BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Recai Kutan müsademe rotasında

Recai Kutan müsademe rotasında

Bu kadar vahşet bu ülkede nasıl mümkün olabiliyor? Hizbullah’a gelinceye kadar, belki bu boyutlarda ve şekillerde olmasa bile, PKK vahşeti, İBDA-C terörü de vardı.



Bu kadar vahşet bu ülkede nasıl mümkün olabiliyor? Hizbullah’a gelinceye kadar, belki bu boyutlarda ve şekillerde olmasa bile, PKK vahşeti, İBDA-C terörü de vardı. Ancak, bir şeyden eminim; kendi içimizdeki bazılarının iddia veya ima ettikleri gibi, bu vahşet, ne İslamiyetin ne de Türklüğün ürünü değil... İslamiyet, ilke olarak bu tür vahşeti ve şiddeti reddeder. Peşin hükümlü yabancılar, hep yakıştıra gelmişlerdir ama hunharlık, kalleşlik de, Türk’ün kültüründe ve geleneklerinde yoktur. Hizbullahçılar, tıpkı PKK gibi hiçbir anlamda “Türk” değildirler. Bunun böylece bilinmesi ve dünyaya da bildirilmesi gerekir. Profesör Bernard Lewis, “Türkler cengaver bir millettir ama arkadan vurmazlar, düşmanlarına bile vahşice davranmazlar” diye yazmıştır yıllarca önce!... HABİS VİRÜS Toplumumuza, dışardan sokulmuş yabancı, habis bir virüs veya genlerin dejenerasyonu diye tanımlayacağım Hizbullah Vahşeti (ki yüce Allah’ın adını bu vahşi örgütle bir araya getirmek bile uygun değildir). Nasıl oluyor da ülkemizde bu kadar gelişebilmiş? Bence, özellikle, 1960’tan sonra, Türkiye’de solcular tarafından bütün geleneksel değerlerin altüst edilmesi, kavram kargaşasının oluşturulması, teröre ve vahşete, mümbit zemin hazırlamıştır. İçimizden bazı liboş enteller, Hizbullah vahşetini Türklüğe ve İslama yakıştırmanın dışında, Pavlov’un köpekleri gibi bir refleksle Hizbullahı ve vahşetini “Devlete” veya “Derin Devlete”, açıkça olmasa bile, ima yolu ile “TSK”ya bağlamak gaflet ve gayretine düştüler. Zaten, yıllardır, bir “kontrgerilla efsanesi” devam edip gider. DERİN DEVLET Burada da doğru oturup doğru konuşmak, sürüp giden “Derin Devlet” efsanesine artık bir netlik getirmek lazımdır. Evvela, Türkiye cennet bir ortamda değildir. Haritaya bakın; Ülkemiz kadar bir ateş çemberinin ortasında, etrafı hep düşmanlarla çevreli, bütün yabancı çıkarların kesiştiği ve bu uğurda türlü büyük oyunların oynandığı bir ülke yoktur dünyada... Türkiye’nin, yakın tarihte bu “Büyük Oyun”da, boks sporunun meşhur “Queensberry” centilmenlik kurallarına göre, kendisini savunması mümkün değildir. Bugün de, hele, önce sol örgütlerin terörü ve PKK terörü ortaya çıktıktan sonra da, açıkça söylemeli, centilmenlik ve insan haklarına harfiyen riayet edilmesi mümkün olamazdı. Devlet, bu konularda hassas ve riayetkar olsa bile, gizli servisler, kaçınılmaz olarak düşmanın usullerine ayniyle karşılık verecekti, hâlâ da verecektir. Bu sadece Türkiye için değil Amerika, Fransa, İngiltere ve Almanya için de böyledir. Ne var ki o ülkelerde medya -çok büyük hatalar yapılmadıkça- bu yöntemler hususunda daha anlayışlıdır. Hizbullaha başlangıçta, vahşeti ortaya çıkmadan önce, PKK terörüne karşı, “düşmanınım düşmanı benim yardımcım olsun” zihniyeti ile, aşağı operasyonel seviyelerde, yüksek kademelerin bilgisi olmadan göz yumulmuş olabilir. Ama bazılarının iddia ettikleri gibi Hizbullah devletin peydahladığı bir Frankeştayn canavarı değildir. İşte ters olan da bazılarının bunu iddia etmeleri ve TSK’yı adeta suçlamalarıdır. DENSİZLİK Hizbullah vahşeti ortaya çıkınca, bunun ne yüce Allah’la ne de İslamiyetle alakası olmadığı aşikar olduğu halde, bazı İslam karşıtları bu vahşeti İslamiyete bağlamak densizliğini göstermişlerdir. Buna karşılık da bazı kesimler ve özellikle Fazilet Partisi çevreleri, aşırı bir alınganlıkla yanlış ve gereksiz bir savunma yöntemine sapmışlardır. Bu savunmanın özeti şudur: “28 Şubat’ta brifinglerde ve MGK’da gereksiz tepkiler oluşturulduğu halde, asıl vahşi ve tehlikeli Hizbullahın üzerine niçin gidilmemiştir?... Demek ki, Hizbullah devlet ve ordu tarafından kullanılmış, himaye edilmiştir.” Bu iddiayı bilhassa Cüneyt Ülsever, Hürriyet’teki köşesinde ortaya atmış, manidar bir şekilde “TSK neden balans ayarında tankları Sincan yerine bu katillerin üzerine sürmedi?” diye sormuş, ertesi gün de, “Neden Hizbullah şimdi?” başlıklı yazısında, Hizbullahın, Devletin bir savunma konsepti uyarınca ürettiği bir Frankeştayn canavarı olduğunu iddia edip TSK’’yı adeta suçlamıştı. Laf aramızda bu iddiayı yapan tek köşe yazarı da Ülsever değildi; YENİBİNYIL’da, Ali Bayramoğlu da, Genelkurmayın tepkisinden sonra, orduyu suçlamaya ve eleştirmeye devam ediyor. Recai Kutan da mahreç göstermeden “Demokrasiye balans ayarcılar neden tankları Hizbullahçıların üzerine sürmediler” diye gene, TSK’yı, imaen suçladı... Genelkurmay bu sözlere, şiddetle ve haklı olarak tepki gösterince, Kutan’ın, “bir yazardan alıntı yaptım” tevili hiç ikna edici değildi. Nitekim, alıntı yaptığı yazar Ülsever bile, “Başkasının makası ile ip kesene arzı-halimdir!” başlıklı yazısında, Kutan’a tevil ettiniz, “beni sattınız” diyor. Herhalde kendi kanaatini muhafaza ettiğini söylese bile gazetedeki köşesini Recai Kutan’a saldırmakla korumak gayretinde! Bu da “pervane böcekliğinin” bir türü olsa gerek! Ama Kutan da gene ağız değiştirdi anlaşılan: Partisinin Genel Kurul toplantısından sonra, TSK’ya karşı “müsademe rotasında” devam etmeye kararlı olduğu anlaşılıyor. KUTAN’IN HATALARI Kutan’ın ilk hatası Ülsever gibi bir yazardan, her nedense alıntı yapmış olmasıdır. İkinci hatası da, FP’nin Anayasa Mahkemesinde yargılandığı bir sırada, insanlara 28 Şubat’ın gerçeklerini hatırlatmasıdır... O gerekçeler ve gerçekler hayal değildi. Muayyen bir zihniyeti temsil eden Milli Nizam Partisi, Milli Selamet Partisi ve Refah Partisi, kapatıla kapatıla yerlerine bugünkü Fazilet Partisi’ne kadar gelindi. Recai Kutan ve yakın çalışma arkadaşları, taraftar olmasalar bile, anlaşılıyor ki her kapatmadan sonra, temel zihniyet damıtılmış olsa bile, Refah’la göbek bağı ve partide ve tabanda tehlikeli ve intikamcı bir tortu kalmıştır. Sayın Recai Kutan projektörü bu tortunun üzerine çevirmiştir. GÜNÜN FİKİR KIRINTISI “Semavi dinlerin ve peygamberlerinin maksatları ulvidir, barışçıdır. Ama bazan, gözleri dönmüş aşırıların, yoldan çıkmış tarikatlerin, din adına yaptıkları, peygamberlerin ve kitaplarının öğretilerinden inanılmaz bir şekilde, farklı olabiliyor...” ANDREW BRYCE “Dini inanç bazılarının kötülük yapmaları için en kolay bahanedir” .. BLAISE PASCAL
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 99370
    % -0.47
  • 5.6109
    % -2.33
  • 6.3463
    % -2.11
  • 7.3974
    % -2.47
  • 237.819
    % -2.27
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT