BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Mübârek İsrâ ve Mi’râc Gecesi -1-

Mübârek İsrâ ve Mi’râc Gecesi -1-

Receb ayının [25 Haziran 2009 Perşembe günü idrâk ettiğimiz] ilk Cuma gecesine “Regâib Gecesi” denir.



Receb ayının [25 Haziran 2009 Perşembe günü idrâk ettiğimiz] ilk Cuma gecesine “Regâib Gecesi” denir. Bilindiği gibi, Receb ayının her gecesi kıymetlidir; her Cum’a gecesi de kıymetlidir; bu iki kıymetli gece bir araya gelince, dahâ da kıymetli olmaktadır. [Regâib gecesinin kıymeti, çeşitli hadîs-i şerîfler ile bildirilmiştir; Regâib gecesiyle ilgili makâlemizde onlardan birazcık bahsetmiştik.] Önümüzdeki 19 Temmuz 2009 [26 Receb 1430] Pazar’ı 20 Temmuz [27 Receb] Pazartesi’ye bağlayan gece “Mi’râc Kandili”dir. Onun için biz bugünkü ve yarınki makâlelerimizde, birazcık “Mi’râc”tan bahsetmeye çalışacağız. Sevgili Peygamberimiz, 52 yaşında iken, Recep ayının 27. gecesi, melekût âlemini, kâinâtın hârikalarını seyir ve temâşâ etmesi için, Allahü teâlâ tarafından da’vet olundu. Gecenin muayyen bir sâatinde Cebrâil aleyhisselâm gelip Peygamberimizi önce, Mekke-i Mükerreme’deki Mescid-i Harâm’dan, yaklaşık olarak 2500 km uzak bir mesâfede bulunan Kudüs’teki Mescidi Aksâ’ya götürmüştür. [Bilâhare Sevgili Peygamberimiz, oradan da göklere, bilinmeyen yerlere yükseltilmiştir.] Sevgili Peygamberimizin bu iki mahal arasındaki seyâhatleri, geceleyin vukû’ bulduğu için, “gece yolculuğu yaptırılması” ma’nâsında bu olaya “İsr┠denmiş, bu mübârek kelime, aynı olayı anlatan âyetle başlayan “İsr┠sûresinin de adı olmuştur. “Mi’râc” ise, sözlük ma’nâsı itibâriyle “merdiven” ve “yükseğe çıkmak” gibi ma’nâlara gelmekle beraber, Resûl-i Ekrem Efendimizin, “varlık ufuklarının üstüne, yüce makâmlara yükselmesi” demektir. Nitekim Resûlullah Efendimiz, “Mi’râc hadîsleri”nde “yükseğe çıkarıldım” buyurduklarından, bu hâdise “Mi’râc Hâdisesi” diye anılmıştır. Evet, Recep ayının 27. gecesi “Mi’râc Gecesi”dir. İslâm âlimleri buyuruyorlar ki: “Mi’râc, rûh ve ceset ile birlikte oldu. Peygamberimizin Mekke’den Kudüs’e götürüldüğü, âyet-i kerîme ile sâbit olduğundan, Mi’râcın bu kısmına inanmayan kâfir olur. Göklere, bilinmeyen yerlere götürüldüğüne inanmayan ise sapık olur.” Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Mi’râc’ta Cennet’i, Cehennem’i, sayısız şeyleri görüp, Kürsî, Arş ve Rûh âlemlerini de geçerek, bilinmeyen, anlaşılamayan, anlatılamayan şekilde, mekânsız, zamânsız, cihetsiz, sıfatsız olarak Allahü teâlâyı da gördü. Hiçbir mahlûkun bilemeyeceği, anlayamayacağı ni’metlere kavuşup bir anda, Kudüs’e ve oradan da Mekke-i Mükerreme’ye geldi. Mİ’RÂCTAN EVVEL OLAN HÂDİSELER Resûlullah Efendimiz, hicretten bir yıl önce, 52 yaşında idi. Resûlullah’ın hem kendisine, hem de Eshâbına uygulanan baskılar, boykotlar, ezâ ve cefâlar haddi aşmıştı. İşkenceye tahammül edemeyen bazı Müslümânlar, Resûlullah’tan aldıkları izinle, Habeşistân’a hicret etmişlerdi. Mekke müşriklerine karşı kendisini himâye eden amcası Ebû Tâlib, bu senede vefât etti. Bir müddet sonra, 25 yıllık biricik hanımı ve en yakın destekçisi Hazret-i Hatîce vâlidemizi de kaybetti. Hattâ bunlardan dolayı, bu seneye “Senetü’l-hüzün=Âmü’l-hüzün” denilir. Resûlullah (aleyhisselâm) bir gün yanına Zeyd bin Hârise’yi de alarak Tâif’e gitti. Oranın halkına bir ay nasîhat eyledi. Hiçbir kimse îmân etmedi, bil’akis alay ettiler. Üstelik onları, çocuklara taşlattılar. Resûlullah’ın (aleyhisselâm) mübârek bacakları yaralandı. Onu korumaya çalışan Hazret-i Zeyd’in başı kan içinde kaldı. Ümitsiz, üzüntülü, yorgun bir hâlde Tâif’ten geri dönerlerken, çok sıcak bir sâatte, yol kenârında, bitkin bir hâlde oturdular. Orada bir müddet istirâhat edip, kanlarını sildiler, yaralarını pansuman ettiler. Orada bulunan bir bağın sâhibi, Rebîa’nın oğulları Utbe ve Şeybe adındaki zengin iki kardeş, köleleri Addâs ile birer salkım üzüm gönderdiler. Resûlullah aleyhisselâm, üzümü yerken Besmele okudu. Addâs, o zaman Hıristiyân idi; bunu işitince şaşırdı ve “Yıllarca buralardayım. Kimseden böyle bir söz duymadım. Bu nasıl sözdür?” dedi. Resûlullah, ona: “Sen neredensin?” diye sordu. “Nineve’liyim” dedi. “Yûnus aleyhisselâmın memleketinden imişsin” buyurdu. “Siz, Yûnus’u nereden tanıyorsunuz? Onu, buralarda kimse bilmez” dedi. Resûlullah Efendimiz, “O benim kardeşimdir. O da, benim gibi Peygamber idi” buyurdu. [İnşâallah yarın bu konuya devâm edelim.]
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT