BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Doğu Türkistan dramı

Doğu Türkistan dramı

Doğu Türkistan’daki Çin vahşeti, bir kez daha içimizi sızlattı. Vahşete hür dünyanın yeterince tepki göstermemesi ise daha acı! Türkiye’nin ve Uygur diasporasının güçlü olduğu ABD dışında etkili tepki koyan maalesef yok! Aslında insan hakları ve demokrasi savunucusu Obama’dan ve ABD’den de daha sert tepki koyması beklenirdi.



Doğu Türkistan’daki Çin vahşeti, bir kez daha içimizi sızlattı. Vahşete hür dünyanın yeterince tepki göstermemesi ise daha acı! Türkiye’nin ve Uygur diasporasının güçlü olduğu ABD dışında etkili tepki koyan maalesef yok! Aslında insan hakları ve demokrasi savunucusu Obama’dan ve ABD’den de daha sert tepki koyması beklenirdi. Çin, ekonomisinin ve geleceğinin ne kadar dış dünyaya, özellikle de ABD’ye bağımlı olduğuna aldırmaksızın ülke içindeki etnik ve dinî unsurlara planlı bir soykırım uyguluyor. Ülkesindeki etnik kökeni farklı unsurları bir “zenginlik” kabul edip, üçüncü ülkelerle “tabii ve etkili bir köprü” olarak kullanmak yerine, en sert tedbirlerle asimile ve yok etmeye uğraşıyor. Böylece bindiği dalı kesiyor. Giderek darboğaza giren ekonomisini şahlandıracak en önemli unsur olabilecek bu canlı global köprülerini bizzat kendisi imha gafletine düşüyor. Ne hazindir ki, çağımızın insan hakları ve demokrasi gibi yükselen değerlerinin olduğu bir ortamda bu vahşeti çekinmeksizin sergiliyor. Serbest ticaretin, küresel ekonomi kurallarının ve dünya vatandaşlığının revaçta olduğu bir zamanda bu kadar acımasız ve vahşi olabiliyor. Çin’in bu vahşetine, hem de böylesine fütursuzca devam etmesinin en baş sebebi, dünyanın tepkisizliğidir. Ayrıca ABD eski başkanı Bush’un, global terörle mücadeledeki yanlışları, astığım astık-kestiğim kestik uygulamaları ve retoriği de Çin’in komünist ve acımasız yöneticilerini cesaretlendirmiştir. Ne yazıktır ki, MHP’nin de en büyük ortağı olduğu DSP-MHP-ANAP koalisyonu zamanında, Türkiye’deki Uygur kardeşlerimizin terörist muamelesine tabi tutulmalarına ve Çin’e iade edilmelerine imkan tanıyan bir anlaşma imzalanmış olması da, soykırımcı Çin idarecilerinin zulümlerini artırıcı bir etki yapmıştır. Ancak unutulmamalıdır ki, zulüm payidar olmaz! Zulümle, vahşetle süper güç olmaya yol alınmaz! Bu vahşet ve sert politikalarla belki geçici sindirmeler elde edilebilir. Ama sonu hüsranlıktır. Çin, petrol ve doğalgaz rezervlerinin üçte biri ile zengin maden kaynaklarına sahip Doğu Türkistan’ı, yok etmek için her yolu deniyor. Demografik yapıyı bozuyor. Milyonlarca Çinli’yi Uygur topraklarına yerleştirerek, soydaşlarımızı öz vatanlarında azınlığa düşürmeye çalışıyor. Esaret ve sömürgeciliğin en iğrenç ve vahşi kurallarını sözde özerk eyaletinde uyguluyor. Ama bu çağdışı tutum ve politikalarının netice vermeyeceğini bir gün elbette anlayacaktır. Tarih, Çin’in komünist ve zalim yöneticilerinin kendi vahşet ve insanlık dramı içinde nasıl yok olduklarını bir gün elbette yazacaktır. Türkiye, bu vahşetin durması ve Çin’e uluslararası baskıların artması için her yolu denemeli; konunun, Birleşmiş Milletler ve İslam Konferansı dahil her platformda ısrarla takipçisi olmalıdır.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT