BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Osmanlılarda yenilik teşebbüsleri

Osmanlılarda yenilik teşebbüsleri

İslâmiyet, bütün fen kollarında, ilim ve ahlâk üzerinde, her çeşit çalışmayı, yeniliği önemle emretmektedir. Bunlara çalışmak, farz-ı kifâyedir!..



Bugün, Osmanlı padişahlarından Üçüncü Selim Han’ın hunharca şehid edildiği gündür. Üçüncü Selim Han, günün şartlarına göre medeniyette, teknolojide ilk ciddi yenilik teşebbüsünde bulunan bir sultandır. Çünkü, İslâmiyet, bütün fen kollarında, ilim ve ahlâk üzerinde, her çeşit çalışmayı önemle emretmektedir. Bunlara çalışmak, farz-ı kifâye olduğu, kitaplarda yazılıdır. Hattâ, bir İslâm şehrinde, fennin yeni bulduğu bir âlet, bir vâsıta yapılmayıp, bu yüzden bir Müslüman zarar görürse, o şehrin idarecilerini, âmirlerini, İslâmiyet mes’ûl tutmaktadır. Bunun için, padişahlar bunda ilgisiz kalamazlardı. HAYATINA MAL OLDU Yenilik konusundan ilk ciddi teşebbüste bulunan Üçüncü Sultan Selim Han, içeride ve dışarıda büyük bir tepki ile karşılaştı. Dış destekli Kabakçı isyanı ile yeniçeri zorbaları tarafından tahttan indirildi sonra da şehid edildi. Bu ciddi teşebbüsü onun hayatına mal oldu. Çokları, “Osmanlı Devleti kendini niçin yenilemeyip Batı’nın gerisinde kaldı?” diye sorar; padişahları suçlar. Selim Han’ın başına gelenler bunun o kadar kolay olmadığının ispatıdır. Daha sonraları, birçok kere yeni teşebbüsler olduysa da bir şekilde engellendi. Bu vesile ile Osmanlıdaki, Batılılaşma, yenilik hareketlerine kısaca bir göz atalım: 15, 16 ve 17. asırlarda, dünyanın en mühim ticaret yolları önemli ülkeler, şehirler ve denizler Osmanlı hakimiyeti altındaydı. İki saatlik bir savaş sonunda bir devleti bütünüyle idareleri altına alabilecek bir güce sahipti. Karşılarında rakib olabilecek bir kuvvet yoktu. Bu sebeple Osmanlı Devleti hakim bir vaziyette seyrine devam ediyor, onu daha yeni hamleler ve teknik buluşlar yapmaya sevk edecek itici sebepler görülmüyordu. Bu, rehavete sebep oldu. Medeniyetlerin en büyük düşmanı da budur zaten. Buna karşılık 10. yüzyıldan beri açlık, sefalet, hastalık ve zulüm içerisinde; en mühimi Müslümanlar karşısında mahkum bir vaziyette bulunan batı toplumu için aynı durum söz konusu değildi. Çünkü onların karşısında tatbik edebilecekleri yüksek ve parlak bir ilim, örnek alabilecekleri gelişmiş bir medeniyet mevcuttu. Nitekim onlar, Haçlı Seferleri ve çeşitli vesilelerle İslam memleketleri ile olan irtibatları sırasında bu medeniyeti tanıma fırsatı buldular. Rönesans denilen hamlelerinde bunun büyük tesiri oldu. Diğer taraftan Avrupalılar doğunun, bilhassa Hindistan’ın tabii ürünlerinden ancak Osmanlılar vasıtasıyla istifade ettiklerinden onlara pahalıya mal oluyordu. Bu sebeple ihtiyaçları olan maddeleri doğrudan kendi mahalline giderek temin etmeyi düşündüler ve deniz yoluyla Hindistan’a ulaşabilme çarelerini aradılar. Şartlar, çaresizlikler onları bir şeyler yapmaya zorluyordu. Bu yüzden pekçok deniz seyahatleri yaptılar; yeni bir çığır açacak keşifler, buluşlar gerçekleştirdiler. Neticede bu, savaş meydanlarına da yansıdı. Osmanlılar üzerinde de üstünlük kurmaya başladılar. Öyle ki, 17. asrın başlarında Osmanlı donanmasının hâlâ kürekli ve yelkenli olmasına karşılık onlar donanmalarını kalyonlarla donatmışlardı. Avrupa devletlerinin elde ettikleri bu üstünlüğün sonunda, kara ve denizdeki başarısızlıklar Osmanlı devlet adamlarının dikkatini çekti. Osmanlı padişahları ülkelerinin kaybettiği üstünlüğü tekrar kazanmak gayesiyle batının ilim ve tekniğini Türkiye’ye aktarmak için her türlü imkanı seferber etti. VÜCUD ZAFİYETE UĞRAYINCA... Ancak Batı’nın elde ettiği üstünlük, Osmanlıda zaafa sebep oldu. İnsanın vücudunun zafiyete uğraması ile bütün mikropların aktif haline gelmesi gibi, Osmanlının iç ve dış düşmanlarını faaliyete geçirdi. Osmanlı ülkesine gönderdikleri sefirler, tüccarlar, bilginler ve ajanlar vasıtasıyla azınlıkları tahrik ediyor, bölücülük yapıyor ve nüfuz edebildikleri devlet adamlarını kullanarak ihtilaller bile çıkarabiliyorlardı. Patrona Halil ve Kabakçı Mustafa isyanları hep onların gizli faaliyetlerinden kaynaklanıyordu. Böylece Osmanlının teknolojiye yönelik her teşebbüsü, bir şekilde önlendi. Osmanlı devleti bu engeli bir türlü aşamadı. Aşamadığı için de, yıkıldı. Zaten Batı’nın maksadı da buydu.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT