BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Doğu Türkistan’da bir zamanlar devlet vardı

Doğu Türkistan’da bir zamanlar devlet vardı

1944 yılında “Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti” diye bir devletimiz vardır, Cumhurbaşkanı Ali Han Töre, çok arzular ama ne yazık ki zamanın CHP iktidarı bu genç ve dost devleti tanıma lütfunda bulunmaz



VURUN UYGUR’A! Nükleer denemeler, kürtajlar, idamlar... Kızıl Çin 2.5 Anadolu büyüklüğündeki Şarkî Türkistan’da Türkleri bitirebilmek için her yolu dener, kan dökmekten kaçınmaz. Ali Han (ya da İlihan) Töre 1885 Tokmak doğumlu bir Özbek Türküdür. Babası Şakir Hoca Eşan tarihi Balasagun şehrinde (Issık Göl taraflarında) meskun bir Nakşibendi şeyhidir. İlmi ile amil bir zattır, bilhassa Kırgızistan civarında iyi tanınır. Ali Han, ilk derslerini dedesi Muhammed Hocadan okur, 13 yaşında iken ağabeyi Alim Han Töre ile Mekke-i Mükerreme’ye gider ve 17 yaşına kadar amcasının yanında kalırlar. O günlerde Haremeyn Osmanlıların elindedir, Mekke ve Medine’de mükemmel medreseler vardır. Sadece Arabi öğrenmekle kalmaz, fıkh, hadis, siyer, tefsir ile de donanırlar. Bu arada Türk zabitleri ile dostluklar kurar, onlardan muharebe hatıraları dinler, birlikte harita yayar, kurmayca kafa yorarlar. Ali Han bilahare Buhara Emir Alim Han Medresesi’ne devam eder, din ilimlerinin yanında tarih, coğrafya, edebiyat, hendese, felekiyat dersleri alır ve bilhassa tababette derinleşmeye bakar. Meraklı bir talebedir, ilme doymaz. Müderrislerin gölgesi gibidir, çekinmeden kapılarını çalar, sorularına ısrarla cevap arar. Eline geçirdiği gazeteleri içercesine okur, dünyada olup bitenlere de bigane kalmaz. O FETVA Tedrisini tamamladıktan sonra yurduna döner, talebe yetiştirmeye başlar. Rus Çarı, I. Cihan Harbi için Türkistan’da asker toplamaya teşebbüs edince cesaretle karşı çıkar ve “Halifenin askerine silah çeken cehennemliktir” şeklinde bir fetva yayınlar. Bu çıkış hayli tesirli olur ve Rusların bölgeden eli boş dönmelerini sağlar. Hakkında tutuklama emri çıkarılsa da yakalanmaz. Ancak adını bir kenara yazar, kara listeye alırlar. 1916 yılında Batı Türkistan, Çarlık Rusya’sına karşı kıyama kalkar. O da kendi muhitinde isyana katılırsa da Ruslar ayaklanmayı kan dökerek bastırırlar. Ali Han Töre pes etmez, gider aynı meşaleyi Kaşgar’da yakar. 1917 yılında Bolşevikler “Azadlık mücadelesine” katılanlara af çıkarırlar. Memleketine döner ama huzur bulamaz. Komünistler her dine ama özellikle İslam’a düşmandırlar. Müslümanların kökünü kurutabilmek için en lafazan ateistleri Türkistan’a yollar; namazı, orucu, kandili, bayramı alaya aldırırlar. Sırf bu iş ile uğraşan kadrolar vardır, sabah akşam mukaddes değerlere söver, karşılığında maaş alır, rütbe kazanırlar. Sık sık “irtica ve hurafeyle mücadele” kampanyaları düzenler, tarihî cami, medrese ve tekkeleri ortadan kaldırırlar. “Semerkant saykeli rüyi zemin est, Buhara kuvveti İslâmi din est” (Semerkant yeryüzünün cilası, Buhara İslâm dininin kuvvetidir) diye ün kazansa da kalabalıklar şuursuzdurlar. Müslümanlık urbada kalmıştır, şeriat kitapta... İşte o zor yıllarda Ali Han Töre ısrarla İslamiyeti anlatır, köklü medeniyetimizi yaşamaya ve yaşatmaya çabalar. Bir taraftan Bolşeviklerle, bir taraftan ceditçilerle uğraşır vaaz ve nasihatleri ile cemaate ümit verir, mücadele arzusunu diri tutar. Bu arada Kasımovcular Harekatı’nın temsilciliğini üstlenir. On bir yılda altı defa tutuklanır, sonunda Sibirya’ya sürgünü çıkar. Ruslar onun paşa paşa Sibirya’ya gideceğini sanırlarsa da akıllara durgunluk veren bir oyunla Bişkek Şehir Hapishanesi’nden firar eder ve Şarkî Türkistan’da bayrak açar. GULCA’DA Bir yıl kadar Gulca’da çalışır. Kazandığı bütün parayı kaçakçılara verip hanımını ve çocuklarını yanına getirtir. Ancak komünistler Şarkî Türkistan’a da casuslar, militanlar yollar, imal ettikleri kaliteli ürünleri ucuz ucuz pazara sokarlar. Dışarıdan baksanız Rusya güllük gülistanlık... Zor olur ama Ali Han Töre kızıl propagandaları bertaraf eder, Uygurlar bir süre sonra Sovyet Emperyalizmi’nin hakiki yüzünü görmeye başlar. Ruslar da hile ve desise yoluna sapar, Şarkî Türkistan Valisi General Şen Şi Sey’i satın alırlar. Vali bir gece ansızın Rusya’dan kaçanları kodese tıkar. Ali Han Töre ile oğlu Asil Han Töre izlerini kaybettirirlerse de on ay kadar sonra Asuk pazarında tanınır, yakalanırlar. Gariptir onu müebbedlerin arasına iter adeta unuturlar. Malları müsadere edilir, ailesi sokağa atılır, kalırlar mı kış günü ortada... “İçeride” yargılanmadan yatan onbinler vardır. Merkezi Çin Hükümeti 1941 yılında hapishanelerde bir teftiş başlatır ve suçları sadece “Sovyetlerden kaçmak” olan insanların bulunduğu ortaya çıkar. Kağıt üzerinde böyle bir suç yoktur, tabii ki serbest bırakılırlar. GÖK BAYRAK Ali Han Töre, mapus damlarından sağ ve sağlam çıkan birkaç Türk’ten biridir, halk büyük bir sevinç yaşar, evi ziyaretçilerle dolup taşar. 2. Cihan harbinde Nazilerle takışan Sovyetler zor durumda kalır. Çin Valisinin de gücü zayıflar. Ali Han Töre boşluğu değerlendirir arkadaşlarını “Azadlık Cemiyeti” etrafında teşkilatlandırır, Hürriyet için fırsat kollar. 1944 Temmuzunda Altay’daki Gomindang’ın 384. Alayını basar, oradan kaldırdıkları silahlarla Nilki Şehrini kurtarırlar. Bolşeviklerin ayaklandıkları günün 27’nci sene-i devriyesinde (7 Kasım 1944) Gulca’yı ele geçirip, merkez yaparlar. Ali Han Töre Vilayet Konağı’ndaki Çin bayrağını eliyle yırtar, ay yıldızı göndere çeker ağlaya ağlaya. O gün bütün dünyaya “Şarkî Türkistan İslam Cumhuriyeti”ni kurulduğunu duyururlar. Ali Han Töre Cumhurbaşkanı seçilir, Hekimbey Hoca ve Kazak asıllı Ebul Hayri Töre ise yardımcılığına bakar. Ellerine 4 savaş uçağı, 618 tüfek, 56 makineli, 12 havan, bir kaç ton cephane geçer. O yıllarda SSCB, Japonlara ve Merkezi Çin Hükümeti’ne karşı tampon olsun diye Şarkî Türkistan İslam Cumhuriyeti’ne ses çıkarmaz. Hatta silah satar. Gerçi verdikleri uyduruk tüfekler el yakar (30 koyuna bir tüfek) buna rağmen alır ve Milli Ordu’yu kurarlar. Özbek ve Kazak asıllı askeri uzmanlar da gelir, bilgilerini paylaşırlar. Seferberlik ilan edildiğinde 100 bin gönüllü şubelere koşar, lakin elde 30 bin silah olduğu için 70 binini geri yollarlar. Buna rağmen 85 bin kişilik Çin Ordusunu yener, nazlı hilali; Terbegatay, Altay ve İli semalarında dalgalandırırlar. Ardından Milliyetçi Çin ordusu ile savaşır ve yeni bir zafere imza atarlar (1945). Milli ordu içinde Uygur’u, Tatar’ı, Kazak’ı hatta Rus’u omuz omuza vuruşur. Gani Batur, Fatih Batur, Osman Batur, Ekber Batur ve General Palinov gibi komutanlar büyük işler başarırlar. Ali Han Töre’nin adı “Maraşal Ata’ya” çıkar. Maraşal Ata yaklaşık 300 harekâtı yönetir ve neredeyse tamamından muzaffer olur. Askerini evladı gibi sever, şehit ve gazi ailelerini arar sorar. PASAPORT, PARA Genç devlet hızla müesseselerini kurar, kendi milli parasını basar. Seyyahlar tüccarlar yurt dışına “Şarkî Türkistan” pasaportu ile çıkar. Bu arada vergiler yarı yarıya azaltılmış, insanlara oy verme hakkı tanınmıştır. Adaleti tesis eder, çalışma saatlerini ayarlarlar. Din ve dil serbestliği sağlanır, insanlara insanca yaklaşırlar. Ne yazık ki bu dost devleti Sadece Afganistan tanır o kadar. TC hariciyesi etliye sütlüye karışmamakta kararlıdır. Monşerlerimiz 12 Kasım 1933’de (11 yıl önce) Hoca Niyaz Hacı yönetiminde kurulan Şarkî Türkistan İslam Cumhuriyetini de yalnız bırakmıştırlar, yine aynı şeyi yaparlar. CHP iktidarı “Türkçü” avındadır, soydaşlarımızı da “turancılıkla” yaftalar, kapıyı yüzlerine çarpar. Bu tavır Çin ve Rus tarafını iştahlandırır, kuralı teamülü rafa kaldırır, belden aşağı vururlar. 1946 yazı... Şarkî Türkistan Ordusu bir yandan Manas vadisine uzanmış, bir yandan da Urumçi’yi sıkıştırmaktadır. Şehir düştü düşecektir ki SSCB’nin Gulca Başkonsolosu Dabaşin, Ali Han Töre’nin kapısını çalar. “Başkan Stalin sizinle görüşmek istiyor” der, davetiyesini sunar. ALINA MI GELİR Ali Han Töre bu görüşme için Korgaz Şehri’ne gider ve hayatının hatasını yapar. Yanına diplomat değil, asker almalı, çatışma ihtimalini gözden ırak tutmamalıdır. Nitekim Ruslar onu pusuya düşürür ve Taşkent’e kaçırırlar. Aniden kaybolan bir Cumhurbaşkanı... Düşünebiliyor musunuz halkının haberi bile olmaz. Ruslar, Ali Han Töre’nin yerine gelen Ahmet Can Kasımi’yi de takibe alır, onu ve ekibini bir tayyare kazasına getirir 5 arkadaşı ile birlikte ortadan kaldırırlar (Eylül 1949). Evet onların da yerini dolduracak isimler vardır ama “Cumhuriyet fazilettir” sloganı pratikte çalışmaz... Particilik, fırkacılık yüzünden birbirlerine düşer, kimi gruplar Çinlilerle, kimi Ruslarla işbirliği yapar. Sadece 6 yıl yaşayan Doğu Türkistan Hükümeti ve 100 bin kişilik Doğu Türkistan Ordusu, Ruslar tarafından dağıtılır (Aralık 1949). Babasının malı ya! Stalin Batı Türkistanı kendine ayırır, Şarkî Türkistanı Çine bağışlar(!) BU ARADA Dönelim hikayemize... Maraşal Ata böylesine hareketli bir hayat sürmesine rağmen ilimden edebiyattan kopmaz. Tarih-i Muhammedi, Türkistan Gaykusu, Şifau’l-ilel (Hastalıklar Devası), Şiirler Toplusu gibi kitaplarının yanı sıra Emir Timur’un “Tüzükât-ı Timur”unu, Ahmed Daniş’in Farsça “Nevadir ül Vekai”sini ve Herman Vambery’nin “Buhara veya Maveraünnehir Tarihi”ni Türkçe’ye kazandırır. Ali Han Töre’nin şiirlerinden birini burada vermeyi düşündüm ama Çağatay Türkçesi ile kulak okşayan mısralar günümüz Türkçesi ile fena dağıldılar. Şiirin çevirisi olmuyor vesselam... Doğu Türkistanın çilekeş lideri, Taşkent sürgününde gözlerini yumar (1976). Onu vasiyeti üzerine Şeyh Zeynüddin Baba Kabristanına defnederler. Makamı âlâ ola. CİDDİ DEVLET, NİZAMİ ORDU... 7 Kasım 1944 yılında kuruluşunu dünyaya duyuran “Şarkî Türkistan İslam Cumhuriyeti” meclisi, bakanları, parası, pasaportu, askeri, ordusu olan ciddi bir devlettir. Ancak Ankara’dan destek bulamayan Uygurların sevinçleri kursaklarında kalır. DIŞ(LANAN) TÜRKLER > Kırklı yıllarda devlet dairelerini parti merkezine çeviren CHP şürekası “Türk”, “millet” gibi kelimelerden hoşlanmaz. Milliyetçi gençleri tabutluklara tıkar, dış Türklere “dış kapının mandalı” gibi bakar. Bırakın Azeri’nin, Türkmen’in, Kazak’ın, Kırgız’ın, Tatar’ın, Başkırt’ın, Uygur’un derdi ile dertlenmeyi, Anadolu halkı gariptir öz yurdunda. Doğu Türkistan’da genç bir Türk devleti kurulmuş... İyi de kimin umurunda? “Tek” partinin “çok” sesli müzik, Cumhuriyet Balosu, tayyare Piyangosu gibi çook önemli işleri vardır o sıralar... Düşünebiliyor musunuz Stalin’in katliamlarından kaçan soydaşlarımızın iltica talepleri dikkate alınmaz, yaka paça iade edilirler Rusya’ya... 1945 yılında katarlara tıkılıp huduta yollanan Kırımlılar öldürüleceklerini iyi bilirler mesela . Bu yüzden elbiselerini, çizmelerini çıkarır, Kars Tren İstasyonunda kardeşlerine atarlar. Ve beklendiği gibi olur, Ruslar hududu geçmelerini bile beklemez, üzerlerine kurşun yağdırırlar. Kanları karışır Aras’ın dertli sularına... Hariciyemiz Anayurt ile ancak Özallı yıllarda ilgilenmeye başlar... Meğer ki geçmiş ola...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT