BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Nerede kaldın kız?!.”

“Nerede kaldın kız?!.”

Yoldan geçen bir kadına saati sordu. Altıya on var cevabını alınca aceleyle önceden bellediği yollardan geri döndü, kızını bıraktığı binanın kapısında beklemeye başladı.



Yoldan geçen bir kadına saati sordu. Altıya on var cevabını alınca aceleyle önceden bellediği yollardan geri döndü, kızını bıraktığı binanın kapısında beklemeye başladı. Hava denizden gelen yosun kokusuyla doluydu. Arabalar hızla geçiyor, arkalarında yosun kokusuna karışan egzoz dumanlarını bırakıyorlardı. Yüreği ise tedirgindi Seher’in. Korkuyordu. - Yüce Rabbim sen bize acı, başımızı belalardan koru! diye mırıldandı kendi kendine. Saat altı olmadan atölyenin kapısına gelip beklemeye başlamıştı bile... Şehnaz atölyede çalışan kızların en arkasından çıktı kapıdan. Neredeyse meraktan içeriye dalmak üzereydi Seher kızı kapıda göründüğünde. Hemen koştu yanına, kolundan tutup çekti kenara: - Nerede kaldın kız? Herkes çıktı, sen yoksun... - Adam çağırıp konuştu anne, kolay öğreniyormuşum, becermişim işi. “Yarın sekiz buçukta burada ol” dedi. Gözlerini kıstı kadın. İsteksizce homurdandı: - İyi ya, erken kalkar geliriz. - Sen niye geleceksin ki? Ben biner minibüse gelirim. Hem paramız yok diyoruz hem de dünya kadar yol parası veriyoruz. Akşama kadar sokaklarda mı dolanacaksın beni beklemek için, ben kendim gidip gelirim. Seher bağırdı sinirli bir şekilde: - Sen kendini bir şey biliyorum zannediyorsun, hiçbir şey bilmiyorsun, nasıl becereceksin ki? Şehnaz alaylı bir şekilde güldü: - Anne, on yedi yaşındayım ben, kocaman kız oldum, artık çocuk muamelesi yapma bana. Sen on yedi yaşında evlenmişsin babamla. Tabii ki gidip gelebilirim. İşe soktun madem, bırak kendi başımı kotarayım, korkma, ne olacak koca şehirde bana, bu kadar insan yaşıyor, bak, bizim atölyedeki arkadaşlar taa nerelerden gidip geliyor, benden küçükleri var aralarında... Kızının hemen çalıştığı yeri “bizim atölye” diye sahiplenmesi içinde bir şeylerin burkulmasına sebep olmuştu Seher’in. Ses çıkartmadı. Kız haklıydı aslında. Her gün elinden tutup buralara getirse, akşam götürmek için gelip kapıda beklese, kızın kazandığının yarısını yol parasına vermeleri gerekecekti. Bir şekilde kendi başının çaresine bakacaktı Şehnaz. Bu gerçeği görüyor ama hiçbir şey istediği gibi gelişmediği için öfkeleniyordu. Homurdandı hızlı hızlı yürürken: - İyi ya, çok istiyorsan iyi belle nereden gidip gelineceğini... Eve hava karardıktan sonra vardılar. Tedirgin mırıldandı kapıdan girerken: - Sen de her gün böyle karanlıkta gelecen demek ki! Durağa iner, alırım seni. Yalnız başına bu yokuş, gece vakti çıkılmaz. Kapıdaki kocaman kilidi koynuna sakladığı anahtarla açtı. İlk geldikleri gün duyulan rutubet kokusu çarptı burunlarına: - Bu ev de kapalı kaldı mı kokuyor. Hemen sofrayı hazır et. Açlıktan öleceksin... Öğlende ne yedin orada? - Arkadaşlar verdi yemeklerinden. Hiç para bırakmamışsın ki bir şey alayım... - Unuttum. Ne yaptığımı biliyor muyum ben? Sonradan geldi aklıma. Alıp bir şeyler getirecektim ama çekindim, patronun kızar falan diye. İyi bari, kızlar iyi arkadaş demek ki! Şehnaz iki plastik tabağı eski masanın üzerine koyarken gülümseyerek başını salladı: - Hııı... Çok iyiler. Bana çok samimi davrandılar. Öğle tatilinde bazen dışarı çıkıyorlarmış. Ben de çıkarım değil mi onlarla? Seher kaşlarını çattı elini yüzünü kurularken. Suratına, kollarına su serpmiş, biraz ferahlamıştı: - Aklın hemen gezmekte... Çalışasın diye gönderdim ben seni oraya, fink atasın diye değil. Sessizce yemeklerini yediler. Yoğun ve yorucu bir gün geçirmişlerdi. Sıcak iyice basmıştı gece olmasına rağmen. Eskiciden aldığı tahta sandalyeyi alıp kapının önüne çıktı Seher. Biraz oturdu hava alıp belki serinlerim diye. Ama nafile, yaprak kımıldamıyordu etrafta. Eşikte oturan kızına döndü: - Bu sıcak bayıltacak insanı. Gece vakti oldu, bir esinti bile yok.Yan gözle bitişik eve baktı: - Bunlar da nasıl oturuyor ki bu havada evin içinde? İnsan bir çıkar dışarı... Kadın pek cahil, zavallı daha çok genç, belli... DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT