BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > KUZEY IRAK İLE BÜTÜNLEŞMEK MÜMKÜN MÜ?..

KUZEY IRAK İLE BÜTÜNLEŞMEK MÜMKÜN MÜ?..

1991’de ABD’nin Irak’ı fiilen bölmesinden sonra Bağdat’ın egemenlik alanından yavaş yavaş çıkan ve Saddam Hüseyin sonrası dönemde süratle “bağımsızlaşan” bu bölgenin, ilelebet Irak’ın ayrılmaz bir parçası olacağını düşünmek için iyi niyet pınarında boğulmamız gerekir.



1991’de ABD’nin Irak’ı fiilen bölmesinden sonra Bağdat’ın egemenlik alanından yavaş yavaş çıkan ve Saddam Hüseyin sonrası dönemde süratle “bağımsızlaşan” bu bölgenin, ilelebet Irak’ın ayrılmaz bir parçası olacağını düşünmek için iyi niyet pınarında boğulmamız gerekir. SANDIK BAŞINA GİTTİLER Irak Anayasası’na göre özerk bölge olarak kabul edilen Irak’ın kuzeyindeki Bölgesel yönetimin başkanı ile parlamento üyelerinin belirleneceği seçimler, cumartesi günü yapıldı. Mesut Barzani seçim dolayısıyla oyunu kendi karargahında kullanmıştı. Geçtiğimiz Cumartesi günü (25 Temmuz 2009) Irak Anayasası’na göre özerk bölge olarak kabul edilen Irak’ın Kuzeyi’nde Parlamento seçimleri yapıldı. Seçimlerden hemen önce, ABD’nin ve Irak yönetiminin karşı çıkışına rağmen, Bölgesel Yönetim Parlamentosu, Kerkük başta olmak üzere ihtilaflı birçok bölgeyi kendi sınırları içine katan ve “Bölgesel Yönetim Başkanı”na olağanüstü yetkiler veren yeni bir anayasa taslağını kabul etti. Söz konusu anayasanın bu yıl sonuna kadar referanduma götürülmesi bekleniyor. Hemen yanı başımızda meydana gelen bu gelişmeler bizi yakından ilgilendiriyor. Zira 1991’de ABD’nin Irak’ı fiilen bölmesinden sonra Bağdat’ın egemenlik alanından yavaş yavaş çıkan bu bölge, Saddam Hüseyin sonrası dönemde süratle “bağımsızlaşıyor”. Kendine ait bir bayrağı, millî marşı, devlet kurumları hatta ordusu olan, kendi “anayasasını” kendisi yapan, yurt dışında temsilcilikler açan bu bölgenin, ilelebet Irak’ın ayrılmaz bir parçası olacağını düşünmek için iyi niyet pınarında boğulmamız gerekir. Kabul etsek de, etmesek de, sınırlarımızın hemen ötesinde yeni bir devlet kurulmaya çalışılıyor. Irak’ın kuzeyinin, Irak’tan ayrılıp ayrılmayacağı konusunda belirleyici öge, ABD’nin değil, Türkiye’nin tutumu olacaktır. 3 YILDA ÇOK ŞEY DEĞİŞTİ Eğer üç yıl öncesinde olsaydık, Ankara’nın Irak’ın parçalanmasına kesinlikle karşı çıkacağını, Irak’ın toprak bütünlüğünün muhafazası için gerekirse güç kullanmaya hazır olduğunu yazmak kolay olurdu. Üç yılda çok şey değişti. Geçen zaman zarfında, Irak’ın bölünmesi sürecini durduracak, “Yeni Sadabad Paktı” gibi Irak sınırlarının komşu ülkelerce garanti altına alınması şeklindeki öneriler hayata geçirilemediği gibi, Kürtlerle Araplar arasındaki egemenlik tartışmaları daha da alevlendi, Irak’ın Kuzeyi’ndeki petrolün aidiyeti meselesi gerilimi tırmandırdı ve ABD silahlı kuvvetlerinin Irak’tan çekilmeyi başlatması da Kuzeydekilerin bağımsızlık çabalarını hızlandırmalarına yol açtı. Dış politika pragmatik olmayı gerektirir. Bugün Ankara Irak politikasını netleştirmelidir. Bir yandan Irak’ın bir bütün halinde kalması arzu edilirken, diğer yandan da Irak’ın Kuzeyi’yle yoğunlaştırılmış bir iş birliği kurulamaz. Bu iki politika birbiriyle tenakuz halindedir. Ya Irak’ın toprak bütünlüğünün her şart altında muhafazası politikasına geri dönülmeli -ki bunun için artık çok geç olmaktadır- ve Başbakan Maliki’yle masaya oturulup bunun nasıl sağlanacağı somut olarak kararlaştırılmalıdır; ya da Irak’ın Kuzeyi’nin orta vadede ayrılmasının engellenemeyeceği mülahazasından hareketle yeni oluşmakta olan bu birimin millî menfaatlerimize aykırı tutum ve davranışlar içine girmesinin önü alınmalıdır. Dış politika proaktif olmayı gerektirir. Ankara’nın hareketsizliği veya her iki tarafa da eşit mesafede duruşu, ABD’nin çekilmesinden sonra Bölgesel Yönetim ile Bağdat Yönetimi arasında bir çatışmanın yaşanmasını kaçınılmaz kılacaktır. Böyle bir çatışmanın yaşanması ise, bölgesel gelişmelerin tamamen kontrolümüzden çıkmasına ve Irak’ın ayrışma sürecinde Türkiye’nin devre dışı bırakılmasına yol açacaktır. Uzun lafın kısası, Irak’ın Kuzeyi’nde yeni bir devlet kurulmaktaysa, bu Türkiye’nin denetiminde ve Türkiye’nin menfaatlerine aykırı olmayacak şekilde olmalıdır. Ankara’nın Irak’ın Kuzeyi’nin geleceğine dair, “bekleyelim, görelim” deme lüksü yoktur. Geçen haftaki yazımda da ısrarla vurguladığım gibi, “Irak’ın Kuzeyi, Misak-ı Milli’deki Musul Vilayetimiz”dir. Son Osmanlı Mebusan Meclisi’nin kabul ettiği, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin de tasdik ettiği şekilde, öz be öz vatan toprağıdır. Burada yaşayan Araplar da, Asuriler de, Kürtler de, Türkler de, bizim vatandaşlarımızın akrabalarıdır. Dönemin Dünya lideri İngiltere’nin, Milli Mücadele’den yeni çıkmış, yaralı Türkiye’ye oynadığı bir oyunla 1926’da kerhen sınırlarımızın dışında olduğunu kabul ettiğimiz bu bölgenin Türkiye’nin himayesinde, Türkiye ile kader birliği yapması, Misak-ı Milli’nin kısmen de olsa tamamlanması anlamına gelecektir. Rahmetli Turgut Özal, Birinci Körfez Savaşı sırasında, dönemin genelkurmay başkanına, “Biz de bu hengâmeden istifadeyle Musul’a girsek ne olur?” dediğinde, Türkiye’de kıyamet kopmuş, “yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesini, “etrafında fırsatlar çıksa bile, hiçbir yere kımıldama” şeklinde yanlış yorumlayan statükocu zihniyet bu fikre sonuna kadar karşı çıkmıştı. Hâlbuki bu adım atılsaydı, bölücü örgütün beli kırılacak ve binlerce insanımızın canına mal olan şiddetli terör dalgasını belki de yaşamayacaktık. Bugün yeni bir fırsat doğmaktadır. Türkiye, bölgenin en güçlü ekonomisine ve ordusuna sahip bir ülke olarak, Irak’ın Kuzeyi ile entegrasyon yönünde cesur adımlar atabilir. Entegrasyondan kasıt, Avrupa Birliği’nin kuruluş aşamasındakine benzer iktisadi bir bütünleşmedir.. FIRSATLAR İYİ DEĞERLENDİRİLMELİ Türkiye ile Bölgesel Yönetim arasında sınır kaldırılsa, müşterek bir ekonomik çıkar alanı oluşturulsa, gümrüksüz ticaret yapılabilse, insanlar sınırın her iki tarafında serbestçe dolaşabilseler, Irak’ın Kuzeyi’nde Türk bankaları açılabilse, Türk lirası bu bölgede geçerli bir para birimi haline gelse, iki tarafın güvenlik güçleri teröre karşı ortak mücadele etseler ve bunlar yapılırken Lozan Konferansı farklı seyretseydi zaten 86 yıldır aynı ülkenin vatandaşı olacağımız gerçeğinden hareketle insanlarımız arasındaki dostluk ve kardeşlik bağları kuvvetlendirilse, bundan kim zararlı çıkar? Diplomasideki “kazan-kazan” yaklaşımının, bundan daha güzel bir uygulaması olur mu? Bu öneriye, “Türkiye’nin üniter yapısı tehlikeye girer” gibi bir ezberle karşı çıkacaklara tek cevabım şudur: Rahmetli Atatürk, Binbaşı Özdemir Bey’i Kuzey Irak’a acaba neden göndermişti? Biraz tarih okuyup, Atatürk’ün vizyonunu yakalamanızda fayda var. “Arap dünyasını gücendiririz” diyenlere ise sadece, “Hangi Arap dünyasından bahsediyorsunuz?” diye sormak geçiyor içimden. Küresel iktisadi kriz durulmazken, dünya siyaseti yeniden şekilleniyor. İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki gibi, kartlar yeniden dağıtılıyor, güç dengeleri, nüfuz alanları, yeniden tesis ediliyor. 21. yüzyılın denklemleri oluşturuluyor. Türkiye, bu geçiş döneminin sunduğu fırsatı iyi değerlendirmelidir. Çünkü dış politika, pragmatik ve proaktif olmayı gerektirir.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 89898
    % 0.37
  • 4.8232
    % -0.22
  • 5.6284
    % -0.33
  • 6.3815
    % -0.47
  • 192.903
    % -0.91
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT