attığını iddia etti. Takımı onu kadro dışı bıraktı. Federasyon ise 11 maç ceza ve kulübün iki haftalık naklen yayın gelirini kesme kararı verdi. Bitirdi Di Canio’yu. Ama hakem orada bile kazanamadı, çünkü o sezon bir daha maç alamadı. Yumruğa yanak atmış muamelesi görüverdi... Romanya, FC Ceahlul Piatra Neamt Başkanı Florin Chivulete’yi ömür boyu görevden aldı. Fransız hakem Stephane Moulin’e “kadın refakatçiler” teklif etmişlerdi. Hakem dürüsttü. Başkan 1 yıl boykot aldı ve kulübü bıraktı. Hakem ise o yıl Avrupa kupalarında en az 4 maç alabilecek iken ve bunun karşılığı olarak kariyer geliştirmesinin yanı sıra 4’er bin dolardan 20 bin dolara yakın bir gelir elde edebilecek iken... Ne oldu?.. Hakem o sezon Avrupa maçı alamadı.Bir yıl sonra da görev süresi doldu. Acaba sahaların o kötü karakteri, siyahlı ve hep kaybeden adam, o geceyi “neşeli ve eğlenceli” geçirip durumu ihbar etmeseydi, daha mı iyi olurdu?.. (Devamı haftaya) S-ÖZ “Yol verin yeşile, kavuşsun eşine...” Bir kamyon arkası sözü POST-İT Tam 22 yıl Barça’da başarıyla ve Katalanları yücelterek başkanlık yapan Josep Louis Nunez ilk başarısız sezonunda devrildiğinde çok daha zengindi. Bir stada adı verilen ilk başkan ise Real Betis’in sahibiydi ve Ruiz De Lopera stadı için harcadığının en az 10 mislini taraftar dediği “müşteri”nin sırtından çıkarmıştı. En çok sadaka toplayan başkan olarak tarihe geçti... Bütün futbol federasyonları oyunun temizliğini, oyuncunun haklarını korumak için vardır ama nedense hep başkanların menfaatlerini korumaktadır. Olan, derebeylerine haraç veren proleter misali taraftarlara olmaktadır...
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT