BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Her yerde meşhurdur RAMAZAN DAVULCUSU

Her yerde meşhurdur RAMAZAN DAVULCUSU

Ülkemizde artık bir ramazan klasiği haline gelen ramazan davulcuları; Mısır, Endonezya, Pakistan, İran, Irak, Somali, Senegal ve Kamerun’da da çok popüler



> Tolga Uslubaş tolga.uslubas@tg.com.tr DÜNYANIN HER YERİNDE RAMAZAN COŞKUSU VAR Tunus’ta ramazan ayına girilmesiyle birlikte hayat biraz daha rahatlar, devlet kuruluşlarının yanı sıra özel sektör de mesai saatlerini yeniden düzenler. Dubai’de ise hali vakti yerinde olanlar, evinin bahçesine kurdukları çadırlarda fakir fukaraya iftar verir. Libya’nın ramazan adeti de evleri bu aya özel dekore edilmesidir. Tanzanya’da ise camilerin yanı sıra cadde ve sokaklar süslenir, ramazan şenlik havasında karşılanır. Yemen’de teravih sonrası sahura kadar camide kalmak adettir. Suriye ve Ürdün’de ise iftar sofralarının vazgeçilmezi künefedir. Suriyeliler, künefe satan tatlıcı dükkânlarının önünde uzun kuyruklar oluşturur. Bizlere 30 gecesi 30 bayram keyfi yaşatan mübârek ramazan-ı şerif ayı tüm İslam alemi için ayrı bir güzelliktir. Ufak tefek ayrıntılar farklı olsa da dünyanın hemen her yöresindeki İslam memleketleri görmeye değer manzaralar verir. Ülkemizde artık bir ramazan klasiği haline gelen ramazan davulcuları diğer İslam ülkelerinde de Müslümanları sahura kaldırır. Mısırlılar bizim gibi ramazan davulu geleneğini sürdürür. Çeşitli semtlerde iftar çadırları kurulur. Kuru bakladan yapılan ‘Ful’ isimli yemek, kayısıdan yapılan muhallebi ile çeşitli hoşaflar ramazan ayına özeldir. İftar, başkent Kahire’de top sesiyle, diğer kentlerde ezan sesiyle açılır. GÜN BOYU SOKAKLARDA Türkiye’de her gece yollara düşen davulcular Endonezya’da ramazanın son günü de mesai yapar. Davul, sahura kalkmanın yanında bayramın geldiğini de müjdeler. Gün boyu sokaklarda ellerinde davulları ile davulcular, geleneği devam ettirir. Endonezya’da iftarın ardından ‘casava’dan yapılan değişik bir yulaf lapası yemek adettir. Orucun hurma ve arpa çorbasıyla açıldığı Somali’de halk sahura davul sesiyle kaldırılır. Senegal’de de Müslümanlar sahura davulla kalkar. Sahurda yulaf lapası gibi çabuk yapılan yemekler yenir. Davul geleneğinin halen sürdüğü İran’da sahurun ilk gecesinde ekmek arası soğuk köfte yemek adettir ve bunun eve bereket getirdiğine inanılır. LOKANTALAR KAPALI Sahura davul ve mani sesleri ile kalkan Pakistan’da neredeyse tüm lokantalar bir ay boyunca kapalı tutulur. İftariyelik olarak en polüler yemekleri ‘samosa’ isimli börekleridir. Sahur yemeği olarak da ‘prata’ dedikleri yağda kızarmış hamur ve sütlü çayı tercih ederler. Ramazan davulcularının popüler olduğu bir diğer ülke olan Irak’ta ise halk orucunu mercimek çorbası ve ‘amr addeen’ isimli kayısı suyu ile açar. Ardından haşlanmış pirinç yemeği ‘kouba’ ve künefe tatlısı yenir. Sahura, davul ve ilahilerle kalkılan Kamerun’da sokaklara kurulan sofralarda tüm mahallelinin birlikte yaptığı iftarlar neredeyse gece boyunca sürer. GÜNÜN SÖZÜ Davasını terk etsin bülbülde feda yoktur! Aşkın bir nükteciği pervanede kalmıştır... Esrâr Dede ESKİ RAMAZANLAR Kimi aşikâre, kimi siperâne! > M.Kurtbay Önür kurtbay.onur@tg.com.tr Halife Harun Reşid bir gün hasbihâl etmek ve kardeşi Behlül Dâna Hazretleri’nden istifade edebilmek için huzuruna çağırttırdı. Behlül Dâna Hazretleri gelir gelmez, soru yağmuruna tutulur. Harun Reşid: Behlül, şehrimizde velî var mıdır? Behlül Dâna: Vardır!.. Amma kimi aşikâre, kimi siperâne!.. Harun Reşid: Haydi beni götür, bir kaçını göreyim! Halife ve kardeşi tedbil-i kıyafet giyinir, yola çıkarlar. Harun Reşid: Veliyi nasıl tanıyacağız?.. Behlül Dâna: Sabret. Gayet kolaydır! Turfan-ı hökkemde (kapalı çarşı) da bir kumaş dükkanına girerler. Behlül Dâna: Selamünaleyküm, usta! Kumaşları görelim. Kumaşçı: Buyrun, top top kumaşlar!.. Her birini uzun uzun incelerler. Behlül Dâna Hazretleri, bir top kumaşı işaret ederek; “Şundan bana yarım arşın kes” der. Dükkan sahibi müşterilerinin arzusunu yerine getirir. “Kestiğini beğenmedim. Yarım arşın daha kes” diyerek, onlarca top kumaştan yarımşar arşın kestirir. Sonunda, “Bunlar hiç hoşuma gitmedi, almayacağım!” der ve dışarı çıkarlar. Kumaşçı büyük bir sükunetle: ‘Subhanallahi ve’l hamdülillahi...” diyerek gülümser. Harun Reşid: Behlül, şu kumaşçı gerçekten veli! Maşallah, hiç kızmadı. Başka veli var mı? Behlül Dana: Vardır! Karpuz satan bir zatın sergisine uğrarlar. Behlül’ün isteği üzerine bu kez Harun Reşid, karpuz yığınlarının arasına girer. Karpuzları rastgele alır. Eller, yoklar, şaplak atar. Sıkıştırır, koklar, zıplatır, hoplatır. İkincisini bırakır, üçüncüsünü alır ki, karpuzcu hafifçe Behlül Dâna’nın omzuna dokunup, Karpuzcu: Behlül Baba, Ben o kumaş satan zata benzemem!.. Verdiği zararı ödemezse, adamın ensesine bir patlatırım, neye uğradığını anlamaz! Harun Reşid, karpuzcunun tepkisine hem şaşırır hem de sevinir. Zararlarını tazmin eder, fazladan hediye eder. Saraya döndüklerinde dayanamaz sorar; Harun Reşid: Behlül, hangisi daha büyük veli? Behlül Dâna: Yerine göre sultanım! İstidâdı olan, kumaşçının eliyle irşad edilir. İrfânı kısır olan da karpuzcunun muamelesiyle uyanır. Hadis-i Şerif “Ümmetim için şu iki şeyden korkuyorum; Bolluk ve rahat içinde iken, şehvetlerine uymalarından. Namazı ve Kur’an’ı terk etmelerinden” Tevbe-istigfar duası “Estagfirullah el-azîm ellezî lâ ilahe illâ hüvel-hayyel-kayyûme ve etûbü ileyh” (Kendisinden başka ilah olmayan, hayy (diri) ve kayyum (her şeyi varlıkta tutan) yüce Allah’tan mağfiret diler ve Ona tövbe ederim.) “Allahümme magfiretüke evsa’u min zünûbî ve rahmetüke ercâ indî min amelî” (Yâ Rabbî! Magfiretin, benim günâhlarımdan daha geniştir. Rahmetin, bence, amelimden daha ümmîd vericidir.) MANİDAR MANİDAR Cebimin ağzı dardır İçinde şeker vardır. Sabreyle aman gönül, İftara neler vardır? NEFİSE NİNENİN İFTAR SOFRASI Unutulan GÜZELLİKLER Eskiden tahta yer sofraları vardı. Sol diz sofra bezinin altına sokulur, sağ diz dikilir mideye doğru çekilirdi. Yemekten önce, önce gençler el yıkardı, yemekten sonra ise, sonra gençler. Evin yaşlısı parmağını tuza bandırmadan kimse bir şey almazdı. O sesli sesli (biraz da hatırlatmak için) besmele çeker, ekmekleri eliyle koparıp dağıtırdı. Ortalık bir anda hareketlenirdi. O zamanlar ortaya iri sahanlar, konur çoluk çocuk aynı kaba kaşık sallarlardı. Az yemek isteyenler arada kaynayıp giderdi. Kimse tabağındakini bitirme derdine düşmez, doyduğu halde midesini preslemezdi. Çok sıcak yemezdik, kaşığa üflemek ayıp sayılırdı. Sofrada neşe vardı, yaşlılar gençlere laf atarlardı. Evin büyüğü misafiri yanına oturtur, bazen elceğizi ile ağzına lokma koyardı. Ninelerimiz pilavın üstündeki etlere bile ayar çeker, parçaları adaletle dağıtırlardı. Herkes önünden yer ama kimse sevdiğinden mahrum kalmazdı. Sahanlar tepeleme doldurulmazdı, lakin istenirse ilavesi vardı. Sofranın büyüğü bitmeye yüz tutan tabakları delikanlılara uzatır “parlat ki nişanlın güzel olsun” diye takılırlardı. Onlar da bir güzel sünnetlerdi. Hasılı dua edildiğinde tabakları üst üste koyup kaldırabilirdiniz, çünkü ortalıkta bir şey kalmazdı. Eyvah eskileri anlatırken vazifemizi unuttuk. Bugün türlü yapalım diyorum, zira mevsim itibarı ile fasulye, patlıcan, biber, bamya, kabak hepsi var. Yanına bulgur pilavı iyi uyar. Hanımlar illa tatlı yapmak zorunda değilsiniz. Sıkıştığınız günlerde yoğurdun üzerine reçel ya da pekmez gezdirip koyabilirsiniz ortaya... BİR LEZZET YAZ TÜRLÜSÜ HAZIRLANIŞI: Tencereye yağ konur ve etler kavrulur. Küp doğranmış soğan ilave edilerek 2-3 dakika daha kavrulur. Kuş başı iriliğinde doğranmış sebzeler, ortadan ikiye bölünmüş sarımsaklar, rende domates tencereye eklenerek tuz, karabiber ve kimyonla tatlandırılır. Üstüne üç bardak sıcak su ilave edilir. Sebzeler ve etler iyice pişirildikten sonra servise sunabilirsiniz. Afiyet olsun... MALZEMELER: > 300 gr. kuşbaşı dana eti > 2 adet patates > 1 adet havuç > 1 adet kabak > 1 adet kereviz > 1 adet patlıcan > 5 diş sarımsak > 1 yemek kaşığı sıvıyağ > 2 adet orta boy domates > 1 çay kaşığı, tuz, karabiber ve kimyon NİÇİN MÜSLÜMAN OLDULAR T. H. Mc BARKLİE (İrlandalı) Ben, İrlandalı olmama ve İrlandalıların çoğunun Katolik dinine bağlı bulunmasına rağmen, Protestan mezhebinde yetiştirildim. Fakat, daha çocuk yaşında iken, Hıristiyanlık hakkında bana öğretilen şeyleri hiç beğenmiyor, bunların doğruluğundan şüphe ediyordum. Üniversiteye başlayıp, birçok yeni ilimler öğrenince, şüphem artık kanâate vardı. Hıristiyan dini, artık bana hiçbir şey vermiyordu. Ondan tamamen nefret ettim ve ona inanmıyordum. İçimdeki, (beni hak yola kavuşturacak bir rehberi aramak) arzusu, o kadar şiddetliydi ki, bir müddet, düşündüğüm tarzda bir itikat yolu kurmuş ve bununla kendimi tatmin etmeye çalışmıştım. Bir gün, elime “İslâm ve Medeniyet” isminde bir kitap geçti. Aklımdan geçen bütün suallerin cevapları, bu kitapta mevcut idi. Hıristiyan fırkalarının zulüm ve baskılarına karşı İslâm dininin huzur dolu, canlı kaideleri, beşeriyete doğru yolu göstermişti. İslâm memleketlerindeki ilim ve medeniyet kaynakları, karanlık ve vahşet içinde bulunan Avrupa’ya nur saçmıştı. Hıristiyanlıkla kıyaslandığı zaman, İslam ne kadar mantıkî, faydalı bir din idi. İslâmiyet’te beni, ilk görüşte kendisine hemen bağlıyan husus, Hıristiyanlıkta bulunan (İnsanların günâhkâr olarak doğduğu ve dünyâda kefâret vermek mecbûriyeti bulunduğu) akidesinin İslâm dininde ret edilmesiydi. Sonraları, İslâmiyet’in insani, medeni diğer ahkamını öğrenerek, bu dinin büyüklüğüne hayran oldum. İslamiyet’te zengin, fakir ayrılığı yoktu. İslâmiyet, insanların aralarındaki servet, mevki, ırk, memleket, renk farklarını bir hamlede yıkıyordu. İşte bunun için Müslüman oldum. Gönüller Sultanı YUNUS EMRE BÜYÜTMEK İÇİN TIKLAYIN Gönüller Sultanı YUNUS EMRE BÜYÜTMEK İÇİN TIKLAYIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 93274
    % 0.29
  • 4.8047
    % -0.33
  • 5.5945
    % -0.02
  • 6.2521
    % -0.08
  • 189.132
    % 0.05
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT