BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Lutuf mu işkence mi?

Lutuf mu işkence mi?

Geçen akşam televizyonların haber programlarında altmışbeş yaş üstündeki insanlarımızın İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin kendilerine tahsis ettiği ücretsiz taşıt kartlarını almak için kış soğuğunda ne kadar uzun kuyruklar oluşturup bekleştikleri, beklerken ne kadar acı çektikleri herhalde hepinizin dikkatini çekmiştir.



Geçen akşam televizyonların haber programlarında altmışbeş yaş üstündeki insanlarımızın İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin kendilerine tahsis ettiği ücretsiz taşıt kartlarını almak için kış soğuğunda ne kadar uzun kuyruklar oluşturup bekleştikleri, beklerken ne kadar acı çektikleri herhalde hepinizin dikkatini çekmiştir. Söyler misiniz, birçoğu belli ki hasta ve takatsiz olan bu yaşlı insanları kışta kıyamette saatlerce açıkta ve ayakta bekletmek hangi insaf ölçüsüne sığar? İyilik yapmağa kalkarken bile insanlara işkence etmenin mantığı ne? Azan romatizma ağrılarının, enfarktüs geçirme riskinin, tansiyon yükselmesinin o güçsüz insanlara ne kadar pahalıya mal olacağını neden düşünen yok? Kartın geçerliliği hususunda bir de zaman tahdidi var. Yani kişi kartı ancak on’la onaltı arası kullanabilecek. Garip! Ya kalp hastası olan yaşlı vatandaş, onaltı arabasına yetişmek için çırpınırken strese girer de enfarktüs geçirirse? Şimdi doğru oturup (artık eğri oturmaları da bırakalım diyorum) doğru konuşalım; biz, galiba yaşlı insanları sevmiyoruz. Öyle olmasaydı onlara yaklaşımımız daha anlayışlı, işleri daha kolaylaştırıcı, daha koruyucu, muamelelerimiz daha şefkatli olurdu. Şehirleşme planlarını hazırlarken onlar için de projeler üretirdik. En azından kaldırımları bu kadar yüksek tutmazdık. Şimdiye kadar emekli maaşı kuyruklarında bu memlekete canla başla hizmet etmiş yaşlılara ne kadar eziyet ettiğimizi hatırlayın. Bu yüzden kimbilir kaç kişinin hayatı telef oldu. Ama kimin umurunda? En kibar ve medeni geçinenlerin bile kendi aralarında yaptıkları sohbete kulak verin. Biraz yaşını başını almış kimselerin nasıl küçümsendiğini, onlara hiçbir şekilde tahammül olmadığını anlarsınız. Gizli gizli sürdürülen “Ayak altından çekilseler” gaddarlığı... Neden? Bugünün gençleri yarının yaşlıları değil mi? Eski zamanların “efendi amca”ları,”büyük hanım”ları,”beybaba”ları,”valide hanımefendi”leri şimdilerde tek bir isimle anılıyor: “Moruk”. Evet, tatsız ama gerçek; şimdilerin züppe gençleri, ebeveynlerinden bile “bizim moruklar” diye bahsediyorlar. Taşıtlarda hiçbir yaşlıya yer vermiyorlar. Caddelerde umursamaz bir sakınmasızlıkla omuzlarına çarpa çarpa yürüyorlar. Hani biz yaşlılara hürmette kusur etmeyen bir toplumduk? Hani ilkokulda “küçükleri sevme”, “büyükleri sayma” andı içmiştik? Geçenlerde “elli yaşını aşmış” hanım gazetecilerin emekliye ayrılmaları üzerine basında da tatsız atışmalar oldu. Hasılı, en aydın geçinenler bile bu konuda umutsuz bir vaka... Şaşırdığım şey, “yaşlılığa” karşı böylesine tepkisi olan bir toplumun başındaki yöneticilerin yaşlı olmaları... Kendi kendime “acaba” diyorum, “Toplum yaşlı yöneticilere karşı tepkisini tüm yaşlılardan sıkılmakla mı gösteriyor.” Sadece bir tahmin işte...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT