BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Dünürler geldi Bircan!”

“Dünürler geldi Bircan!”



ertemiz giyindikten sonra çıktılar dışarıya. İkisi de konuşmuyordu ama ayakları her ikisini de geri götürüyordu sanki. Çamurlu yollardan güçlükle yürüyerek caddeye çıktılar yarım saat sonra. Mehpare hanımın ayakkabıları kirlenmişti. Huzursuz bir halde baktı. Talat bey atıldı: - Şuradan bir paket kağıt mendil alalım da sileriz Mehpare. Yaşlı adam elini cebine daldırdı, yırtık cüzdanının içindeki parayı saydı. Yanındaki miktar bir taksiye binmelerine yetecek kadar değildi. Tahsin’e para vermişti. Muhsin’in düğününde takmak için bir bilezik almıştı. Bir miktarını da kenara ayırmış, ileride lazım olur düşüncesiyle dokunmuyordu. Gülümsedi mahcup bir tavırla: - Otobüse bineceğiz Mehpare. Yorulacaksın ama! - Neden yorulacak mışım?.. Ben arabalarda, taksilerde büyümedim Talat bey. - Kızma Mehpare, kızma, şaka yaptım... Yaşlı kadın, kocasının bu haldeyken bile şaka yapmaya çalışmasına hayret ederek yürüdü durağa doğru. On beş dakika sonra otobüse binmişler, hareket etmişlerdi. Bu arada ayakkabıları da temizlenmişti. Düğünün yapılacağı beş yıldızlı otele üç vasıtayla ulaşabildiler. Evden çıkalı neredeyse iki saati geçmişti. Daha içeri girmeden yorgun düşmüşlerdi. Evvelden beri gece gezmelerine pek sıcak bakmamışlardı. Bu nedenle yaşadıkları tedirginlik bir de günün anlamının oluşturduğu huzursuz havayla karışınca çekinerek yürüdüler kapısında teşrifatçıların dizili olduğu büyük kapıya. Görevli, uzun boylu, üniformalı bir adamdı. Kuyruklu bir ceket giymişti. Beyaz eldivenleri vardı. Mehpare hanım adamın kıyafetine gülümseyerek baktı elinde olmadan. Adam yaşlı karı-kocanın kılığını, kıyafetini içerideki ortama pek yakıştıramamış olacak ki durdurdu onları: - Bir dakika beyefendi, siz ne için gelmiştiniz? - Düğün için oğlum. Düğün burada değil mi? Muhsin Kadıoğlu’nun düğünü? Adam baştan ayağa kadar süzdü yaşlı adamı: - Evet burada, davetiyenizi göreyim! - Davetiye mi? Oğlum, ben damadın babasıyım. Muhsin Kadıoğlu, bizim davetiyemiz falan yok. Şapkalı, beyaz eldivenli, uzun kuyruklu ceketi olan adam dudak bükerek baktı karşısındaki adama. Omuzlarını kaldırdı: - Damadın babası mı? Talat bey kimliğini çıkardı: - Bak oğlum, Kadıoğlu. Damadın babasıyım ben! - İyi de amca!.. Peki, geçin bakalım. Talat bey dönüp karısını öne geçirdi: - Haydi Mehpare. Girelim. İçerisi son derece lüks görünümlü geniş bir bölümdü. Yerler bordo renkli, uzun tüylü halılarla kaplanmıştı. Bütün her şeyde, dokunulmaya kıyılamayacak kadar ince bir zarafet vardı. Herkes sessizce konuşuyor, kesinlikle gürültü olmuyordu. Nereden geldiği belli olmayan bir hafif müzik yayını vardı.... Karı koca, tedirgin adımlarla önlerindeki dört kişilik, oldukça şık giyimli grubu takip ettiler. Geniş bir antreye açıldı girdikleri bölüm. Saray kapısı gibi işlenmiş bir girişin önünde Halit bey siyah smokini içinde, anlamsız kahkahalarını atıyordu beş metre ileride. Yanında duran Bircan hanım gelen misafirlerin elini sıkıyor, içeri buyur ediyordu. Talat bey o tarafa doğru hareketlendi: - Merhaba efendim, kusura bakmayın, geç kaldık. Yollar malum. - Hah, hah, hah... Dünürler geldi Bircan! Kocasına göre oldukça genç bir kadın olan Bircan hanım küçümser bir bakış fırlatarak gülümsemeye çalıştı zoraki. Mehpare hanımın başörtüsüne, üzerindeki elbiseye baktı kibirli bir şekilde. Sonra eğildi kocasının kulağına: - Halit, sakın burada durmasınlar el sıkmak için falan. Girip otursunlar içeri. Ben misafirlerimi bu insanlarla durup karşılamam bilmiş ol! - Hah, hah, hah... Tamam hanım, tamam. Adam Talat beye döndü: - Gel dünür, sizi içeri götüreyim, masanıza oturtayım. Yorulmayın. Takip ettiler onu. Muhteşem bir salona girdiler. Yuvarlak beyaz örtülü masalarla doluydu salon. Bir uğultu vardı ama yine de tam karşıdaki sahnede üç kişinin çaldığı kemanların nağmeleri duyuluyordu net olarak. Neredeyse mutfak kapısının girişine yakın bir yere götürdü Halit bey yaşlıları. İki kişilik, küçük bir masaydı. - Burasını size ayırdı Muhsin. Oturun dünür. Bir şey isterseniz garsona seslenin. Bu sözlerden sonra uzaklaştı. Karı-koca oturdular. Hiçbir tanıdıklarını çağırmamışlardı düğüne. Muhsin kesin tavır koymuş, kimseyi istemediğini söylemişti. Mehpare hanım çevresine bakıp yutkundu: - Ne kadar yabancıyız burada değil mi Talat bey? * DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT