BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > SELE DOĞAL SET

SELE DOĞAL SET

Başta Karadeniz olmak üzere ülkemizin çok yağış alan kesimlerini zor günler bekliyor. Küresel ısınmadan dolayı son yıllarda artan sıcaklar, yağış rejimini de tetikliyor. Unutmayalım ki sel; çarpık kentleşme ve yeşil alanların bilinçsizce tahrip edilmesinden kaynaklanıyor



Başta Karadeniz olmak üzere ülkemizin çok yağış alan kesimlerini zor günler bekliyor. Küresel ısınmadan dolayı son yıllarda artan sıcaklar, yağış rejimini de tetikliyor. Unutmayalım ki sel; çarpık kentleşme ve yeşil alanların bilinçsizce tahrip edilmesinden kaynaklanıyor Sevgili okurlar, her ne kadar doğal hayatın ve çevremizde yer alan canlıların korunması için çaba harcıyorsak da birinci önceliğimiz tabiatın en üstün varlığı insan hayatının idamesidir. Bu bağlamda geçtiğimiz ay ülkemizde can ve mal kaybıyla sonuçlanan sel felaketlerine dikkati çeken WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı), “Ekolojik Sel Kontrolü” adı altında güzel bir teklifte bulundu... Sıcak havalardan bunaldığımız şu günlerde Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yaşanan seller; küresel iklim değişikliğinin etkilerine hazır olmadığımız gerçeğini bir kez daha ortaya koydu. Mevsim ortalamalarının üzerindeki sıcaklıklar, aşırı sıcak günlerin sayısının artması ve mevsim dışı yağışlar gibi beklenmedik hava şartları; küresel iklim değişikliğinin en belirgin etkilerinden. TABİATLA BARIŞMANIN VAKTİ GELDİ Akdeniz Havzası’ndaki Türkiye, iklim değişikliklerinden en fazla etkilenecek ülkelerin başında geliyor. Son 5 yıldır İç Anadolu, Ege ve Akdeniz bölgelerinde yüksek sıcaklık ve kuraklık; Karadeniz Bölgesi’nde ise yağış artışları ve sellere karşı sayısız uyarı yapıldı. Sellerin felakete dönüşmemesi için öncelikler belirledikten sonra uzun vadede tabiatla barışmanın vakti geldi de geçiyor. Sellere karşı en ekonomik ve güvenli çözüm “Ekolojik Sel Kontrolü”dür. ‘EKOLOJİK SEL KONTROLܒ NEDİR? Ekolojik Sel Kontrolü, nehirlerin doğal sel önleme kapasitelerinin korunması ve artırılması yoluyla sellerin yıkıcı etkilerinin azaltılması olarak tanımlanıyor. Nehirlerin yukarı ve aşağı kısımlarında bitki örtüsünün korunmasını ve uygun ağaçlandırmayı; mendereslerin, nehir ve dere yataklarının ve sulak alanların korunması yoluyla su tutma kapasitesinin artırılmasını ve bu yolla su akışının yavaşlatılmasını kapsıyor. Dere yataklarında ve deltalardaki yerleşimin denetlenmesini de içeren sistem, uzun vadede en etkili ve ekonomik risk azaltma yolu. Evet değerli okurlar, görüldüğü gibi bir yandan bazı bölgelerimiz bir damla yağmura hasretken, diğer yandan aşırı yağış alan bölgelerimiz ise yılların getirdiği ihmaller yüzünden sele maruz kalıyor. Dileğimiz devlet-vatandaş dayanışmasıyla tedbirlerin hızla hayata geçirilmesidir. Sizlere mutlu ve sağlıklı bir ömür dileğiyle saygılar sunuyorum. KARADENİZ’DE ÜRKÜTÜCÜ MANZARALAR Başta Rize ve Giresun olmak üzere Karadeniz Bölgesi’nin tamamını ve Doğu Anadolu Bölgesi’nin yüksek kesimlerini etkileyen seller yıkıcı sonuçlara yol açıyor... Herkes elini taşın altına koymalı!.. WWF-Türkiye’nin tavsiyesine şunları ilave edebiliriz: >> Yoğun yağış alan ve sele maruz kalabilecek bölgelerde yollar, sağlam malzemeden ve taşkınlardan etkilenmeyecek uygun yerlere yapılmalı. Burada değerli müteahhitlerimize, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı ile diğer yetkililere önemli görevler düşüyor. >> Evler dayanıklı malzemeden inşa edilmeli. Yerleşim yerleri, mümkün olduğu kadar dere yataklarından uzak, heyelan tehlikesi olmayan sağlam zeminlere ve yüksek kesimlere kaydırılmalı. >> Kıyı yerleşimlerini çukurda bırakan kıyı dolgu yolları gözden geçirilerek, yetersiz olan drenaj sistemleri (su tahliye kanalları) yeniden uygun bir biçimde inşa edilmeli. Doğu Karadeniz Bölgemiz’de, örneğin dünyanın sayılı doğal yaşam alanlarından İkizdere Vadisinde enerji santralleri inşa etmek, nehir yataklarını daraltmak ve değiştirmek yerine doğayı tahrip etmeyen turizm ve rekreasyon alanları olarak kullanıma açmak çok yerinde bir hareket tarzı olacaktır. Sel ve heyelanlara karşı en etkili çözüm doğal bitki örtüsünün tahrip edilmemesidir. >> Taşkın koruma çalışmaları standartlara uygun yapılmalı, vatandaşlara olabilecek tehlike anlatılmalı ve heyelan riski taşıyan bölgeye yapı izni verilmemeli. Güneşin çocukları böyle yarıştı Güneş arabaları bu kez İzmir’deydi. Şölen havasında gerçekleştirilen yarışta kazanan çevre oldu. TÜBİTAK tarafından organize edilen Formula G- Güneş Arabaları Yarışı’nın 1’incisi Pınarbaşı Yarış Pisti’nde gerçekleştirildi. Geleceğin enerjisini kullanan üniversiteli genç pilotlar, kıyasıya bir yarışla pistlere renk getirdi. 20 üniversiteden 23 aracın yarıştığı 25 tur sonunda İTÜ ekibi, ‘Socrat’ isimli aracıyla birinci oldu. Son yıllarda tasarımları ivme kazanan, fakat her ne hikmetse (!) bir türlü pratik hayatımıza girmeyen çevre dostu araçların zamanı geldi de geçiyor... Carettaların sayısı artıyor Nesli koruma altında tutulan caretta caretta türü deniz kaplumbağalarının üreme alanları olan Akdeniz plajlarında zorlu bir yolculuk başladı. Denize yönelen caretta yavruları, otel ve büfe ışıkları yüzünden yönlerini şaşırırken, zaman zaman da hayvanseverlerden yardım alıyor. Ne yazık ki yavruların bir kısmı denize ulaşamadan ölüyor. Kemer Ulupınar Köyü Çevre Koruma ve Geliştirme Kooperatifi Başkanı Bayram Kutlu, son 15 yılın en fazla caretta yuva sayısını bu yıl gördüklerini söyledi. SEYFE için yemin ettiler Çanakkale’den Kırşehir’e gelen üniversite öğrencileri, Seyfe Gölü’nün kurtarılması için tam 40 bin kilometre yol katettiler Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Çevre Topluluğu üyelerinden Hülya Çeşmeci, Seyfe Sulak Alanı’nın problemlerine dikkat çekmek amacıyla göl ve çevresindeki araştırmalarla birlikte yaklaşık 40 bin kilometre yol aldıklarını söyledi. Hülya Çeşmeci, çözüm önerilerini yöre halkı ve yerel yöneticilerle paylaştıklarını da açıkladı. Kırşehir’in Mucur ilçesinde bulunan Seyfe Gölü, dünyada çok az sayıda bulunan sulak alanlardan ve nesli tükenmekte olan kuşların barınağı olarak biliniyor. Uluslararası kuruluşlara göre Seyfe Gölü, 24 saatte 25 bin kuşun barınağı olması sebebi ile birinci derece SİT alanı kabul ediliyor. Çanakkale 18 Mart Çevre Topluluğu üyesi gençler, Seyfe Gölü üzerinde el ele vererek başarı için yemin etti. SİZDEN GELENLER Bu ne beleş meslekmiş! > Nevres Taştan / İSTANBUL Saygıdeğer okuyucularımız, bu hafta sıkı bir çevre dostundan gelen özlem dolu bir mesajı biraz genişçe beğenilerinize sunuyorum Sevgili Ediz Hun merhaba, içimde var olan çevre duyarlılığı ve sevgisi, size bir şeyler yazma mecburiyetine itti beni... Fakat bu iş biraz mutlu insan işi olsa gerek. Gündeme baktığımızda umutsuzluk adına her ne ararsan var bu ülkede.. Lakin Çetin Atlan Abinin de dediği gibi enseyi karartmamak lazım. Güzel şeyler de oluyor ülkemde... 36 yıllık Yeşilçam emekçiliğinden sonra seçildiğiniz milletvekilliği için “Bu ne beleş meslekmiş” diyebilecek kadar cesur tavrınız ve çevre konusundaki güzel hizmetleriniz ense karartmamamıza bir nebze de olsa katkıda bulunmuştur... Memleketim Bayburt olunca birkaç izlenimimi size aktarmadan edemeyeceğim. Son derece doğal küçük bu Osmanlı şehrinde, hâlâ kağnılar bile nadir de olsa var. Hele bir nehrimiz var ki; kıyısında bulunan Çoruh Lokantası’ndaki ahşap dekor, gıcırdayan döşemesi ve lezzetli geleneksel yemekler beni İstanbul’dan 1350 km yol yaparak çekecek güzellikteydi. Ancak 2 yıl önce güzelim lokantanın doğramaları sökülüp yerine plastik, döşemelerin yerini Çin granitleri aldı, plastik boya da cabası. Nehre çuvalla çöp atanları mı söylesem! Bir kağnıyı bile yaşatamayan ilgililerimiz ise kulak tıkıyor... Neyse, size aşağıda yıllardır beğenerek sakladığım bir yazı ile şiiri gönderiyorum. Umarım beni herkes daha iyi anlar, saygılarımla... BİZ ÇOCUKKEN... Biz çocukken, daha temizdi dünya. Dağların örtüsü daha koyu, denizler gök mavisi, göllerimiz yeşille mavi arası cam göbeğiydi. Biz büyüdük, bozuldu dünya. Her yaz sonu birer yangın yeri şimdi dağlarımız. Denizler kahve telvesi, göllerimiz sivrisineklere mekan olmuş. Biz çocukken, balıklar oynaşırdı tatlı tuzlu sularda. Binlerce kuş şarkılar söylerdi dalların arasında. Birinin kanadı bile değmezdi öbürüne. Biz büyüdük, savaş uçakları aldı kuşların yerini ve ölüm kustu çocukların üstüne. Biz çocukken; fabrika neyin yoktu ki, atıkları olsun. Sümer’le Şeker’inkileri bilirdik bacasından dumanlar tüttüren. Fabrikalar kurduk da, arıtma tesisleriyle filtreleri unuttuk. Yöre halkı, “Bizim memlekete de bir fabrika” diye yalvarırdı eskiden. Çöp bile çıkmazdı evlerden biz çocukken. Elmayı, armudu, salatayı kabuğuyla yerdik. Sobalarda odun yakar, külünü de arka bahçeye atardık toprağı gevşetsin, kaba tutsun diye. Biz büyüdük kirlendi dünya, soluk alamaz oldu çiçekler ağaçlar! Biz çocukken; her meyvenin bir mevsimi vardı. Domatesi, biberi, patlıcanı, fasulyeyi yaza; kavunu, karpuzu güze; ayvayı kışa doğru yerdik. Biz çocukken; her meyvenin kendine has kokusu, tadı; belli bir boyu, boyutu vardı. Biz büyüdük, meyveler daha da büyüdü! Tadı kaçtı onların da ağzımız gibi. Sinir, stres, solunum zorluğu, kalp yetmezliği hep sonradan çıktılar. Yaşlılar veremden, ince hastalıktan; çocuklar sıtmadan giderdi ancak! Kanser, kanserojen, siyanür de bilinmezdi biz çocukken! Biz büyüdük bozuldu dünya, tıpkı sağlığımız gibi. Biz çocukken, küllü suyla yıkardı bizi ve giyeceklerimizi analarımız. Ev yapımı zeytinyağı sabunu her derdin ilacıydı. Mayi sabunu bile lükstü o yıllarda. Deterjanı, yumuşatıcısı, kireç sökücüsü, şampuanı biz sonradan öğrendik. Biz büyüdük deterjanla kirlendi dünya. Biz çocukken daha doğal beslenirdik. Tereyağı, süt, ayran, yoğurt, yumurta, peynir, çökelek soframızda en doğal haliyle alırdı yerini sabah, akşam. Ekmekler bile bozuldu biz büyüyeli. Her şeyin sahtesi sonradan oldu. Büyüdü, gelişti. Açlığı, yokluğu, yoksulluğu, hele ki yolsuzluğu, işsizliği, pahalılığı, enflasyonu, devalüasyonu büyüyünce öğrendik. Biz çocukken bilmezdik böyle şeyler ve biz daha mutluyduk çocukken. > Ali Kaya ESKİDEN... Ne güzel insanlar vardı eskiden. Çocukluğumuzu kaplamışlardı. Bize masal anlatırlardı Cinlerden, perilerden. Büyük anneler, büyük babalar vardı. O zaman hepsi uzaktı ölümden. Hem sevdirir hem korkuturlardı. Acı hikâyeleri bile tatlı başlardı. Demek bunun için gittiler hikâyelerden. Ne güzel insanlar vardı eskiden. Ne güzel şarkılar vardı eskiden. Gençliğimizi donatırlardı. Hep iyi şeyler hatırlatırlardı Geçip gitmiş devirlerden. Sevgi ve ümit üretirlerdi. O zaman her şey uzaktı ölümden. Yanık şarkılar bile neşeli başlardı. İster istemez saadet taşardı Gamsız günlerimizden. Ne güzel zamanlar vardı eskiden. Ne güzel şarkılar vardı eskiden. Hayâl içinde yaşatırlardı. Güldürür ağlatırlardı Duymadan biz, düşünmeden. Her an bir asır kadardı. O zaman herkes uzaktı ölümden. Candan sevdiklerimiz vardı. Hepsi başka güzeldi, bizi tanımazlardı. Bütün yollarımız geçerdi gül bahçelerinden. Ne güzel zamanlar vardı eskiden. > Özdemir Asaf
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT