BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > ‘Bizim iller sensiz’

‘Bizim iller sensiz’

Barış Manço’nun vefatının üzerinden tam bir yıl geçti. Son günlerde yoğunlaşan tartışmalardan uzaklaşmak, O’nun sanatçı ve şair kimliğini yeniden yorumlamak için bugünler iyi bir fırsat...



İnsanların, kişisel zaafları neden dilimize pelesenk olur da, topluma bıraktıklarını pek göremeyiz? Toplumun önünden giden insanları değerlendirirken, ölümünden önce, ölümünden sonra diye iki dönem halinde yargılarımızı dile getiririz çoğunda. Ölümünden önce kimsenin farketmediği değerleri, ölüm sonrası dönemlerde -kalp gözümüzün kapanması sebep olsa gerek- insafsızca eleştirmek ne kazandırır ki bize?... Barış Manço da, toplumun önünden giden, sosyal statüsü, kültürel altyapısı, insanî değerleri farklı bir kişilikti şüphesiz. Acımasızca eleştirilen ve ismi üzerinden rant sağlamaya çalışanların bile yıpratamadığı bir karizmaya sahip olan bu değerli insan, 1 Şubat 1999’da dünyaya veda etmişti. O günlerdeki acımızın üzerinde geçen bunca zaman sonra görüyoruz ki, başkalarının ardından yaptığımız hataları onun için de tekrarlıyoruz. O, bütün dünyanın gözünde iyi bir müzisyen, başarılı bir Türk ve ideolojik duruşuyla değil, bütün insanların ortak paydası olan “sevgi”si ile tanındı yıllarca. O’nun gidişi, bizi içimize yöneltti, kimse bunun farkına varmadı. Bütün yürek avcısı sanatçılar gibi, sosyolojik zeminimizi deşifre eden o güzel insanı da çoktan özlemeye başladık. HİKEMİ SÖYLEYİŞ Barış Manço, başarılı bir müzisyen ve televizyon programcısı olmasının yanında hikemî söyleyişi olan bir şairdi aynı zamanda. Şarkı sözlerinin bir bölümü dışarıda tutulursa, birçok şiirini bu anlayışla kaleme aldığını görürürüz: Tuz ekmek hakkı bilene, sofra kurmasan da olur/ Ilık bir tas çorba yeter, rızkım buymuş der içerim./ Kadir kıymet anlayana, sandık açmasan da olur/ Kırk yamalı hırka yeter, İdris biçmiş der giyerim. Bir çorbayla karnım doydu, hırka bana yorgan oldu/ Bir tek kalem tutmayı öğret, kırk yıl sana hizmet ederim/ Bana bir tek harf öğret yeter kırk yıl sana hizmet ederim/ Barış’ım uzaktan geldim, dört kapı önünde durdum/ Dört kapıdan geçemezsem geldiğim gibi giderim. “Yol” şarkısında da aynı şifreleri bulmam mümkün: Topraktan geldi insan/ Yine toprağa dönecek/ İki lokma ekmek için/ Ömür boyu dövüşecek. DAĞLAR DAĞLAR... Anlayanlar için, sadece bir şarkı gibi mırıldanmaması gereken şu mısralar da onun kaleminden döküldü, “Benden Öte Benden Ziyade”de: Sabret gönül sabret, sakın isyan etme/ Bir gün elbet bitecek bu çile, isyan etme/ Dört kitaptan başlayalım istersen gel söze/ Orda öyle bir isim var ki kuldan öte, kuldan ziyade/ O’nu düşün, O’na sığın, O senden öte benden ziyade. Bir ben var ki benim içimde, benden öte benden ziyade/ Bir sen var ki senin içinde, senden öte senden ziyade... Sadece hikemî söyleyiş değil, tamamen ironiye, naturel söyleyişe, Anadolu folk tarzına uygun mısralara da rastlamak mümkün Barış Manço’nun şarkılarında. Özellikle “Dağlar Dağlar” şarkısındaki coşkun Anadolu motifi okuyana değişik iklimlerin kapısını aralar: Ellerimle büyüttüğüm/ Solar iken dirilttiğim/ Çiçeğimi kopardın sen/ Ellere verdin... Bu ülkeden hiçbir zaman ümidini kesmediğini söylüyordu sanatçı. Sırf bu yüzdendir ki, bütün çalışmalarını ülkesi için yaptı. Duygusallığını, iç çatışmalarını bir kenara bırakmadı hiçbir zaman. Eğer bıraksaydı, “Unutamadım” gibi bir şarkı/şiir çıkar mıydı: Dün yine yapayalnız dolaştım yollarda/ Yağmurda ıslandım bomboş sokaklarda/ Gözlerimde yaş kalbimde sızı unutmadım seni/ Unutmadım, unutamadım, ne olur anla beni. Unutmak kolay demiştin, alışırsın demiştin/ Öyleyse unut beni, yeter ki benden isteme/ Gözlerimde yaş kalbimde sızı unutmadım seni/ Unutmadım, unutamadım, ne olur anla beni. O, “domates, biber, patlıcan” derken de, “arkadaşım eşşek” derken de, “sarı çizmeli Mehmet Ağa” derken de, “hal hal” derken de asıl söylemek istedikleri için zaman kazanıyordu aslında; yani bütün bu sözler, yeni ve güzel söyleyişin birer müsveddesi idi. Bu şiirlere, bir yıl aradan sonra yeniden dönmeli ve onu yeniden bu şiirleriyle değerlendirmeliyiz. Barış’ın şiirlerinden Elveda ölüm Çoktan uçmuş güvercin Tahta masam devrilmiş Can dostum çoban uykuda Tatlı komşu Ayşe Teyze, Emekli Salih öğretmen Hepinize, hepinize elveda Dostlar elveda... Gözlerim kurşun gibi Ağır ağır kapandı gece Elveda... Dönence Gün çoktan döndü buralarda Ve ben simsiyah gecenin koynunda Yapayalnız bekliyorum Görüyorum, duyuyorum Bir gün gelecek dönence Biliyorum. Simsiyah gecenin koynundayım yapayalnız Uzaklarda bir yerlerde güneşler doğuyor Kupkuru bir ağacın dalındayım yapayalnız Uzaklarda bir yerlerde bir şeyler kök salıyor Çatlamış dudağıma Ne bir ses, ne bir nefes Uzaklarda bir yerlerde Türküler söyleniyor. Gülpembe Sen gülünce, güller açar Gülpembe Bülbüller seni söyler, biz dinlerdik Gülpembe Sen gelince bahar gelir Gülpembe Dereler seni çağlar, sevinirdik Gülpembe Güz yağmurlarıyla bir gün göçtün gittin İnanamadık Gülpembe Bizim iller sessiz, bizim iller sensiz Olamadı Gülpembe Dudağında son bir türkü Gülpembe Hâlâ hep seni söyler, seni çağırır Gülpembe Gözlerimde son bir umut Gülpembe Hâlâ hep seni söyler, seni bekler Gülpembe...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT