BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > O çocuk; hani şu bizden olan...

O çocuk; hani şu bizden olan...

Çoktandır yazmak istiyordum. Beni bir Arda Turan yazısı kaleme almaya karar verdiren şey, kaptanlık bandından daha kalın bir adamlık gösterisi oldu. Çocuğu putlaştırmadan, hissettirdiği gibi yorumlamak istedim. Benim kelimelerim çok kıymetli olduğundan cimriyimdir ama ne zamanki en kritik golün sevincini ana hakkı öder gibi elini öperek kutladı anasının uzaktan ve Abdelkader yıldıza “hoop bilader bi dakka” dedi; işte o an benim kahramanım oldu ve bu kelimeler takla atmaya başladı huzurunuzda. O an; rüyamda ölmüş babamın elini öpmüş gibi hissettirdi bana kendimi. O nedenle bir futbol köşesi için uzun bir yazı oldu. Abartılı da bulabilirsiniz. Söz, uzun bir süre daha Arda yazısı yazmayacağım...



Çoktandır yazmak istiyordum. Beni bir Arda Turan yazısı kaleme almaya karar verdiren şey, kaptanlık bandından daha kalın bir adamlık gösterisi oldu. Çocuğu putlaştırmadan, hissettirdiği gibi yorumlamak istedim. Benim kelimelerim çok kıymetli olduğundan cimriyimdir ama ne zamanki en kritik golün sevincini ana hakkı öder gibi elini öperek kutladı anasının uzaktan ve Abdelkader yıldıza “hoop bilader bi dakka” dedi; işte o an benim kahramanım oldu ve bu kelimeler takla atmaya başladı huzurunuzda. O an; rüyamda ölmüş babamın elini öpmüş gibi hissettirdi bana kendimi. O nedenle bir futbol köşesi için uzun bir yazı oldu. Abartılı da bulabilirsiniz. Söz, uzun bir süre daha Arda yazısı yazmayacağım... Birkaç yaş küçüklük, küçük yaşlarda çok büyüktür. Henüz çocuk olamadan genç, genç olamadan lider ettik onu kendimize. Henüz akranları mahallede kukalı saklambaç veya köşede saç jöleleyip komşu kızı beklerken, o Manisa’da adam çalımlayıp sağdan top kesiyordu arka direğe. Sonra top topladığı kalenin arkasından koca bir takımın önüne koyduk onu ve ciddiyet istedik daha dünkü çocuktan. Yazının daha başına atılmış jilet kesiği gibi duracak ama çocukcağız sakalı çıkmadan omzuna almıştı yığınları ve bu nedenle dünyayla dalga geçer gibi oynayan bir şanslı velet oldu. Hafiften serseri bir yanı var, asaleti de. Zaten o nedenle bütün evlerin küçük ve yaramaz oğlu değil mi?.. Yeteneğine adamlığını denk getirmeye çalışıyor şimdilerde... Takımı denilen insan malzemesinin ruhu ve vicdanı şimdi. Çünkü golü atar da, el öper sahanın orta yerinden koşarak gelirken ve ana hakkı ile baba hakkı bırakmaz kimselere. Mekanik ve duygusuz profesyonelliğin içinde yoğrulan takımındaki gurbetçi ve yabancılara insanlık dersi verir evlat olmanın yüceliği ile. Oyunun her anını helalleşir gibi oynar. Artık bilinir ki; giderse takımının ruhu ve vicdanı eksilecektir. Çok erken yaşlarda takımının genel oyun müdürü tayini çıkmıştır. Şef olmuştur. Bölüm şefi değil, genel oyun müdürü olmuştur yedi dönüm araziye. Bu yılın Arda açılımı... 6 yaşında opera besteleyen Mozart’tan biraz geç, 34 yaşında tavan yapıp milli takım gören Yusuf’tan biraz erkendir o. Takımının köşe yazarı olmuştur belli ki tüm provalarda ve 7 gün 24 saat. Şimdi başyazar yaptılar onu yaşıtları baba parasıyla aylak aylak gezerken. Akranları kız kovalarken okuldan kırıp, o takımının oyun mühendisi oluvermiştir. Onun yaş grubu henüz sosyal sorumluluk bilincini bir ilaç markası zannederken: o, topukları kıçına vura vura koşup tekme yemektedir. Bir de koluna takılmış bir bandın ağırlığıyla. Daha 22 değil ama takımının oyun içinde insan kaynakları müdürü olduğu gibi, oyun dışında da tüm basın ve halkla ilişkiler sorumluluğu anatomik olarak çok geniş olmayan omuzlarına bırakılmıştır. Vücut proporsiyonu kısa bacak dar omuzdur ama kardiyak kapasitesi, yani yüreğindeki genişlik çok kişiden fazladır. Barış’ın penaltıya tebelleş olmak gibi bir sokak çocukluğunu kaptanlığının üçüncü haftasında bitirdiği gibi, onun gideceği yerlerden gelen Abdül’e de “destur” diyebilecek çapa ulaşmıştır. Bir küçük hayali ayaklarının eyleme dökmesi arasındaki süreye, şizofrenik bir sevgiyle takımına bağlanmış olanların düşünce güçleri bile yetişemiyor artık. Çocuk ayaklarıyla düşünüyor sanki... Ama hâlâ çocuk... Daha çocuk ama şimdiden ahlakı ekmeğin önüne koymuş... Ne doğan görünümlü şahin, ne de bülbül ötüşlü kanarya... Daha şimdiden onu ne doğan görünümlü bir şahin ambalajına sığdırabiliriz, ne de bülbül ötüşlü kanarya derneğinin yarışmasına sokabiliriz. O neyse: o, odur... Kırılgan bir çelik olabilir mi?.. Oluyor demek ki. Biz ona Arda diyoruz. Oyuna can veren bir maç mühendisidir o. Hayaller inşa ettirir, keşke o zaman bu çapta olsaydım da Metin Oktay için böyle bir yazı yazabilseydim diyerek beni uykusuz bırakır. Kendime sövdürür. Şimdi o yok ama bu var diye ben de buna yazarım onun niyetine... Ahlaki yozlaşmanın, pop ve top kültürünün egemen oluşu nedeniyle sahaya giren “Rambo”yu kutsal değerler arasına yerleştiren içe çöküş bir anevrizmadır tıbbi olarak ama sosyolojik olarak o çöküşün içinde yuvalanıp büyürken derdimiz; bu çocuk anasının sağ elinin avuç dışını uzaktan da olsa herkesin gözleri önünde öpüp alnına koyarken bir asalet unvanını hak etmiyor mu?.. Gol sevincine bulamaç edebiliyor ana baba sevgisini... Kutsal emanetlerin emanet edilebileceği en değerli sokak çocuğumuzun adıdır Arda. Bizden biri olarak özendiğimiz yabancıların göstermelik sosyal bilinç gösterilerine kanmıyorum ve onu; onlardan daha değerli bir, bizden biri olarak kabulleniyorum. Boş dersin haylaz çocuğudur o... Milli takımın en hayati maçına çıkmadan az önce soyunma odasını, okuduğu lisenin yılsonundaki boş derse çevirir. Boş dersin haylaz çocuğu da olur, çıkıp maçı alan adamı da... Orta sınıfın tüm ezilmiş insanlarının idolüdür o... Taklit yapar çok güzel. Dalga geçer önce kendisiyle ki; dalga geçebilsin diye hepsiyle. Ne kadar görkemli bir kariyeri olursa olsun, onun arkasında sahaya çıkmaktan gocunmuyor kimse. Baskıyla ve höt-zöt edebiyatıyla değil, severek onu önlerine koydular. Sindirerek... O; benim için, ölmüş babama rüyamda rastlayıp eksik kalmış bir el öpmeyi de tamamlayıp babalık hakkını helal etmesini istememin resmidir şu mübarek günlerde. Anası anamdır artık... Rakibimde olsa bile çok seveceğim bir çocuktur. Delikanlılık dönemini mecburi hizmet ile geçiren, eksik kalmış çocukluğunu da asla yaşayamayacak biridir o. Milli takımın vitrinindeki ürünlerden biridir. Ülkemin ezik insanlarının futbol aşkına bulanmış toz toprağında bulunan bir maden cevheridir ve doğal olarak da kıskanılır. Kusuru yok mu?.. Sebilullah... Görmüyorum işte, var mı diyeceğiniz?.. Öldüresiye ve ölesiye topa tutkun insanların, aslında bir eğlence sahibi olduklarını vurgulayan çocuk, bir maçın güler yüzü olarak tarihimizde yerini alıyor. Arda Turan... Benim idolüm... POST-İT Ölü topa can veren Galatasaray için en önemli nokta üstüne koyarak oyununu geliştirmesidir. Kaptanı da sokak çocuklarının davranışını azaltıyor ama oyunun içinde; artık FIFA’nın çok değer verdiği sokak çocuğu gibi oynama özelliğini maça taşıyor. Davranışta değil ama oyunun ruhunda sokak çocukları hep aykırı oldukları için şimdilerde çok makbuldürler... S-ÖZ Kanun ve Adalet kardeş gibi görünürler ama Habil ile Kabil kadar fark vardır aralarında... > Ümit Aktan >> Profesyonellik; bir işi, belli bir ücret karşılığında ve bir akit sayesinde yapmak değil, her türlü olumsuz koşula rağmen o işi eksiksiz yapmayı yine de sürdürebilmektir...
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT