BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Tepki alıyorsan doğru yoldasın

Tepki alıyorsan doğru yoldasın

“Biz tarafsız olmaya gayret ediyoruz. Ama izleyicilerin bir tarafı var. Dolayısıyla tepkileri bize yansıyor. Ne kadar farklı tepki alırsak, o kadar doğru yolda olduğumuzu anlıyoruz, çünkü belli bir tarafı mutlu etmemek, hatta hiçbir kesimi mutlu etmemek, bize bunu gösteriyor.”



GURBET’le RENKLER VE SESLER GURBET KALAY ZORBA gurbet.zorba@tg.com.tr BU HAFTA KÖŞEMİZE ‘MEDYA MÜFETTİŞİ’ SERRA KARAÇAM KONUK OLDU: “Biz tarafsız olmaya gayret ediyoruz. Ama izleyicilerin bir tarafı var. Dolayısıyla tepkileri bize yansıyor. Ne kadar farklı tepki alırsak, o kadar doğru yolda olduğumuzu anlıyoruz, çünkü belli bir tarafı mutlu etmemek, hatta hiçbir kesimi mutlu etmemek, bize bunu gösteriyor.” TRT’nin Ulus binasında konuştuğumuz Serra Karaçam, yayıncılık deneyimleri ve programı hakkında bilgi verdi. Sunuş Serra Karaçam... TRT 2’de Medya Müfettişi programını hazırlıyor ve sunuyor. Ayrıca İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı İletişim Koordinatörlüğü’nde görevli. Medyada özgür bir ortamda yapılamayanı yapıyor, sorulamayanı soruyor. İlk önce programa gitmekten çekinen kişiler, devlet televizyonunda, tam da olması gereken yerde, tarafsız ve özgür yayına katılınca, sonrasında memnuniyetlerini de dile getirince, Serra Karaçam’ın hikayesini, programını ve hedeflerini kendisinden dinleyelim dedik. Röportajımızı TRT’nin Ulus binasında, ağaçlar altında gerçekleştirdik. Ortam doğal ve tabiat içinde, konu medya, konuşan iki bayan olunca sohbet koyu oluyor tabi... Siz de sohbetimize katılmak isterseniz, başlayalım... G.K.Z. İstanbul’da doğdu. Kadir Has Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nün ilk mezunlarından. Okul seçerken; televizyoncu, haberci, gazeteci olmak gibi bir hedefi yoktu. “Tesadüf değil, zorunlu okul stajımın başlangıcı beni bu yola yönlendirdi” diyen Serra Karaçam, şöyle devam ediyor: “Okul stajımı yapmanın dışında bir amacım yokken, haber dünyasının içerisine girdim. TGRT’de stajyer olarak başladım. Ardından kalmak istediğim yerin burası olduğunu anladım. Kalmak istediğim yerin, mesleğimin bu olduğunu anlamaktan çok, girdiğim o işte başarılı olma arzusu beni sardı. Yani başka bir staj yapsaydım o yerde kalabilmek, o işte dikiş tutturabilmek olabilirdi hedefim. İşte böyle başladı bu yolculuk.” - Uluslararası ilişkiler okurken, hedefiniz o alanda ilerlemek miydi? - Evet. Dışişleri Bakanlığı gibi uluslararası alanda çalışabileceğim diplomasi ağırlıklı kurumları hedefleyerek bu bölümü seçmiştim. - Sunuculuğa geçiş nasıl oldu? - Haberciliğe başladıktan sonra fiziki görüntümün bu iş için uygun olduğunu söyleyenlerle karşılaştım. Daha staj yaparken başladı bunlar. Haber dünyasına, televizyonculuğa haberle adım attım. - Şu anda dalınızı seçtiniz, ama ‘Acaba şöyle devam etseydim nasıl olurdu’ diye düşündünüz mü? - KPSS’ye girip, kamuda okuduğum birimle ilgili, yani uluslararası ilişkilerle ilgili alanlarda tecrübe kazanabilirdim. Bunu da yapabilirdim diye aklıma geliyor bazen. İçimde kalan bir şey değil, ilerde olabilir. BİR BAKTIM, HABERCİYİM! - Dış haberlerdeydiniz... - TGRT HABER’de dış haberler servisinde stajımı tamamladıktan sonra, Star televizyonunda aynı serviste eksik olduğunu duydum. Bir törende Can Ataklı’yı, ödül verilirken gördüm tam öğrendikten sonra. O da Star Haber’in başındaydı. Gittim, dedim ki; “TGRT’de staj yaptım, işi de öğrenmeye çok hevesliyim. Bana bir görev verirseniz, elimden geleni yaparım.” Can Ataklı benim programıma geldi bir ay önce. Diyor ki, “Ben çok iyi hatırlıyorum senin o gelişini. Geldiğinde ne kadar istekli olduğunu bir saniyede anladım...” O törende herkes Can Bey’in peşindeydi, ama Can Bey ödülünü alıp hızlı bir şekilde gidiyordu. Hiç birisiyle konuşmadı zaten, geri çevirdi hepsini. Fakat beni geri çevirmedi, çünkü bendeki o isteği anlamış. Benim programıma geldiğinde bunu anlattı. “Ben bugün Ankara’ya gidiyorum, geliyorsan gel hemen” dedi. O gün gittim ben. Ve orada başlamam için kendisiyle görüşmedim, yardımcısıyla görüştüm. “Şu gün gel” dediler, dış haberler servisinde tek kişi kalmış, o da işi yetiştiremiyormuş. Öyle başladım. F. Atalay, bana haber takibini, yazımını, montajı, kısacası servisi çok iyi bir şekilde öğretti ve bir süre sonrada işi bana bıraktı, ayrıldı. Öğrenemediğim her şeyi öğrenip, kendim yürütür hale geldim. Sonra kuruma el kondu. Ben işi bilmeden geldiğim için kadrom yoktu, öyle bir problem vardı. Orada kadrosuz, ama işi yapan kişi! Şimdi yeni yönetim bana bir sürü iş veriyor. O zamanlar Irak işgali başlamıştı. Bütün yöneticiler benim başımda, “Şunu yaptın mı?” diye... Kadro yok çünkü. Böyle süreçlerden geçtik. O da bir süreden sonra beni rahatsız etmeye başladı. Bu arada dış haber dışında haber takibine başlamıştım. Ayrıca Can Gürzap’ın sahibi olduğu diksiyon kursuna gittim. Orada hocalarım benim habere çok aşina olduğumu, haber okumayı bildiğimi söylediler. Cevdet Aracılar özellikle... Zaten okuyordum. Sık ses okuduğum için çok fazla derse gerek olmadığını belirtip, ana konularla ilgili bana bir kurs verdiler. Bunu da ‘ses okuyorum’ diye yapmıştım, yani sunuculuk benim aklımda kalmamıştı, sadece yaptığım işi profesyonel yapmaya çalışan bir haberci olmuştum. - Sonra TGRT HABER’e geri dönüş ve ekran nasıl oldu? - Dışarıda habere çıkarken TGRT’den arkadaşlarla aynı haberleri takip ettiğimiz için karşılaştım. TGRT’nin bir haber kanalı kuracağını ve çok deneyimli olmayan sunucularla görüşme yaptıklarını o arkadaşlarım bana aktardı. ‘O zamanlar sana böyle demişlerdi, sen kursa da gitmişsin, gel bir şansını dene, gelenler de senin gibi’ dediler... Aradım TGRT’yi, ‘Beni de dener misiniz?’ dedim. ‘Deneriz’ dediler. ‘Bizimde dış haberde eksiklerimiz var ara sıra oraya da bakarsın’ dediler; ‘Yani öyle biri de lazım olmasa bile gelebilirsin deneriz...’ Bir iki deneme çekimi yaptık, oldu sonra. Orada sunucu olarak başladım, ama hafta içi dış haberlere bakıyordum, hafta sonu da yayınlarım vardı. TGRT HABER çok yoğun bir tempoyla hayata geçtiği için, ben hemen hafta içi yayına başladım. ANALİZ YAPIYORUZ - Oradan Kanal 24’e geçtiniz... - Evet. Hep yeni kurulan kanallarda, kanalın ilk kadrosunda oldum. Mustafa Hoş’la başladık. Olağanüstü iyi bir insan ve iyi bir yöneticidir. Kanal 24’te sabah haberlerini okudum. 2 sene orada kaldım. Sonra istifa ettim. - Medya müfettişi nasıl doğdu? - Haber sunuculuğundan, sabah haberlerini de uzun bir süre okuduktan sonra, bir ara uzak kaldım. Hareketli konular yapmak istediğimi biliyordum. Gündemi iyi takip etmeye çalıştım çünkü... Gündemi yansıtabilecek, hareketli bir program... Nasıl bir şey olabilir diye hep düşünüyordum zaten. Bir taraftan da sabah haberlerini sunduğum için gazetelerle çok haşır neşirdim. Gazetelerle ilgili bir analiz geliştirdim. Hangi haber, hangi gazetede, nasıl ve neden böyle diye... Dolayısıyla “Medya Mmüfettişi” fikri bunun bir ürünü oldu. Böyle doğdu yani... - Devlet televizyonunda sınırları olan sorular sorulabileceği düşünülürken, programınızda öyle olmadığı görülüyor... - Tam tersi, devlet televizyonunda yanlış bir şey olamaz. Burası kamunun malı, kamuda herkesin payı var. Dolayısıyla burası mecburi olarak kamuyu bütün gruplarıyla, yönleriyle kapsayacak yayın yapmak durumunda. Tek tarafın değil, kamunun belli kesimi değil, her kesimiyle... KONUYA GÖRE KONUK - Sorulmamış soruları sorabiliyorsunuz, gelen rahatça kendini ifade edebiliyor ve konuları özgürce tartışıyorsunuz diye, sizinle ve programınızla ilgili yazılmış birçok yazı var. Programınızdan bahsedelim biraz... - Programımız basında yer alan haberleri inceleyip, haberlerin arka yüzüne ışık tutup, onları biraz kurcalayan bir formatta. Hafta içi beş gün yayınlanıyor. Akşamları TRT 2’de, sabahları TRT 1’de tekrarı var. Çoğu zaman gazete politikaları ve haberleri, bizim konumuzu oluşturuyor. Bazen köşe yazarları ve yorumları da alıyoruz... - Gelen konuklarınızı konuya göre mi seçiyorsunuz? - Elbette konuya göre. Konuğa göre konu pek seçmiyoruz biz. Mesela o gün yayınlanmış haber veya o gün yazılmış yorumlar... Arasında çok çelişki varsa onların muhataplarını alıp, bu farklılığı konuşuyoruz. Dolayısıyla yazılana, çizilene göre konu seçiyoruz. - Medya ile ilgili birkaç program daha var. Kendinizi onlarla aynı kulvarda görüyor musunuz? Ayrıca “medya müfettişliğinin” diğer programlardan farkı nedir? - Elbette görüyorum, ben kendi programımın farkını objektif olarak nasıl dile getireyim, bilemiyorum, herkesin programı farklı. Yani her programcı, programı farklı yapar. Programı yapan kişi farklı olduğu için, onun süzgeci, bakış açısı, öncelikleri, Türkiye gündemine dair öncelikli gördüğü konular programa yansır. Ekip olarak da bu fark ortadadır. O yüzden hepsi birbirinden farklıdır zaten, diğerleri de birbiriyle aynı değil. - Neden müfettişlik, yani teftiş? - Teftiş aslında korkulacak bir şey değildir. Sonucunda kötü bir şey çıkmayabilir. Yani yanlış, kötü olanı incelemiyoruz biz. - İzleyicilerden nasıl tepki geliyor? - Bizim programımıza tutarsız ve farklı tepkiler geliyor. Yani bir gün gelen tepkiyle ertesi gün gelen tepki farklı olabiliyor. Ya da bir izleyici bir günkü yayını çok beğenirken, ertesi gün beğenmeyebiliyor. Çünkü izleyicilerin bir tarafı var. Ama biz tarafsız olmaya gayret ediyoruz. Biz de ne kadar farklı tepki alırsak olumlu ve olumsuz, o kadar doğru yolda olduğumuzu anlıyoruz, çünkü belli bir tarafı mutlu etmemek hatta hiçbir kesimi mutlu etmemek, bizim doğru yaptığımızı gösteriyor. MEDYANIN SESİ OLMAK - Program olarak hedefleriniz nelerdir? - Program olarak hedefimiz, yapılan haberlerde ve yorumlarda; insanların, habercilerin, gazetecilerin iki kere düşünmesini sağlamak. Bir taraftan da yine medyanın sesi olmak. - Sizin hedefleriniz nelerdir? - Benim hedefim bu programı en iyi şekilde, her gün aynı stilde, kalitesini düşürmeden yapmaya devam etmek. Çünkü yayın organları yayın yaptığı sürece, bu programın da konuşacak çok şeyi olacaktır. - Televizyonda ne tür programları takip edersiniz? - Program türü olarak açık oturumları izliyorum. “Daha iyi olabilirdi” dediğim bir şey olmuyor, çünkü açık oturumlar konuklarla çok ilintili. Her görüşten insana fırsat tanıyarak yapılmış açık oturum programlarını başarılı buluyorum ve bu konsepte ait programları izlemeye çalışıyorum... - Ayrıca İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı İletişim  Koordinatörlüğü’nde görevlisiniz. Çalışmalarınız ne yönde? - 2010 açılış ve kapanış etkinliklerini programlıyoruz. Topkapı Sarayı ve Ayasofya’da ciddi iyileştirmeler yaptık. 1262 proje değerlendirildi şimdiye kadar ve 281 projeye onay verdik. 22 yurt dışında gerçekleşen etkinliğe katıldık. Kentin katılımcı olabildiği projeler de önemli. Örneğin müze ile tanışma projesi kapsamında hiç müzeye gitmemiş çocuklar Sabancı Müzesindeki Salvador Dali Sergisini gezerek müze ile de tanışmış oldular. Çeşitli yurt dışı konserleri yoluyla İstanbul’un kültür başkenti olduğunu dünyaya duyuran projeleri gerçekleştirdik ve destek olduk. - Projenin finansmanı hangi kurumlar? - Başbakanlık ve AB tarafından destekleniyoruz, fon ortaklarımız, medya ortaklarımız etkinlik hizmet sponsorlarımız var. Kurumsal ortaklarımız ve çözüm ortaklarımız var. Serra Karaçam, meslek hayatına TGRT’de stajyer olarak başlamış. Arkadaşların yaptığı canlı yayın şakası!.. Serra Karaçam, meslek hayatında kendisine yapılan ve unutamadığı bir şakayı şöyle anlattı: “Bir gün yönetmenim Hande Ertekin yayın sırasında kulağıma, Manavlar Federasyonu Başkanı’nın yayına geldiğini ve acilen yayına alınacağını söyledi. O arada benim yayını takip ettiğim monitör bozuldu. Dolayısıyla yönetmenin söyledikleri ile yayını devam ettirmek durumundaydım. Ve ani bir şekilde bir adam hazırlanmış, makyajı yapılmış olarak stüdyoya geldi. Konuğumuzu anons ettik. Ve yanıma oturdu Manavlar Federasyonu Başkanı. Ne konuşacağız, niye manavcıları birden bire aldık, hiçbir şey bilmiyorum. Ondan sonra ben bu adamın, herhalde çıkarılması gereken biri olduğunu düşündüm. Bir manavlar federasyonu başkanı ile ne konuşulur, böyle bir kurum var mı, onu bile bilmiyordum! Ama yapılabilecek konuşmaları yapmaya çalıştım. İşte sebze meyve fiyatları neden her yerde farklı, ya da Etiler’de portakal niye 8 lira da, şurada 2 lira falan diye... Genel kültürünü de bilmediğim bir sohbet yaptım. Konuk hiç konuşmuyor, zor bir yayın oluyor yani. Yönetmen, ‘kapatıyoruz’ deyince rahatladım. Kapanışta gülmeye başladım, çok kötü oldum tabii. Baktım yönetmen telefonda, Genel Yayın Yönetmeni ile konuşuyor, bana bakarak; ‘Tamam efendim, bir daha yayına çıkmayacak, kendisine teşekkür edeceğiz’ deyince, işimden çok canlı yayında düştüğüm duruma üzülmüştüm. Meğerse arkadaşlarım bana şaka yapmış. O kişi teknikten, benim hiç görmediğim biriymiş. Acil olarak başka bir canlı yayına bağlanılması gerektiğinden benim yayına ara verilmiş ve bana böyle bir şakayı uygun görmüşler...”
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT