BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İmtiyazlı sınıf Şeyhülislâmlık

İmtiyazlı sınıf Şeyhülislâmlık

Şeyhülislâm, sadrâzamdan sonra en büyük görevliydi. Hiçbir etkide kalmaması için, muazzam bir maaş ve ödenek alan şeyhülislamlar, asla padişahın eteğini, saçağını, elini öpmezdi. Bu sınıfa mensup bulunanlara idam ve hapis cezası verilemezdi.



Şeyhülislâm beyaz ziblin kürk giyerdi Meşîhat-i İslâmiyye denen şeyhülislâmlık kurumu, Osmanlı’ya mahsustur. Osmanlı’daki fonksiyonu ile tarihteki başka hiçbir Müslüman ve Türk devletinde yoktur. Cihan devleti kurmak ve yürütmeye kesinlikle azimli Osmanlı’nın, böyle bir devlet için mutlak zorunluluk gördüğü bir teşkilâttır. Şeyhülislâm, Osmanlı’da sadrâzam’dan (başbakan) sonra en büyük görevlidir. Hânedân üyeleri hariç, sadrâzam’dan sonra protokol sırasında 2. kişidir. Taşıdığı meşîhat pâyesi (rütbesi), sadrâzam’ın Sadâret pâyesi ile eşittir. Bu rütbe mareşal rütbesinin üzerindedir ki, bu iki görevli dışında imparatorluk tarihinde ancak bir kaç kişiye daha verilmiştir. Batı protokolünde prenslere mahsus son altesse (altesleri) hitabiyle yazılır ve konuşulur. Osmanlı, Şeyhülislâm’ın şahsında, dinî bütün işleri Devlet’in yönetimine bağlamıştır. Bu şekilde dinin devlete bağlanması rejimini Cumhuriyet de terk edememiş ve diyânet işleri başkanlığı ile devam ettirmiştir. İKİNCİ ADAM PÂYESİNDE 1516’dan 1924’e kadar Osmanlı hâkanları halife sıfatını da taşımışlardır. Ancak İslâm’da halife, lâ-yuhtî (yanılmaz) değildir. Kezâ bir halife’nin din bilgini, dinî ilimlerde uzman olması da gerekmez (zaten böyle çok az halife var). Ancak İslâm dünyasının ve Müslümanların 1. şahsiyeti olarak İslam’ı temsile yetenekli olması gerekir. Bu yetenek, Abbâsîler’de ve onlardan bu sıfatı alan Osmanoğulları’nda olduğu gibi, İslâm’ın en yüce hanedanına mensubiyet şeklinde de kabul edilebilir. Şeyhülislâm 1826’da İkinci Mahmud tarafından kabineye, hükûmetin sadrâzam’dan sonra ve sadrâzam’la eşit pâyede 2. adamı olarak alındı. 1922’ye kadar böyle devam etti. Fakat Sultan Mahmud adalet, eğitim, vakıflar, belediye gibi o zamana kadar şeyhulislâma bağlı görünen alanları ondan aldı, her birine mülkiye’den bakanlar (nâzırlar) atadı. Şeyhülislâm, hiçbir etkide kalmaması için, muazzam bir maaş ve ödenek alırdı: 16. yüzyılda bugünkü rayiçle ayda 120.000, 17. yüzyılda 82.000 dolar, İkinci Abdülhamid devrinde (1876-1909) ayda 2.000 altın... GÖREVLERİ VE PROTOKOLÜ Şeyhülislâm, devlette ikilik oluşturmamak için, şahsen atama yapamazdı. Atamaları, 1826’dan önce hükûmet üyeleri olan Rûmeli ve Anadolu kazaskerleri yapıp, sadrâzamın onayına sunarlardı. Devlet’in istediği fetvaları şeyhülislâm’ın emriyle fetva emîni denen büyük dinî görevli kaleme alır, şeyhülislâm’a onaylatırdı. Şeyhulislâm, sadrâzam gibi asla padişahın eteğini, saçağını, elini öpmezdi. Padişahın iki elini tutar, sonra iki eliyle omuzlarını tutup yakasını ve omuzunu öperdi. Bu selâmlama şekline musâfaha denir ki ilmiye sınıfına mahsustur. Padişah, şeyhülislâmı ayakta karşılardı. Şeyhülislâm ilmiye sınıfı veya ulemâ-yı rüsûm (resmî bilginler) denen 3 Devlet görevlisi sınıfından birinin başı idi. Bu sınıfa mensup bulunanlara idam ve hapis cezası verilemezdi. Ancak azledilebilirler ve yakın yerlere sürülebilirlerdi. Bununla beraber 3 şeyhülislâm idamı görülmektedir (1634, 1656, 1703). Bunların önce ilmî rütbeleri alındı. Meşîhat pâyesi de Osmanlı tarihinde 3 kazaskere verildi ki, bunlardan yalnız biri sonrada şeyhülislâm olmuştur. HAYAT BOYU ATANIRLARDI Şeyhülislâmlar, Rûmeli kazaskeri pâyesinde ve bu makamı fiilen kazanmış en yüksek rütbeli ulemâ arasından, sadrâzamın fikri alınarak padişah tarafından seçilirdi. 1589, hattâ 1601 yılına kadar azledilmez, hayat boyu atanırlardı. 1908 Meşrûtiyeti’nde anayasaya göre nâzırların seçimi, Meclis-i Meb’ûsân’dan güven oyu almış sadrâzama verilmişken, şeyhülislâm seçimi, padişaha bırakıldı. Şeyhülislâmlar içinde müstesna bilginler, yazarlar, şairler, bestekârlar, hattatlar, hukukçular, büyük devlet adamları, dâhîler vardır. Bununla beraber büyük yazarlar daha çok ulemâ zümresi dışından çıkmıştır (Evliyâ Çelebî, Kâtib Çelebî gibi). İçlerinde vasat şahıslar az, liyakatsizler çok azdır. Adam seçme yeteneği bakımından bütün Türk tarihinde emsalsiz kalan Kaanûnû Sultan Süleyman’ın şeyhülislâm seçimleri, en büyük çapta hukukçular (fıkh bilginleri) arasından yapıldı: Zenbilli Ali Efendi, Kemalpaşa-zâde Ahmet Şemseddin Efendi, Ebüssuûd Efendi... Osmanlı’nın son Şeyhülislâmı Mustafa Sabri Efendi Beş asırda 131 şeyhülislâm görev yaptı İlk şeyhülislâm’ı -Fatih’in babası- İkinci Murad, Bursa Müftüsü’ne bu unvanı vererek 1425’te atadı. O tarihten 1922’ye kadar 131 şeyhülislam, 175 defa bu makama geldi. Bir şeyhülislâm’ın makamda kalma müddeti 3 yıl, 10 ay ortalaması ile fazla değildi. 131 şeyhülislamın 122’si Türk asıllı, İstanbullu, Batı veya Orta Anadoluludur. 9’u Türk asıllı değildir (Arap, Boşnak, Gürcü, Çerkes, Arnavud). Rumeli Türkü askerlik mesleğine heves ettiği için ilmiye’ye çok rağbet etmemiştir. Doğu Anadolu ve Karadenizli Türkler’in rağbeti de son devirlerdedir. Aynı aileden birden fazla şeyhülislam Genç şeyhülislâm da olmasına rağmen, ekserisi, kariyerini tamamlamış orta yaşlı veya yaşlı kimselerdir. Çoğunun babası da ilmiye sınıfındandır. 17 ulemâ ailesi birden fazla şeyhülislâm çıkarmıştır. Hocasâdeddin-zâdeler’den çıkan 7 şeyhülislâm 34 yıl, 8 ay, 7 gün bu görevi yaptı. 6 ve 5 şeyhülislâm çıkaran Dürrî-zâdeler ve Ebû-ishak-zâdeler sonra gelir. En fazla bu makamda kalanlar şunlardır: Ebussuûd Efendi 28 yıl, 10 ay, Molla Hüsrev 24 yıl, Zenbilli Ali Efendi 22 yıl, 8 ay, Molla Husrev 19 yıl en büyük şairlerimizden Yahyâ Efendi 3 defada 18 yıl 2 ay 24 gün, İkinci Abdülhamîd devrinde Cemâleddin efendi 2 defada 17 yıl 11 ay 13 gün, İkinci Mahmud devrinde Mekkî-zâde Asım Efendi 3 defada 17 yıl 7 ay 18 gün... Şeyhülislâm resmî üniforması kışın beyaz ziblin kürk, yazın beyaz atlas veya sof’tan yerleri süpürecek uzunlukta cübbe idi. Kavuk ve fes giymez, sarık sarınırlardı. 1826’dan 1922’ye kadar makamları İstanbul’da Süleymaniye’de idi. Ulemâ’dan hiçbir kişi, şeyhülislâm dahil, Hânedan’a dâmâd olamaz, sultân denen Osmanoğulları’ndan Türk imparatorluk prensesleri ile evlenemezdi. Sultanlar, asker ve mülkiye sınıfından olanlarla evlenirlerdi. Zira bu sınıflara idam cezası verilebiliyordu. Bu imparatorluk kuralımızı istediğiniz gibi tefsir buyurun...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT