BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Haklarımızı almalıyız

Haklarımızı almalıyız

Ankara ile Brüksel arasında Helsinki sonrası başlayan yeni dönemde, tam üyelik için adımların hızlı atılması gerekiyor



Helsinki Zirvesi sonrası Ankara-Brüksel ilişkilerinde oluşan olumlu havanın artık pratiğe yansıtılması zamanı geldi de geçiyor. Karşılıklı süslü politik demeçlerle zaman kaybına Türkiye’nin tahammülü yok. AB Komisyonu’nun Türkiye masası şefi Vander Linden geçen hafta Ankara’da bir dizi temaslarda bulundu. Seyahatin asıl amacı, Dışişleri Bakanı İsmail Cem ile AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verhuegen’in Brüksel’de yapacağı görüşmenin gündemini belirlemekti. Komisyondan beklenen ise katılım ortaklığı belgesinin hazırlanması çerçevesinde ilk temasın kurulacak olmasıydı. Ancak Brüksel pek de oralı olmayacak bir yaklaşım içinde. Brüksel’de, AB-Türkiye ilişkilerinde, birliğin diğer aday ülkelere karşı ortaya koyduğu yaklaşımın sergilenmediği açık bir şekilde görülüyor ve hissediliyor. YARDIMLARIN DURUMU Helsinki’de Türkiye’ye yapılacak yardımların tek bir bütçede toplanması kararlaştırılmıştı ancak bu konuda hiç bir kıpırdama olmaması akla bir çok soruyu getiriyor. Mısır, Lübnan ve Suriye gibi ülkelerin de yararlandığı Akdeniz fonundan (MEDA) Türkiye’ye yapılması gereken yardımlarda ise çok az bir artışın sağlanması dikkat çekiyor. Türkiye’ye Brüksel tarafından yapılan muamele, merkezi ve doğu Avrupa ülkeleri ile karşılaştırılamıyacak oranda büyük farklılıklar içeriyor. Helsinki kararlarından sonra, Ankara’nın 31 AB programı ile 10 kadar Avrupa ajansına katılma imkanı doğdu. Bugüne kadar Brüksel cephesinde bu yönde bir hareketlilik olmaması gözlerden kaçmıyor. Türkiye’nin, hukuken kesinleşen Leonardo, Socrates, Youth for Europe gibi programlardan yararlanması için bugüne kadar hiçbir temel çalışma yapılmadığı için, 2000 yılında Ankara söz konusu programlardan yararlanamayacak. FARK YOK Türkiye-AB ilişkilerinde, Helsinki öncesi ve sonrası, uygulama bakımından hiçbir farkın olmaması gözlerden kaçmıyor. Brüksel’in bu tutumu, akla yine ‘’oyalama ve avutma’’ ihtimalini getiriyor. AB’nin diğer ülkeler ile Türkiye’ye karşı tavrı arasında büyük bir fark ortaya çıkmış bulunuyor. Bir anlamda, merkezi ve doğu Avrupa ülkeleri ile Türkiye’nin arası, kapanmıyacak ölçüde açılıyor. Bu ülkelere geçen yıl yaptığı 2 milyar euro yardımı bu yıl 3 milyara çıkaran AB, ilişkilerini her alanda yoğunlaştırarak sürdürüyor. Cem ile Günter Verhuegen’in yapacağı görüşme neticesinde, Avrupa ve Türk bürokrasilerini harekete geçirecek bir ivme kazandırılamazsa, 2000 yılı Ankara-Brüksel ilişkileri açısından tam anlamıyla kayıp bir yıl olacak. AB Komisyonu’nun “katılım ortaklığı” belgesinin bir an önce hazırlanması, hiç olmazsa Ortaklık Konseyi toplantısının yapılacağı Nisan ayına kadar taslağı bitirmesi, Türkiye-AB ilişkilerinin geleceği açısından önemli. AB Komisyonu’nda merkezi ve doğu Avrupa ülkeleri ile ilgili 165 kişi çalışırken, Türkiye masasında personel sayısı 5 kişiyi bile geçmiyor. Diğer ülkelere yaklaşık 16 memur görevlendiren AB’nin Ankara temsilciliğinde 3 diplomat bulunurken, geri kalan personelin ise mahalli uzmanlardan oluşması, şüpheleri yoğunlaştırıyor. 1 milyon nüfuslu Litvanya gibi ülkeleri 16 memur ile izleyen AB Komisyonu, 65 milyonluk Türkiye masasını nasıl idare edeceği merak konusu. KAYIP YIL OLMASIN Türkiye masası şefi Vander Linden’in Slovenya’ya atanacağı belirtilirken, Türkiye masasının da bir süre başsız kalacak olması ilişkiler açısından zaman kaybına yol açacağı endişesini gündeme getiriyor. Türkiye’nin, diğer aday ülkeler ile eşit muamele görmek konusunda, hakkını ısrarlı bir şekilde arayarak bu yöndeki endişelerini dile getirmesi gerekiyor. Ankara’nın, topluluk program ve ajanslarına girme, mali yardımların işletilmesi gibi alanlarda, komisyonun diğer aday ülkelere gösterdiği yaklaşımı göstermesini Brüksel’den talep etmesi, ilişkilerin kilometre taşını oluşturacak. Brüksel bu tempo ile ilişkileri götürmeye devam ederse, 2000 yılı tam anlamıyla kayıp bir yıl olacak. Gözler Kıbrıs’ta AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu Alman üyesi Günter Verhuegen’in, Mart ayında Kıbrıs’a gideceği belirtildi. KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile görüşecek olan Verhuegen, Türk tarafını, AB ile Kıbrıs Rum Kesimi arasında sürdürülen tam üyelik müzakerelerine katılması için ikna etmeye çalışacak. Kıbrıs ile yürütülen müzakerelerin sorunsuz bir şekilde devam ettiğinin altını çizen Verhuegen, toplam 31 başlıkta açılan müzakerelerin 11’inin tamamlandığını 8 başlığın da Portekiz’in AB Dönem Başkanlığı’nda sonuçlandırılacağını bildirdi. Verhuegen’in, Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu ile Brüksel’de yaptığı görüşmede, Kıbrıs ile müzakerlerde, 3 konuda sorun olduğunu, ancak tam üyelik için önünde bir engel bulunmadığı görüşünü aktardığı öğrenildi. Verhuegen, AB’nin muhatabının Klerides yönetimi olduğuna dikkat çektiği konuşmasında, adada siyasi sorun olsa da müzakerelerin sonuçlanmasının ardından Kıbrıs’ın tam üye olacağı görüşünü Papandreu’ya aktardı. Artık bizimle uğraşmıyorlar Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) çalışmaları Strasbourg’a gelen Uluç Gürkan, Helsinki sonrası Türkiye ile fazla uğraşılmadığı izlenimi edindiğini söyledi. AKPM Türk Heyeti Başkanı Gürkan, bu durumun “Türkiye’nin imajının iyileşmesi mi, yoksa daha tarafsız, bulaşmama tavrı mı?” olduğu konusunda bir görüş sahibi olmadığını vurguladı. Türkiye’ya karşı girişimler ortaya çıksa bile fazla taraftar bulmadığını belirten Gürkan, “Bir anlamda, Türkiye dışlansa bile, ister istemez Avrupa’nın bir parçası gibi kabullenme eğilimi var” diye konuştu. AB Komisyonu Başkanı Romano Prodi’ye, AKPM çalışmaları sırasında verilen mesajın önemli olduğunu hatırlatan Gürkan, “Avrupa’nın güçlü İslam ülkesi olarak, Türkiye’yi içine almadan AB tamamlanmış olamaz. Bu da Türkiye’nin farklı kimliğinin, özellikle dinsel temelde bir ayrımcılığa tabi tutulmamasını gerektirir” görüşünün dile getirildiğini kaydetti. Gürkan, “Irkçılık, Amerika’da insanın rengine dayalı, AB’de ise dinsel temellere dayanıyor. Türkler’in şahsında bir anlamda, İslam ayrışması yapılmaya çalışılıyor. Türkiye’nin laik yapısıyla bir farklı nokta ortaya koymadığını görmeleri lazım. Bunu ısrarla anlatmamız gerekiyor. Bunu ısrarla anlatmaya çalışmamıza rağmen hâlâ bazı sorunlar yaşanıyor” dedi. ÖCALAN KONUSU Avrupa Konseyi’nin kurucu üyesi Türkiye’nin idam cezasını kaldırmamış olmasının ihtiyatla karşılandığını ifade eden Gürkan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye idam cezasıyla ilgili Avrupa Konseyi platformlarında bir sorun yaşıyor ama hükümetin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı açıklanıncaya kadar, kesinleşmiş idam cezasını yargısal bakımdan uygulamıyacağı yolundaki kararı memnuniyetle karşılandı.” Bu konuda Konsey’de hazırlanan raporun, yargılama sürecinin de gerçekten adil ve tarafsız olduğunu istemeyerek kabul ettiğini hatırlatan Gürkan, şöyle dedi: “Türkiye’yi bu konuda çok iyi anlamak lazım. Bakın bir tek Öcalan konusunda duyarlılık var. Bu duyarlılık da Öcalan’ın şahsında Türkiye’nin yıllardır sıkıntı çektiği, kan ve can verdiği terörün simgeleşmiş olması. Onunla birlikte terörün sona ereceği inancının çok kuvvetli olması bu duyguyu anlamak lazım. Ama Türkiye de yeni bir üyeyi Avrupa Konseyi’ne kabul edip etmeme konusunda iradesini kullanırken, idam cezasını o ülke kaldırmış mı, kaldırmamış mı, ona bakıyor. Türkiye başkası hakkında karar verirken kullandığı bu kriteri, kendi için de çözmemiş olmanın çarpıklığını ortadan kaldırması gerekiyor.”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT