BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Pazar yazıları

Pazar yazıları

Zaman gitgide kötüleşiyor sevgili okuyucularım. Her yeni gün, bir evvelki günü aratıyor.



Zaman gitgide kötüleşiyor sevgili okuyucularım. Her yeni gün, bir evvelki günü aratıyor. Hiçbir şeyin tadı, tuzu, bereketi kalmadı. Bereketsizlik her yanımızı kapladı. Her hali, Rabbine isyan olan insanlık, bunun bedelini daha dünyada iken ödemeye başladı bile! Emin olun, kimsenin ağzının tadı yok. Nasıl olsun ki, bu televizyon ekranlarını seyreden, cereyan etmekte olan olayları gazetelerde okuyan, evvelemirde kendi insanlığından utanıyor; tiksiniyor ve; ne günlere kaldık ya Rabbim demekten kendini alamıyor. Bu, ihmal edilen beşer ruhunun isyanından başka bir şey değildir. Esfelüs-safilin (=Aşağıların en aşağısı) denilen yüzkarası hal... Fitne zamanı... Hani, insanlardan ve olaylardan kaçıp, dağlara sığının buyurulan zaman... Adam öldürmekten daha büyük bir cinayet olan fitne ateşi, gün geçtikçe daha da büyüyor! Fitne, öyle bir ateştir ki, içinde bulunanları; haklı, haksız, ehil, nâehil yakar. Ben haklıyım, bu ateş bana dokunmaz demenin manası yoktur. Zira, fitne ortamında haklı-haksız yoktur. Kaotik bir ortam vardır ve orada at izi, it izine karışmıştır! Sevgili Peygamberimiz, böylesi ortamlarda, (... oklarınızı kırınız!) buyuruyor. Yani, burada Don Kişot’luğa soyunmanın eblehlik olduğunu vurguluyor. Lafın yalama olduğu yerde söylenilenler altın kıymetinde de olsa, kaç para eder ki? Hak ve hakikatin, fazilet ve adalet gibi, beşeriyetin gerçek değer ölçüleri, yırtıcı hayvanların inlerine girmişse; yani Kaf Dağı’nın ardında ise, bütün bu değerleri binbir meşakkatle bulup, alıp getiren ve insanlığa sunan kahramanlar nerede? Hem anlatılsa da dinleyen kim? Bir kıymet ifade etmiyor bütün bu değerler! Alıcısı olmayan malın dağlar kadar stoku olsa, ne işe yarar? Tabii, bozulma baştan oluyor. Makamlara ehil insanlar getirilmiyor, şunun bunun tavassutu ile makamlar, kişiler tarafından neredeyse gaspediliyor. Dolayısıyla, ayaklar baş, başlar ayak oluyor... Şu televizyonlara, din adamı, din alimi diye çıkanları görüyorsunuz! (Tabii gerçeklerini tenzih ediyoruz) Bunların hallerine, tavırlarına, fikirlerine (!) bakınca; cemaat, bu hal üzere iyi kalmış demekten kendimizi alamıyoruz! Molla Cami’: “Ey! Medine Otağ’ında uyuyan şanlı Peygamber! Kalk doğrul ki; dünya, doğusuyla, batısıyla harap olmakta!...” Diyordu da; bugün söylenecek kelime kalmadığı gibi, onu söyleyebilecek yüz de kimsede yok maalesef... Bu Ahir zaman fitnesinden kurtulan kahramanlar, yalnızca imanlarını koruyabilen bahtiyarlardır. Bir Hadis-i Şerif’te: “... Fitne, fesat yayıldığı zaman, benim unutulmuş bir sünnetimi meydana çıkarana yüz şehit sevabı verilir.” buyurulmaktadır. Bugün vacipler, farzlar unutulmuştur. Ya bunları meydana çıkaranlara verilecek sevap... En mühimi ise, imanı bildirmek olduğundan, bunu bildirmenin sevabının yüz binlerce şehit sevabı olacağı, gün gibi aşikârdır. Fitne ve fesat yayılmış, kötülükler ortalıkta gırla gidiyorsa, bunları düzeltmeye kalkışmamalı. Tabii, bu sözümüz; gücü yetmeyecek olan fert bazındadır. Kişi, bunlara bulaşmadan, kendi bildiği ve inandığı doğruları yaşamalıdır. Zaten bizim Dinimiz kal (söz) dini değil hal dinidir. Zira, dünyadaki bütün ilaçları bilsek ve yapsak ve fakat bunları kullanmasak, hastalığımıza hiçbir faydaları yoktur. Amelindeki (ibadetlerinde ve hal ve hareketlerinde) kusurlarından dolayı kimseyi hor ve aşağı görmemelidir. Zira bu hal (kendini beğenip, başkalarını hor görmek), fenalık olarak kişiye yetişir. Bizim temiz ve doğru olan inancımıza göre, amel, imandan bir cüz (parça) değildir. Eğer öyle olsa idi, âdet halindeki kadınlara vakit namazları bağışlanmazdı. Zira, iman bağışlanamaz! O halde, ehemmi (daha mühim olanı) mühime tercih etmekten, yani kaybedilen bütün değerlerimiz yanında, ebedi saadetimiz olan imanımıza dört elle sarılmaktan başkaca çaremiz yoktur.
Kapat
KAPAT