BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > My name is Dilmen.Selin Dilmen!

My name is Dilmen.Selin Dilmen!

O bir kahraman. O bir süper yetenek. Ve o çok yakışıklı. Onun adı Bond. James Bond. Tahmin edebileceğiniz gibi The world is not enough (Dünya Yetmez) isimli son Bond filmine gitmiş bulunuyorum.



O bir kahraman. O bir süper yetenek. Ve o çok yakışıklı. Onun adı Bond. James Bond. Tahmin edebileceğiniz gibi The world is not enough (Dünya Yetmez) isimli son Bond filmine gitmiş bulunuyorum. Bond serisinin aslında tek film olarak tasarlanan ilk yapımı Dr. No dahil olmak üzere, izlemediğim hiçbir bölümü yok. Tıpkı Batman’e beslediğim hayranlık gibi, süper İngiliz ajanı Bond karakterini de büyük bir zevkle takip ediyorum. Son derecede iyi eğitim almış, çok şık ve bakımlı, cesur ve soğukkanlı James Bond ya da 007, dünyanın gelmiş geçmiş en ünlü sinema karakterlerinden birisi zaten. Sinema tarihi boyunca Bond’u canlandırmış olan birçok aktör var. Bunların içinde tüm dünyanın beğenisini kazanmış ve belki de 007 ile en çok örtüşmüş olanı hiç şüphesiz Sean Connery. İlerleyen yaşı sebebiyle Bond günlerini mazide bırakmış olan Connery’nin yerini son iki filmde Pierce Brosnon dolduruyor. Hem de hiç eksikliğini hissettirmeden. The world is not enough’a gelince... Şimdiye kadar izlemiş olduğum Bond filmlerinin belki de en iyisi diyebilirim. Elbette abartı son haddinde. Ama eğer Bond’u seviyorsanız, olayların abartılmasına da alışık olmanız gerekir. Sinema perdesine yansıyan görüntüler, bir süper yapımı şekillendiriyor. Harcanmış olan parayı tahmin etmek güç. Şu kadarı belli ki küçük bir meblağ değil. Konu, diğerlerine göre biraz daha farklı. Bu kez Bond’un karşısına çıkan mağdur ya da daha doğrusu mağdure, bir hain. Ve bu karakteri, yine çok başarılı bir oyuncu olan Sophie Marcue canlandırıyor. Gerçi Bond kızı olmak için biraz yaşlı ama yine de filmde hoş durmuş. “Dünya Yetmez”in ilginç bir yanı da Bond kızları zaten. Filmin ilk başında karşınıza çıkan bayanı çok kısa bir süre izliyorsunuz. Ama bana kalırsa, genel Bond kızı çizgisine en çok o uyuyor. Diğerleri sanki biraz zayıf kalmış gibi geldi. James’in patronu “M” ise başlıbaşına bir film olmalı. Yaşlı bir kadın olan “M”, ağırlığını tereddütsüz koyuyor. Bence sinemanın işlevi bu olmalı. Hareketli çizgi film tarzı... Kahramanların asla ölmediği, iyilerin ne olursa olsun kazandığı bir masal dünyası... Katışıksız sinema gerçekçiliği bazen bana ağır geliyor. Hayat, edebiyat, tiyatro, resim, heykel zaten yeterince gerçek. Müzik, kendisini esnetebiliyor. Ama bu şansa en çok sahip olan dal, sinema. Sanat dalı olarak kabul edilip edilmemesi umurumda bile değil. Eğlenceli olmalı. Seyirci, koltuğuna oturduğunda iki saatliğine kendisini, hayatını hatta gerçek dünyayı unutmalı. Zaten Amerikan sinemasının keşfettiği bu. Gerçek üstücülük. Bu yüzden dünyanın sinema devi haline geldiler. Ve bu yüzden karşılarında durabilen yok. Matrix’ten Titanic’e, Bond’dan Batman’e, Wall street’ten Air plane’e kadar hasılat yapmış olan bütün filmlerin ortak özelliği bu masala yaklaşım ve anlatım. Bu son Bond filmini tavsiye edip etmemeye gelince... Hararetle tavsiye ediyorum. Hem filmi izleyip eğlenin, hem genç ve güzel insanları görün moraliniz düzelsin, hem de İstanbul’u bir de Amerikalılar’ın gözüyle görün. Bakın detaylar nasıl takip edilmiş. İstanbul’da geçtiği varsayılan bölümlerde “burası olmamış” diyebileceğiniz tek bir kare bile bulamayacaksınız. Ve siz de benim gibi “keşke” deyin. “Keşke ben de Bond gibi olsaydım.” Sözün özü Hiç kimse sizi, kendinizi iyi hissettiğiniz zaman terketmez. LEVHA Her çözüm beraberinde yeni sorunlar getirir.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT