BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Peygamberimizin Ezd kabilesine nasîhatleri

Peygamberimizin Ezd kabilesine nasîhatleri

“Nasîhat”, doğru yola da’vet ve kötülüklerden sakındırmaktır. “Nasîhat”, insanlara, Allahü teâlânın emirlerini bildirmek ve yasaklarından sakındırmaktır. İslâm dîninde, buna “Emr-i ma’rûf ve nehy-i ani’l-münker” denilir. Emr-i ma’rûf ve nehy-i anil-münker, insanların birbirine nasihat etmesidir. Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîmde, emr-i ma’rûf ve nehy-i anil-münker yapmayı emrediyor. Yâni benim emirlerimi bildiriniz, öğretiniz; benim yasak ettiğim harâmları bildiriniz ve yapılmasına râzî olmayınız buyuruyor.



“Nasîhat”, doğru yola da’vet ve kötülüklerden sakındırmaktır. “Nasîhat”, insanlara, Allahü teâlânın emirlerini bildirmek ve yasaklarından sakındırmaktır. İslâm dîninde, buna “Emr-i ma’rûf ve nehy-i ani’l-münker” denilir. Emr-i ma’rûf ve nehy-i anil-münker, insanların birbirine nasihat etmesidir. Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîmde, emr-i ma’rûf ve nehy-i anil-münker yapmayı emrediyor. Yâni benim emirlerimi bildiriniz, öğretiniz; benim yasak ettiğim harâmları bildiriniz ve yapılmasına râzî olmayınız buyuruyor. Nasîhatin terk edildiği cemiyetlerde, kötülükler artar. Netîcede bundan herkes zarar görür. Allahü teâlâ, kimseye karışılmamasını isteseydi, Peygamberleri göndermez, dînleri bildirmez, insanları İslâm dînine da’vet etmez ve diğer dinlerin yanlış, bozuk olduğunu haber vermezdi; geçmiş peygamberlere inanmayanları, çeşitli azaplarla helâk etmezdi. Herkesi kendi hâline bırakır, kimseye bir şey emretmez ve inanmayanlara azâb yapmazdı. Allahü teâlâ, nihâyetsiz merhametinden dolayı, evvel⠓Peygamberler”i, sonra bunların vârisleri olan “Âlimler” ve “Evliyâ”yı da’vetçi olarak gönderdi. Bunlar, dilleri ve kalemleriyle, Allahü teâlânın vereceği sevap ve azapları bildirdiler. Böylece özüre ve bahâneye yol bırakılmadı. Nasîhat, emr-i ma’rûfta bulunmak iki sûrette yapılır: Birinci yol; söz, yazı ve her çeşit yayın vâsıtası iledir. Herkes emr-i ma’rûf yapamaz; bunun şartları vardır. Bunu yaparken, emr-i ma’rûf yapanın bilgisi az ise veya hiç yoksa, câhilse, cemiyetin âdetlerine, devletin kânûnlarına dikkat ve riâyet edilmezse, fitneye sebeb olabilir. Kendisine ve Müslümanlara zarar verir. İkinci yol; hâl ile İslâmı yaşamak, onun bildirdiği güzel ahlâka uyarak nümûne, örnek olmaktır. Herkese tatlı dil, güleryüz göstermek, kimsenin malına, ırzına göz dikmemek, kânûnlara uymak en tesîrli nasîhat yoludur. İslâmın güzel ahlâkı üzere yaşamak, emr-i ma’rûf ve nehy-i anil-münker yapmaktır... Muhtelif beldelerden, zaman zaman, Peygamber Efendimizi ziyâret için hey’etler gelirdi. Bir gün de, Ezd kabîlesi temsilcileri, Peygamberimizi ziyârete geldiler. Onların ağır başlılıkları ve konuşmaları, Peygamberimizin hoşuna gitti. Peygamberimiz onlara, “Siz, kimlersiniz, nesiniz?” diye sordu. Onlar: “Mü’minleriz!” dediler. Peygamberimiz, gülümsedi ve “Her sözün bir hakîkati vardır. Sizin sözünüzün ve îmânınızın hakîkati nedir?” diye sordu. Onlar: “Onbeş haslettir (huydur). Onlardan beşi; îmân etmemizi, beşi de: işlememizi, elçilerinle emrettiğin şeylerdir. Geri kalan beşi ise: Câhiliye çağından şu âna kadar benimseyip âdet edinegeldiğimiz şeylerdir yâ Resûlallah! Ama senin istemediğin şeyleri biz hemen bırakırız” dediler. Peygamberimiz: “İnanmanızı, elçilerimle size emrettiğim beş şey nelerdir?” diye sordu. Onlar: “Sen, Allaha, Allahın Meleklerine, Kitaplarına, Peygamberlerine ve öldükten sonra dirilmeye inanmamızı elçilerinle emretmiştin” dediler. Peygamberimiz: “İşlemenizi, size emrettiğim beş şey nelerdir?” diye sordu. Onlar: “Sen, ‘Lâ ilâhe illallah Muhammedür-resûlullah’ dememizi, namazı kılmamızı, zekâtı vermemizi, ramazân orucunu tutmamızı, yoluna güç yetince, Beytullahı haccetmemizi bize elçilerinle emretmiştin” dediler. Peygamberimiz: “Câhiliye çağında benimseyip âdet ve huy edinmiş olduğunuz beş şey nelerdir?” diye sordu. Onlar: “Bolluk zamanlarında ni’mete, hakkını yerine getirmek sûretiyle şükür, belâ ve musîbet zamanlarında sabır ve tahammül etmek, uğranılan kazâya rızâ, savaş meydânlarında düşmânla karşılaşınca sebât göstermek ve savaşa gerçekten girişip savaşın hakkını yerine getirmek, düşmânın üzülmesine sevinmeyi veya düşmânın sevinmesine üzülmeyi terk etmektir” dediler... Peygamberimiz, onlar hakkında: “İlim ve hikmet sâhibi imişler” buyurdu. Sonra da onlara: “Ben, size beş haslet daha artırayım da, söylemiş olduğunuz hasletleriniz yirmiyi bulup tamamlansın” buyurdu ve şunları ilâve etti: “1-Siz, yemeyeceğiniz şeyleri, toplayıp biriktirmeyiniz! 2-Oturmayacağınız binâyı yapmayınız. 3-Kendisinden yarın ayrılacağınız şeyler üzerine üşüşüp birbirinizle uğraşmağa kalkışmayınız. 4-Amellerinize göre mükâfâtlandırılmak veya cezâlandırılmak üzere, kendisine döndürüleceğiniz ve huzûruna çıkarılacağınız Allahın emirlerine aykırı davranmaktan sakınınız! 5-Siz, âhirete sunacağınız hayırlı amelleri çoğaltıp ma’siyetleri bırakmak ve içinde temelli kalacağınız Cennet’i elde etmek hususunda yarışmaya rağbet gösteriniz!” Ezd temsilcileri, Peygamberimizin bu öğütlerini de ezberleyip ülkelerine hareket ettiler.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT