BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Mübârek İsrâ ve Mi’râc Gecesi -2-

Mübârek İsrâ ve Mi’râc Gecesi -2-

Dünkü makâlemizde, Peygamber Efendimizle hizmetçisi Zeyd bin Hârise’nin Tâif dönüşü, bir bağ kenârında oturmalarından, bağ sâhipleri tarafından kendilerine üzüm gönderilmesinden ve bu üzümü yemelerinden, üzümü getiren köle ile olan bazı konuşmalarından bahsetmiştik.



Dünkü makâlemizde, Peygamber Efendimizle hizmetçisi Zeyd bin Hârise’nin Tâif dönüşü, bir bağ kenârında oturmalarından, bağ sâhipleri tarafından kendilerine üzüm gönderilmesinden ve bu üzümü yemelerinden, üzümü getiren köle ile olan bazı konuşmalarından bahsetmiştik. Peygamberimizin konuşmasını dinleyen ve hâlini gören köle: “Bu güzel yüzün, bu tatlı sözlerin sâhibi yalancı olamaz. Ben inandım ki, sen Allahın Resûlüsün. Yâ Resûlallah, yıllarca bu zâlimlere, bu yalancılara kölelik ediyorum. Herkesin hakkını yiyorlar; herkesi aldatıyorlar. Hiç iyi tarafları yok. Onlardan nefret ediyorum. Sizinle birlikte gelmek istiyorum” dedi. Resûlullah aleyhisselâm, tebessüm ederek buyurdu ki: “Şimdi, efendilerinin yanında kal. Az zaman sonra, adımı her yerde işitirsin. O zaman bana gel.” Bilâhare Mekke’ye doğru yürüdüler ve karanlıkta şehre girdiler. Çünkü her taraf düşmân dolu idi. Gidilecek herhangi emîn bir yer de yoktu. Birkaç ay, Mekke’de çok sıkıntılı geçti. Resûlullah Efendimiz buna çok üzülüyordu. Ne kadar enteresan bir durumdur ki, “İsrâ ve Mi’râc Mu’cizesi”, Tâif seferinden müteessir olarak dönen Peygamber Efendimizin, iki yakınını da kaybettiği, kendisini en yalnız ve en çok üzgün hissettiği bir zamanda olmuştur. Resûlullah Efendimiz, 11 yılı aşkın bir zamandan beri, Allahü teâlânın dînini, insanlara teblîğ ediyordu. Ama Mekke halkı, kendilerini dünyâ ve âhirette mes’ûd ve bahtiyâr kılacak olan bu yüce esâslara îmân etmiyor, üstelik Peygamberimize ve Müslümânlara da çok sıkıntı veriyorlardı. Vukû bulan hâdiselerden dolayı, çok üzgün hâlde bulunan Peygamberimize, bütün bu tehlikeli günlerin sona ermek üzere olduğunu, hicret olayı ile İslâm tarihinde yepyeni bir huzûr ve sükûn devrinin açılmak üzere bulunduğunu müjdelemek ve gönlünü almak için, onun melekût âlemini seyredeceği ve Allahü teâlâdan yeni emirler telakkî edeceği mübârek gece gelip çatmıştı. Bu “mu’cize”yi, zaman ve mekân mefhumlarıyle açıklamak ve akıl ile îzâh etmek mümkün değildir. İlâhî kudretin ve Peygamberlik mertebesinin ne demek olduğunu idrâk edebilenler, bu hâdisede de bir garîplik görmezler. Allah ve Resûlüne inananlar, mu’cizelere de inanırlar. Bilindiği gibi, mukaddes dînimiz İslâmiyette kıymet verilen, “bereketli, hayırlı, faydası bol, feyizli” demek olan “mübârek” sıfatıyle sıfatlanan “on gece” vardır. Recep ayının 27. gecesi olan “Mi’râc gecesi” bunlardan biridir ki, Sevgili Peygamberimizin “İsr┠ve “Mi’râc” mu’cizesiyle şereflendiği, göklere çıkarıldığı, bilinmeyen yerlere götürüldüğü ve Allahü teâlâ ile konuştuğu gecedir. Peygamber Efendimiz buyurdu ki: “Receb ayında bir gece ve bir gün vardır ki, bir kimse o gece namaz kılsa, ibâdete devâm eylese, gündüzünde de oruç tutsa, kendisine, bir senenin bütün günlerini oruç tutmuş, bütün gecelerini ibâdetle geçirmiş gibi sevâb verilir. O gün, Recebin 27. günüdür.” İsrâ ve mi’râc hâdisesi, Peygamberimizin Medîne’ye hicretlerinden 19 ay önce, mîlâdî 621 yılında, geceleyin vukû’ bulmuştur. Beş vakit namaz bu zamanda farz kılınmıştır [Önceden sabâh ve ikindi namazları olmak üzere iki vakit farz idi]. Ayrıca, îmân esaslarıyle ilgili Bakara sûresinin son iki âyeti ve ümmetinden şirk koşmayanların Cennete gireceği müjdesi, Peygamber Efendimizin mi’râc dönüşü biz ümmetine getirdiği en değerli hediyeler arasındadır. Yine bu gecede, arada vâsıta olmaksızın, bizzât Allahü teâlâ tarafından Peygamber Efendimize vahyedilen İsrâ sûresinin 23. ilâ 39. âyetleri arasında belirtilen 12 madde bildirilmiştir: “Allaha hiçbir sûrette şirk koymayın. Anne ve babanıza hürmet ve itâat edin. Hısım ve akrabâya, fakîr ve yoksullara, gurbette kalmış kimselere, yolculara yardım edin. Geçim endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Yetîmlerin mallarına dokunmayın; onlara hoş muâmele edin. Zinâya yaklaşmayın. Haksız yere kimseyi öldürmeyin. Verdiğiniz sözü tutun. Ölçü ve tartıda doğruluğa dikkat edin. Bilmediğiniz bir şeyin ardına körü körüne takılıp gitmeyin. Yer yüzünde kibir ve gurûr taslayarak yürümeyin.” Peygamber Efendimiz, bu gecede, Cebrâil aleyhisselâmın geçemediği noktadan ötelere geçmiş, bilinmeyen bir şekilde, mekânsız, zamansız, cihetsiz, sıfatsız olarak, arada vâsıta olmaksızın Allahü teâlâyı görmüş ve konuşmuştur.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT