BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ütopya ve gerçek...

Ütopya ve gerçek...

Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetiminin Başkanı Mesut Barzani’nin; “Bağımsız Kürt Devleti bizim için daima bir ütopya olarak kalacaktır...” sözünü duymayanınız yoktur herhalde. Ütopya...



Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetiminin Başkanı Mesut Barzani’nin; “Bağımsız Kürt Devleti bizim için daima bir ütopya olarak kalacaktır...” sözünü duymayanınız yoktur herhalde. Ütopya... Vikipedi sözlüğüne göre, aslında var olmayan tasarlanmış mükemmel toplum ve devlet şekli. Yani kısacası hayal edilen ideal düzen... Bağımsız devlet hayalinin öyle kolay gerçekleşecek bir şey olmadığını en iyi bilebilecek kişilerin başında herhalde Barzani gelir. Çünkü İkinci Dünya Savaşından sonra İran’ı cezalandırmak için, topraklarında kurdurulan Mahabad Kürt Cumhuriyeti sadece altı ay yaşayabildi... Mesut’un babası Mustafa Barzani de, o sözde devletin savunma bakanı idi. Evet aynı yıl, hem de Mahabat Kürt Cumhuriyeti sınırları içinde dünyaya gözlerini açan ve üç kuşak öteden bu yana; bütünüyle Kürt meselesinin tam göbeğinde yer alan bir ailenin ferdi olarak, oğul Barzani, bu gerçeği en iyi anlayabilecek kişi idi... Benzer bir konumda bulunan Celal Talabani, daha önceden Bağımsız Kürt Devleti’nin mümkün olmayacağını, ikrar ve ilan etti. Ondan sonra da, babası; amcası ve dedesi gibi bütün hayatını bu davaya hasretmiş olan Mesut Barzani, yukarıda yansıttığımız ifadesiyle, hayal ve gerçek arasındaki farkın farkında olduğunu, dışa vurmak zorunda kaldı. Baba Barzani devrinde de, Kuzey Irak’ta otonomi hakkı elde edilmişti. Ama o düzeni korumak mümkün olmamıştı. O detaylara burada girmeden şunu belirtelim: Barzani ve Talabani, en çok bu düzenin ne kadar gidip gidemeyeceğini düşünüyor!.. Amerika’nın himayesinde kurulan bu düzen, onun çekilmesinden sonra nasıl bir hâl alacak acaba? Zira daha şimdiden, BKY ile Irak Merkezi hükümeti arasında hiç de dostça olmayan bir hava esiyor. Ve Irak Ordusuna belli şartların tezahürü halinde, Peşmergelere ateş etme emrinin verildiği de artık bir sır değil... Bu çok uzun girişi niçin yapma ihtiyacı duydum? Şu sıralarda pek çok meslektaşımız, Kürt meselesi üzerinde kalem oynatıyor. Ancak önemli bir kısmı meseleyi, çok eksik-gedik ve yanlış biçimde ele alıyor. Kimileri konuyu sadece, bir PKK terör örgütü olayı olarak görüyor. Kimileri dış dinamikleri pek fazla hesaba katmadan analizler yapıyor. Kimisi de olayı sade bir Amerikan projesi filan olarak değerlendiriyor... İmralı’daki Bölücü Örgüt Başı’nın kendince çizdiği ve adına da “yol haritası” dediği düşünceler içinde, “devlet kurmanın bir çözüm olmadığı-olamayacağı”, tam aksine devlet kurmanın kendisinin bir sorun olacağı vs. belirtiliyor. Bazıları bu görüşleri çok yeni bir durummuş gibi algılıyor. Oysa bölücü örgütün kendisini en güçlü hissettiği zamanlarda dahi, bir bağımsız devlet kurmasının imkânsız olduğu, bu yöndeki abartılı iddiaların sadece bir hayal ve propaganda olduğu çok iyi biliniyordu. Çünkü yapılan bütün kamuoyu araştırmalarında, bölgedeki halkın yüzde 97’sinin birlikten yana olduğu, yani bölünmeye karşı olduğu apaçık ortada idi. Fakat medyadaki gri propaganda ve devletin bu konudaki yanlış tavır ve siyaseti, gerçeklerin tam olarak görülmesini perdeliyordu. Netice: Denize çıkışı bulunmayan mutasavver bir Kürt devletinin, ateş çemberi içinde yaşama imkânı var mıdır? Olabilir mi? Onun için “Bölünmeyi dahi konuşalım...” gibisinden absürd çıkışlarda bulunmanın manası yok. Öcalan’ın -dolayısıyla terör örgütünün- bağımsız veya federatif devlet fikrinden vazgeçmesini çok büyük özveri gibi görmek yanlış. PKK bu meselede yalnızca bir unsurdur, o kadar. Meseleyi bütün boyutları ile ele almak lazım...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT