BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Ne olur onları yüzüme vurma”

“Ne olur onları yüzüme vurma”

İhlaslı bir fırıncı vardı. Kendisine sahte para da verseler alır, anladığı hâlde parayı verene söylemezdi. Nihayet fırıncının ölüm vakti gelip çatmıştı!..



İhlaslı bir fırıncı vardı. Kendisine sahte para da verseler alır, anladığı hâlde parayı verene söylemezdi. Nihayet fırıncının ölüm vakti gelip çatmıştı!.. Abdullah-ı İsfehânî hazretleri İsfehan’da yetişen evliyânın büyüklerinden ve meşhûrlarından olup, Ebü’l-Abbâs-ı Mürsî’nin üç büyük talebesinden biridir. İlme çok önem verirdi. Talebelerini ve sevenlerini hep ilme teşvik ederdi. İlim husûsunda şöyle dedi: “DEĞİRMENDEKİ MERKEP GİBİ!” Hazret-i Ali buyurmuştur ki: “Allahü teâlâya ilimsiz ibâdet eden kimse, değirmene bağlı merkep gibidir. Gün boyunca yürür, fakat hep aynı yerindedir.” Câhil de böyledir. Cehâletle, Allahü teâlâya çok çok ibâdet eder. Fakat bu ibâdeti, onun Allah indinde yakınlığını arttırmaz. Bâzan kul çok ibâdet yapar, fakat câhil olduğundan ibâdeti emre uygun olarak yapamaz, dolayısıyle boşu boşuna yorulmuş, meşakkat ve zahmet çekmiş olur. Bir iş, ancak emrolunduğu şekilde yapılırsa, ibâdet olur. Bu da ancak ilimle bilinir. Peygamber efendimiz; “İlim öğrenmek, her kadın ve erkek Müslümana farzdır” buyurdu. Bu, sâhibinin îmânını, tevhîdini, amelini sahîh kılan, mutlaka bilmesi lâzım olan ilim, ilm-i hal bilgisidir. İnsanı tevhîde ulaştırmayan her ilim bâtıldır. Bu sebeple, ibâdetlerin ancak ilimle doğru yapılabileceği anlaşılmaktadır. İbâdetlerden lezzet alamamanın sebeplerinden biri de, haram ve şüpheli yemeklerdir. Eğer yenilen lokma şüpheli ise, ondan; hırs, şehvet, hased, adâvet, düşmanlık ve riyâ doğar. Büyüklerimiz buyurdular ki: “Kim şüpheli bir şey yerse, Allahü teâlâya giden yolu doğru olarak bulamaz. Kim haram yerse, kendisine o yol kapanır. Kim yemede isrâf ederse, kalbi kararır. Kim Allahü teâlâdan gâfil olarak yerse, kalbine kasvet gelir. O zaman ömrü boyunca yaptıkları boşa gider.” GARİP FIRINCININ DUASI... Bu mübarek zat, bir gün güzel ahlâk hakkında sohbet ederken bir misal verdi; buyurdu ki: Garip bir fırıncı vardı. Kendisine sahte paralar verseler de parayı alır, paranın sahte olduğunu anladığı halde parayı verene söylemez, istediği ekmeği verirdi. Etrafındakiler onun bu hâlini bilir, şaşırırlardı. Kimse onun neden böyle yaptığını anlamazdı. Nihayet ölüm vakti gelip çatınca bu garip fırıncı yüce dergâha ellerini açıp; “Yâ Rabbi, huzuruna sahte ibadetlerle taatlerle geliyorum, ne olur onları yüzüme vurma” dedi ve ruhunu teslim etti. Vefatından sonra onu rüyada Cennet nimetleri içinde görenler, sebebini sorduklarında, bu hadiseyi anlattı...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT