BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Cankurtarana koydular Tarık’ı

Cankurtarana koydular Tarık’ı



Sustalıyı elinden çeken ve öbür eliyle kanayan yeri bastıran zenci: -Haydi haydi! diye avaz avaz bağırıyordu: Onu kaçırmayın! Tarık kendini dışarıya atınca önce bir soluklandı, sonra gittiği yönü bile bilmeden bilinçsizce koşmaya başladı. Hava açık, hatta güneşli olduğu halde inceden kar atıştırıyordu. Havanın derecesi sıfırın altında olmasına rağmen, Tarık terliyordu. Acısından, korkusundan, çaresizliğinden... Gözleri ve adımları gittikçe kapanan Tarık, ıssız bir yerde olduğunun farkındaydı. Koştuğu yolda hiçbir insana ve arabaya falan rastlamıyordu. Bu yalnızlık korkusu da ona güç veriyor, düşüp kalmamak için biraz daha çaba harcıyordu. Az öteden bir otoyol köprüsü geçiyordu. Sahiplerinin nerede oldukları bilinmeyen yol kenarına park etmiş arabalar, kaldırımların ötesindeki çitler, ağaçlar, bahçe içindeki evler... çaresizliğini seyrediyorlardı. Tarık’ın içi sökülürcesine midesi bulanıyordu. Bir elektrik direğine yaslanıp, derinden soluklandı. Beyninde ve bedeninde yavaş yavaş bir çözülme, gevşeme, uyuşma hissediyordu. Başını kaldırıp, kararan gözlerini zorla açmaya çalışarak çevresini süzdü. Yüz elli metre kadar ilerde bir otobüs durağı ve durakta titreyerek bekleyen bir karartı gördü. Birden içinin aydınlandığını hisseden Tarık, bağırmak istedi. Ancak sesi boğuldu, boğazından bir hırıltı gibi çıktı. Yüzünün hatlarını geren bir sevinç dalgası, onu arkasından durağa doğru itti. Artık son dayanağı da bitmek üzereydi. Durağa yaklaşırken, durakta bekleyen karartıyı daha iyi seçebildi. Altmış, belki de yetmiş yaşlarında gösteren ihtiyar bir kadındı. Onu böyle gören kadın da önce korkuyla irkildi; geri geri birkaç adım attı. Fakat karşısındaki kanlar içindeki ve yere düşmek üzere sallanan delikanlıyı geriden inceleyince, korkusunun yerini bir acıma hissi doldurdu. Yardım istercesine ihtiyar kadının gözlerinin içine bakan Tarık, başkaca bir hareket gösteremeden boş bir çuval gibi olduğu yere yuvarlanıverdi. İhtiyar kadın da hemen en yakın telefon kulübesine koşmayı kafasında kurarken, beklemekte olduğu belediye otobüsünün yaklaşmakta olduğunu görünce içi aydınlandı. Asfaltın üstünde kanlar içinde yatan genç adamı otobüs sürücüsü de görmüştü. Otobüsü durdurup, yere atlayarak onun başına koştu. Otobüsteki yolcular da heyecan ve meraklı bakışlarıyla kapı ağzında, ön camda yığıldılar. İhtiyar kadın ise, tüm gördüklerini boğulurcasına bir sesle tıknaz otobüs şoförüne anlatıyordu: -O bu taraftan geldi. Ben hiçbir şey duymadım ama görünüşüne göre vurulmuşa benziyor. Belki ölmüştür? Böyle genç bir adam, diyordu. Şoför hemen otobüse koşup, telsizle polisi ve ilkyardımı aradı. Çok geçmeden beyaz yeşil çizgili Volkswagen marka bir polis arabasıyla bir cankurtaran geldi. Yerde yatan Tarık göz kapaklarını zorla kımıldattı. Duyduğu seslerden kulakları uğulduyordu. Kolunu kaldırıp, geldiği yönü işaret etmeye çalıştı; ama hangi yön olduğunu kestiremedi. Midesi hâlâ bulanıyor, başı şiddetle dönüyor, beyni zonkluyordu. İhtiyar kadın, az önce otobüs şoförüne anlattıklarını polislere de çoktan anlatmıştı bile. İki polis tabancalarını çekip o yöne koşarken, bir başka polis de telsizle merkeze bilgi veriyordu. Hemen bir sedyeye yatırıp, cankurtarana koydukları Tarık, bir yaralının daha olduğunu, onun da beraberinde götürülmesini bin bir güçlükle anlatabildi. Otobüs şoförü yerine geçip, polis arabasını ve cankurtaranı sollayarak yoluna koyuldu. Otobüs yolcuları bu kez de arka camdan bakıyorlardı. İhtiyar kadın ise, bir efsane anlatırmışçasına diğer yolcuları heyecanlandırıyordu. Onlar da boyuna sorup duruyorlardı... Polisler kan izlerini izleyerek, sık sık kuşkulandıkları diskoteğe gelmişlerdi. Kan izleri bodruma doğru iniyordu. Diskoteğin bu bölümünü önceki baskınlarında hiç bulamamışlardı. Oysa bu gizli kapı, şimdi ardına dek açıktı. Daha önce bodrumu da aramışlar, ama bira fıçılarından ve içecek kasalarından başka hiçbir şeye rastlamamışlardı. Burası bodrumun bir başka gizli bölümüydü. Bodruma inen polislerin gözleri, ilk önce yaralı Nurettin’e takıldı. Ayaklarından ve omuzlarından tutarak çabucak onu yukarıya taşıdılar. Cankurtaran ve polis arabası da oraya kadar gelmişti. Nurettin’i de alan cankurtaran, sirenlerini çalarak son hızla oradan uzaklaştı. Tekrar bodruma inen polisler, sadece sızıp kalmış sarhoş ve esrarkeşleri buldular. Sigara izmaritleri, çakıl taşları gibi ayaklarının altında eziliyordu. Sızıp kalanları kaldırıp, dışarı çıkardılar. Bedenleri ve beyinleri uyuşmuş bir halde olan bu insan kopyelerinin dışarının özgür havasından gözleri kamaşıyor, şaşkın şaşkın bakınıyorlardı. Yakalananlar arasında, burayı işleten ve içinde esrar olan sigaraları satanlardan hiç kimse yoktu. Zaten yaralı olduklarından, tek çareyi kaçmakta bulmuşlardı. O sırada sirenlerle bu ıssız yöreyi inleterek başka polis arabaları da geldiler. Aralarında gazeteciler de vardı. Bodrumdan çıkardıkları kadınlı-erkekli uyuşuk insanları bu arabalara doldurdular. Gazeteciler fotoğraf çekiyor, not alıyorlardı. ¥ DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT