BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Boğaz’ın Almanları

Boğaz’ın Almanları

Almanya Başkonsolosluğu, Türk- Alman ilişkilerinin tarihî temellerini ortaya koyan ilginç bir kitap hazırlattı. “Boğaziçi’nde Almanlar” isimli kitap, hiç yayınlanmamış belge ve fotoğrafları gün yüzüne çıkardı.



Almanya Başkonsolosluğu, Türk- Alman ilişkilerinin tarihî temellerini ortaya koyan ilginç bir kitap hazırlattı. “Boğaziçi’nde Almanlar” isimli kitap, hiç yayınlanmamış belge ve fotoğrafları gün yüzüne çıkardı. > Fatih Selek iSTANBUL öze, “Türkiye’nin en çok ticaret yaptığı, en fazla Türk’ün yaşadığı ülke” diyerek girsem hemen herkesin aklına hiç şüphesiz Almanya gelir. Türk’ün “Alman” ilgisi boş yere değil. Zira, bu kadar ticari ve kültürel ilişkinin temeli derin bir diplomatik ilişkiye dayanıyor. İLK SEFARAT ÇALIŞMASI Federal Almanya Başkonsolosluğu, Osmanlı’dan günümüze Türk-Alman münasebetini bir kitapta toplattı. Bugün konsolosluk binası olarak kullanılan Sefaret Köşkü’nün 130., Alman Elçisinin Tarabya’daki Yazlık Rezidansının ise 120. yıldönümü vesilesiyle hazırlanan “Boğaziçi’nde Almanlar” kitabı, eski İstanbul’da Alman izlerini sürüyor. Geçtiğimiz aylarda görevini tamamlayarak İstanbul’dan ayrılan Başkonsolos Matthias von Kummer’in hazırladığı kitapta, Türk ve Alman yazarlar, bugüne kadar hiç yayınlanmamış onlarca tarihî belge ve fotoğraflar eşliğinde; Kayzer II. Wilhelm’in İstanbul ziyaretiyle doruk noktasına ulaşan Osmanlı-Alman dostluğunu, Bağdad-Anadolu Tren Yolu’nun inşasını, askeri alanda kurulan iş birliğini ve Almanların İstanbul’daki hayatını büyüteç altına alıyor. İki dilde hazırlanan kitap, Türkiye’deki sefaretler arasında çıkın ilk çalışma olma özelliği taşıyor. Matthias von Kummer eserin önsözünde, Sefaret Köşkü ile yazlık rezidanstaki eşyaların dahi “kendi dillerinde” Türk-Alman ilişkilerinin tarihinî anlattığını yazıyor. MEZARLIK ÜZERİNE KURULU Kitapta bulunan bilgilere göre Almanya’nın ilk sefarethanesi olan Gümüşsuyu’ndaki konsolosluk binasının ilginç bir hikayesi bulunuyor. 1871’de yeni kurulan Alman İmparatorluğu, elçilik binası için Bâb-ı Âli’den arsa talebinde bulunur. Bunun üzerine Berlin’e, Taksim Tepesindeki eski mezarlığın dört adasından birinin seçilmesi istenir. Ancak bugün konsolosluk bahçesinde mezarı bulunan Silahtar Ali Ağa’nın mezarının korunması şart koşulur. Nereden bakılırsa bakılsın buraya yapılacak kartal yuvası İstanbul’un her yerinden görüleceği için teklif kabul edilir. Ancak işin ilginci, binanın o zamanki şehir merkezinden hayli uzak düştüğü endişeleri taşınır (bugün şehrin tam da göbeği olacağını kim bilebilir). Binanın inşaasına 1874 yılında başlanır ve 29 yaşındaki mimar Albert Kortüm’ın önderliğinde tamamlanır. Yapının çıkma ve köşelerine imparatorluk armasında yer alan kartallar yerleştirilir. Ancak çinkodan dökülmüş kartallar 1918’den sonra sırra kadem basar. İMPARATOR OSMANLI PAŞASI OLDU İstanbul’u üç defa ziyaret eden Alman İmparatoru Kayzer II. Wilhelm, Sultan V. Mehmed Reşad’a Gelibolu zaferi şerefine armağan edilmek üzere bir tablosunu yaptırır. İmparatorun, Osmanlı paşası üniformasıyla resmedildiği tablo, uzun yolculuklar sonunda İstanbul’a getirilir. Ancak 1918 yılında Sultan Reşad’ın vefat etmesi sebebiyle kendisine hediye edilemez ve Sefaret Köşkünde kalır. Kayzer II. Wilhelm Birinci Dünya Savaşı’nın sorumluları arasında gösterildiği için Alman yetkililer, portreyi uzun yıllar köşkün deposunda “muhafaza” eder. Şimdilerde, tablo iki ülke arasındaki ilişkilerin en müşahhas belgesi olarak İmparatorluk Salonunun yanındaki şömine odasında sergileniyor. İş için İstanbul’a göç ettiler Türk-Alman ilişkileri bazı tarihçiler tarafından her ne kadar “silah arkadaşlığı” olarak nitelendirilse de Almanlar, Osmanlı’nın son yarım asrında payitahtın siyasal ve toplumsal hayatında önemli ölçüde yer tutarlar. 1880’den başlayarak önce askeri öğrenciler, 1900’lere gelince tıbbiyeliler, daha sonra ise farklı meslek grubundan çok sayıda insan Almanya’ya eğitim amacıyla gider. Türk ordusunun ıslahı için Alman subaylar gönderilir. 1870 öncesinde neredeyse bilinmeyen bir dil olan Almanca, 1900’lerin Osmanlı okullarında yabancı dil olarak okutulur hale gelir. Bunun ardından ekonomik sıkıntılar sebebiyle birçok Alman, İstanbul’a göç eder ve toplumsal hayatın bir parçasına dönüşür. ALMAN BIYIĞI MODA OLDU 1914’te Dârülfunûn’da yeni bölümler açılarak buralara 20 Alman profesör atanır. Alman kültür nüfuzunun ilk sonuçları Osmanlı ordusunun genç mektepli subayları arasında 1890’dan itibaren kendini belli eder. Bunun örneklerinden biri olarak bıyıklarıyla meşhur Mahmud Şevket Paşa gösterilir. II. Wilhelm’in sivri uçlu bıyığı Osmanlı askerleri arasında yaygın bir modaya dönüşür.
Reklamı Geç
KAPAT