BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > İzmirli’nin kulakları çınlasın

İzmirli’nin kulakları çınlasın

Adına ister “başarı öyküsü” deyin, ister “hikâye.” Onu bilmem ama anlatacağım hadise yüzde 100 gerçek ve bir o kadar da ibret verici. Sene 1969. 40 sene önce yani. O zaman öyle bir zaman ki, Türkiye’de sektör tanımı dahi yok. Sadece, atölyeler var. Mahalle aralarına sıkışmış, bilgi ve sermayesi olmayan atölyeler... Kimi nacak yapıyor, kimi satır. Kimi masa yapıyor, kimi sandalye. Seri üretim falan hak getire. 10 satır veya 20 sandalyeye ihtiyacı olan 15-20 gün beklemek mecburiyetinde. Tek ustayla daha fazlası mümkün değil çünkü. O kadar beklemeye değse bari. Siparişin biri uzun, biri kısa. Biri ince, biri kalın. Zanaatın sayısız handikaplar içinde çırpındığı bir dönem bu dönem.



Adına ister “başarı öyküsü” deyin, ister “hikâye.” Onu bilmem ama anlatacağım hadise yüzde 100 gerçek ve bir o kadar da ibret verici. Sene 1969. 40 sene önce yani. O zaman öyle bir zaman ki, Türkiye’de sektör tanımı dahi yok. Sadece, atölyeler var. Mahalle aralarına sıkışmış, bilgi ve sermayesi olmayan atölyeler... Kimi nacak yapıyor, kimi satır. Kimi masa yapıyor, kimi sandalye. Seri üretim falan hak getire. 10 satır veya 20 sandalyeye ihtiyacı olan 15-20 gün beklemek mecburiyetinde. Tek ustayla daha fazlası mümkün değil çünkü. O kadar beklemeye değse bari. Siparişin biri uzun, biri kısa. Biri ince, biri kalın. Zanaatın sayısız handikaplar içinde çırpındığı bir dönem bu dönem. Böyle bir işletmecilik anlayışıyla karın doyurmaktan öte gitmek mümkün mü? Gidemiyorlar zaten. İşletme olabilmek için evvel emirde mekan lazım. Seri üretim yapmaya ve ürettiğini teşhir etmeye müsait bir mekan. Sonra sermaye. Sermaye olsun ki, alet-edevat alınsın. Hadi onu da temin ettin diyelim. Ya bilgi? Ya usta. Hiçbirisi yok! Böyle bir dönemde 20 kadar mobilyacı bir araya gelip güç birliği yapma kararı alıyor ve Mobilya Doğramacıları Kooperatifi’ni (MODOKO) kuruyorlar. Toplum, o günlerde “birlikte hareket etme” ve “ortak akıl etrafında toplanıp sinerji oluşturma” alışkanlığı olmayan bir toplum. Değil esnaf ve sanatkâr, sanayici dahi öyle. “Az olsun, benim olsun” fikrinden gidiyor hepsi de. O 20 kişinin böyle bir ortamda bir araya gelme becerisini gösterebilmesi, takdire şayan değil mi? Daha sonra 400’e kadar çıkıyor bu sayı. Ve İstanbul Dudullu’da Arsa Ofisi’nden devralınan arazi üzerinde MODOKO’nun temeli atılıyor. Kısa sürede 150 bin metrekarelik alanda dükkanlar yükseliyor. Şimdi sıkı durun. Proje esnasında dükkanların 90 metrekare olmasına karar veriliyor. En büyüğü 160 metrekare olacak. Üyeler hemen seslerini yükseltiyor ve “Yuh be” diyorlar. “Futbol sahası mı yapıyorsunuz?” Vizyon bu! Şu an MODOKO şemsiyesi altında 267 ortağı ile birlikte 350 firma bulunduğuna dikkat çeken Yönetim Kurulu Başkanı Etem Özçelik, “Bundan 30 sene önce genç MODOKO’ya dikilen elbise artık dar geliyor. Büyütmek lazım” diyerek; MODOKO’nun şiddetle gelişmeye ve inovasyona ihtiyacı olduğunu söyledi. Eh, Türkiye burası. Genç nüfusu fazla. Evlenen, yeni ev açan sayılamayacak kadar fazla. Mobilya sektörü 7.5 milyar dolarlık bir pazar payına ulaştı. 1.5 milyar dolarlık da ihracat gerçekleştiriyor. Son senelerde muazzam bir gelişme kaydettiği de bir gerçek ama olsun, yine de büyüme potansiyeli var sektörün. Bu kadar detaylı boşuna anlatmadım, bir sebebi var. MODOKO netice itibariyle mobilyacıların kurduğu bir kooperatif ve krize rağmen müşteri sayısını yüzde 30 arttırma başarısı gösterdi. Şayet, Resul İzmirli gibi uzman kişiler bu kurumlara profesyonel destek vermiş olsaydı, MODOKO daha bir uçardı. Ne İtalya, ne Çin. Hepsi nal sayardı.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT