BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bir yuvarlak, bir dikdörtgen ve iki yeşil -2-

Bir yuvarlak, bir dikdörtgen ve iki yeşil -2-

Geçen hafta kaldığım yerden devam ediyorum. Yazımın kuyruğunu anlamak için aslında iki bölümü birleştirip okumak gerek. Amacım bir masanın etrafına dizilmiş ve oynanmış olan oyunun “dedikodusunu” yapanlardan olmamak. Ortada maç yok iken kaybolanlardan olmadığım için “top konuşulabilir” diyorum ve futbolun entelektüel boyutlarında eğlenceli ve kimseyi kırmadan gezinilebileceğini kanıtlamaya çalışıyorum. Derdim budur...



Geçen hafta kaldığım yerden devam ediyorum. Yazımın kuyruğunu anlamak için aslında iki bölümü birleştirip okumak gerek. Amacım bir masanın etrafına dizilmiş ve oynanmış olan oyunun “dedikodusunu” yapanlardan olmamak. Ortada maç yok iken kaybolanlardan olmadığım için “top konuşulabilir” diyorum ve futbolun entelektüel boyutlarında eğlenceli ve kimseyi kırmadan gezinilebileceğini kanıtlamaya çalışıyorum. Derdim budur... Hep kazanan adam Oyuncular değişebilir... Hocalar da değişebilir... Ama değişmeyen ve asla kaybetmeyen bir kişi vardır futbol oyununda... Başkan... Bu konuda en tartışmalı örneklere İspanya’da rastlarız. Orada başkanlara lider anlamına gelen “caudillos” diyorlar. Atletico Madrid’in ölmüş başkanı ortalığı kasıp kavuran, Aragones’i kovup kümede kalan, hiçbir yasal zorunluluğa boyun eğmediği için sonunda hapislere kadar düşen, ama sonunda hep kazanmış olan ünlü Marbella tatil köylerinin sahibi ve kulüpten her zaman verdiğinden fazlasını almış olan adam. Toprağı bol olsun adam tam bir “Caudillos”... Real Madrid’in iki kez şampiyonlar ligi kazanmış olan başkanı Lorenzo Sanz’ı “80 milyonluk tazminatı vereceğim ve Figo’yu alıyorum” diyerek tahtından indiren Florentino Perez. Oyları üçe katlayarak başkan oldu ama takımı süründü. Yine de o kazandı. Ardından “Marc Overmars’ı getiriyorum” diyen Joan Gaspart bile kazandı, Yasallık kazandı... Güç kazandı... Para kazandı... Ya Milan Başkanı Berlusconi? Cumhurbaşkanlığını bile kazandı. Bütün başkanlar, taraftarın üzerinden “sevgiyi dileniyormuş gibi yapıp sadaka dilenen” insanlardır. Bizim gibi “sadaka kültürünün” dominant olduğu ülkelerde bu konu daha vahimdir. Hiçbir şey oynama ihtimali olmayan takımlar kurup, çuvalla para alıp ne kadarını geri vereceği meçhul adamları toplayıp, taraftarlardan para toplamaktır ana görevleri. Takımları adına “Cell” kurarlar, başbakan veya cumhurbaşkanının yanına çıkabilirler. Stat yaparken kâr ederler, ya da stat yapıyormuş gibi bile yapabilirler. Elleri taraftarın cebindedir. Cebe giden yol da gönülden geçer. Sevgisini sömürürler turnike kuyruğundaki adamın bazen kazanma olasılığı için hayal kurmasını sağlayarak. Sevgiyi sömürürler ve asla kaybetmezler... İşler kötü gittiğinde suçlanacak bir hoca ve işler kötü giderken suçlanacak bir hakem ise hep vardır... Bazen kazanan adam Televizyon ve hasılat gelirleri kadar, kulüp markalı cep telefonundan, kulübün yeni oyuncusunun yeni formasını, ve hatta yatak çarşafından parfümüne kadar kulübünün logosunu satın almakla yükümlü olan adamlara satılan şey “bir gün kazanma ihtimali” değil de nedir?.. Onun hayal kurmasını sağlamak gerekir önce... Uyananlar ve onları uyandıranların hemen başı ezilmelidir... Kimi zaman imza için saatlerce yağmur altında idman çıkışı bekleyenler... Son parasıyla bir cumartesi gecesini 300 kilometre gidip, takımını görüp 300 kilometre geri dönüp ertesi günü işinde kızdırılan adam... Cebindeki son kuruşla, imtiyazlı taraftarların arasına giremese bile sahanın bir yerinde bir oturumluk yer bulabilen adam... İngilizlerin Reading takımı bir dönem oyuncuların varlık nedeni olan seyirciyi küçük görmesi üzerine kulübe karşı örgütlenmeyi bile denedi. İngilizcesi “Playing Are Not Trying Sufficiently” adlı bir örgüt kurdular. Anlamı “oyuncular yeteri kadar çaba göstermiyor” demekti. Baş harfleri bir arada yazıldığında PANTS kelimesi ortaya çıkıyordu. Bu da “iç çamaşırı” anlamına geliyordu. Takımı protesto etmek için maç kötü gittiğinde, yani vadedilen hayaller gerçekleşmediğinde ve oyuncular aldıkları paranın hakkını vermediğinde taraftarlar arkalarını dönüp iç çamaşırlarını gösteriyorlardı. Dernek yöneticilerini ele geçirip, kendi atadığı kişileri başkan ve yönetici yapan “hiç kaybetmeyen adam” sonunda derneği yok etti. Yine “hep kazanan” kazanmıştı... “Ara sıra kazanan” bu kez kaybetmişti... Önce düş kurmalarını sağlayacaksınız, sonra bu düşleri kurmalarını sağlayacak ürünler satacaksınız, sattığınız düşlerden para kazanacaksınız... Düşler yıkıldığında “hep kaybeden” birini bulursunuz ve ona bir kez daha kaybettirirsiniz, sonra da sizinkileri daldığı düşlerden uyandıranları bir bir ayıklar ve tepelerine binersiniz... Başkanlık bu kadar basittir işte... Hangi kulüpten oluyorsa olsun, kendilerine hayaller vadedilen tüm futbol seyircisinin ortak bir yönü vardır: Hepsi soyulmaktadır... Bir yuvarlağı esir almış olan herhangi bir dikdörtgenin yöneticisi, ona hayaller satan bir başkanın “yeşil” çimlerden beslenen George Washington resimli “yeşil” dolara olan aşkı nedeniyle; hep soyulacaktır... O dikdörtgen şimdi incelmiş ve HD yayın yapsa da, “yeşil” güzelliği çoğalsa da; “yuvarlak” hâlâ ve hep aynı “yuvarlak”... (Devamı gelecek haftaya) POST-İT: “Taraftarların takımları ile ilgili doymak bilmez bir iştahları vardır ve bunu sömürecek yöneticiler her zaman bulunur!” Bunu ben söylemiyorum, bir uluslararası araştırmadan aldım... (Devamı gelecek haftaya)
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT