BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Tarih, kültür ve tabiat Trabzon’da buluşmuş

Tarih, kültür ve tabiat Trabzon’da buluşmuş

Yeşilin her tonuyla bezenmiş Trabzon’da; Roma, Bizans ve Osmanlı döneminden günümüze ulaşan pek çok tarihî eser bulunmakta. Bunun yanı sıra; kültürel değerleri, gölleri, akarsuları, dağları ve yaylaları da bu şehri farklı kılmış... Bütün bunlar turizm için önemli avantajlar sunuyor...



Memleketten HABER VAR -78- Behçet FAKİHOĞLU Yavuz Sultan Selim Han ile Kanuni Sultan Süleyman Trabzon için çok şey ifade eder. Yavuz Sultan Selim, Şehzadeliği esnasında 22 sene burada valilik yaparken, Kanuni Sultan Süleyman Han da burada doğmuş, 15 yaşına kadan bu şehirde yaşamış. Şehirde bu iki muhteşem padişahın izlerini, eserlerini, isimlerini sık görmek, kadirşinas insanların yaşadığı kenti daha çekici ve değerli kılıyor. Önce, güzel bir parkın içinde bulunan Gülbaharhatun Camii ve Türbesi’ne giderek, bu büyük insanlara olan vefa borcumuzu bir nebzecik yerine getiriyor, dua ediyoruz. Gülbaharhatun, Yavuz Sultan Selim Han’ın annesi. Onun hatırasına, bir külliye yapılmış. 1514 yılında yapıldığı söylenen Külliyeden cami ile türbe günümüze gelebilmiş; imaret, medrese, hamam ve mektep yıkılmış... Bu tarihi cami ve türbeyi ziyaret edip, eski Trabzon evlerinin bulunduğu Ortahisar’a geçiyor, şehrin güzelliklerini doyasıya yaşıyoruz. Dar sokakta biraz tırmanıyor, Fatih Sultan Mehmet Han’ın, fetihten sonra ilk cuma namazını kıldığı İlk Cuma Camisi’ni görüyoruz. BOZTEPE’DEN MANZARA Trabzon’a gelen herkes gibi biz de Boztepe’ye çıkıyor, Karadeniz ile şehrin uyumu karşısında hayran kalıyoruz. Şehre hakim bu tepede Ahi Evren Dede Türbesi ve Camii ile karşılaşıyoruz. Bu mübarek zatın, Ahi Evren hazretlerini sevenlerden bir ahi olduğu, Sultan Orhan zamanında, daha Trabzon fethedilmeden buraya gelip, bir derviş dergahı inşa ettirdiği söyleniyor. Trabzon’u fethe hazırlayan manevi liderlerden... Şehirde, trafiğe kapalı kunduracılar çarşısında yürüyor, Bedesten’e gidiyoruz. Tarihî Bedesten’de daha çok Keşan bezinden yapılmış elbiseler dikkatimizi çekiyor. Sokaklarda kayboluyor, köylü kadınların ürettikleri malları getirip sattıkları kapalı pazar yerine gidiyor, bereketli topraklarda yetişen ürün çeşitlerine hayran kalıyorum... Trabzon Kalesi, surları dibinde yürüyor, şehrin tarihî derinliğini daha iyi anlıyorum. Ayasofya Müzesini geziyor, Fatih Sultan Mehmet Han Hazretleri’nin, Trabzon’un fethinden sonra camiye çevirdiği bu tarihî yapının, 1964 yılında müze yapılmasını yadırgıyor, bu koca padişahın hatırasını düşünüyor, hüzünleniyorum. GEÇMİŞE YOLCULUK! Giresun istikametine doğru yola koyuluyoruz. Köftesiyle ünlü Akçaabat, her bakımdan modern ve canlı görünüyordu. Akçaabat Ortamahalle Evleri, bizi eskilere götürüyor, mimarlıktaki eski zevki ve zarafeti hatırlatıyor. Çarşıbaşı’ndaki sakinlik insanı dinlendirirken, Keşan bezinin burada daha çok görülmesi ilgimizi çekiyor. Sonra Vakfıkebir ve Beşikdüzü... Sahil boyunca değişmeyen, ilçelerin içinden geçen dereler, yaslandıkları yeşil tepeler, önlerindeki deniz... Hepsi de çok güzel, etkileyici... Uzungöl cennet gibi Rize istikametine doğru devam ediyoruz. Yomra, Arsin, Araklı, Sürmene, Of... Sahilde dizilmiş, birbirinden güzel, şirin ilçeler. Önlerinde Karadeniz, arkalarında yemyeşil dağ ve müthiş bir uyum... Güneye yöneliyor, Çaykara’ya, Uzungöl’e varıyoruz. Dereler, yollar ve evler dışında her taraf yeşil. Fotoğraflarını, görüntülerini gördüğüm Uzungöl’de bulunmak, bu güzellikleri seyretmek, yaşamak; hani cennet gibi derler ya, aynen öyle... Trabzon’a 99 kilometre uzaklıkta bulunan Uzungöl, Haldizen Deresi Vadisi’nde, heyelan sonucu, dere yatağının tabii baraj şeklinde kapanmasıyla oluşmuş. Göl çevresindeki ladin ormanları etkileyici bir güzellik veriyor. Gölün çevresi motel ve turistik tesislerle donatılmış. Orta Doğu kökenli insanların bu müthiş coğrafyayı keşfettikleri, gittikçe daha çok ilgi gösterebilecekleri anlaşılıyor. Çevre düzenlemesi için de hummalı bir çalışma göze çarpıyordu. Sahilde bunaltıcı bir sıcak varken, burada tatlı bir serinlik görülüyor... TABİİ Kİ YAYLASIZ OLMAZ! Trabzon’da yaylalarla bütünleşmiş, zengin bitki örtüsüyle bezenmiş iç kesimdeki ilçeler çok güzel. Trabzon yaylaları yeşillikleri ve güzellikleri ile bilinir. Sisli hava da bu yaylalara ayrı bir gizem katıyor. Mevsimin en sıcak günlerinde bile serinletici havalarıyla ferahlık veren bu yaylalarda müthiş bir manzara bulunmakta. Tabiata uygun, dağınık şekilde inşa edilmiş yayla evleri de güzellikleri tamamlamakta. Lapazan, Çaykara Sultanmurat, Maçka Çakırgöl, Harmantepe, Düzköy, Sisdağı gibi isimlerle anılan, orman ve yaban hayatı bol olan yaylalar, güzellikte adeta birbirleriyle yarışmakta... Kemençeli, horonlu yayla şenlikleri de geleneksel hale gelmiş. Lokman Kul, yaptığı işlemeleri gösterdi... Keşan Bezi, kıyafet ve evleri süslüyor Trabzon, geleneksel el sanatları açısından oldukça zengin. Bölgenin en eski el sanatlarından biri de el tezgahlarında kumaş dokumacılığı. Günümüzde de önemini koruyan Keşan Bezi ile ilgili bilgi almak için, Çarşıbaşı’na gidiyor, bu işle ilgilenen Lokman Kul’la konuşuyoruz. Keşan Bezi önceleri sadece Çarşıbaşı’nın Kavaklı Köyü’nde dokunurmuş, zamanla yayılmış. Ağırlıklı olarak bölgede kullanılan Keşan Bezi, el emeğiyle dokunur. Yüzdeyüz pamuk olan iplik boyanır, çeşitli aralıklarla bağlanır, el tezgahında dokunarak desenleri ortaya çıkar. Bu bezden her türlü giyecek ve ev dekorasyonu yapılıyor. Çarşıbaşı ve köylerinde yüzden fazla tezgahta Keşan Bezi dokunuyor. Bu el sanatının yaşatılması için gayret gösteriliyor. SÜMELA MANASTIRI ÇEKİM MERKEZİ Trabzon’un en çok ziyaret edilen, ilgi gören tarihî eserlerinden biri de Sümela (Meryem Ana) Manastırı’dır. Maçka ilçesinin Altındere Köyü sınırları içinde, Altındere vadisine hakim Karadağ’ın eteklerinde sarp bir kayalık üzerine kurulmuş Sümela Manastırı, vadiden yaklaşık 300 metre yükseklikte bulunmakta. Rivayete göre manastır; Bizans İmparatoru 1. Theodosius zamanında (375-395), Atina’dan gelen iki rahip tarafından kurulmuş... Nihat Usta, Akçaabat köftesini, Ustası Abdullah Kumal’dan öğrendiğini ve değiştirmeden devam ettirdiğini söylüyor. AKÇAABAT köftesini tatmadan dönmeyin Trabzon’un yöresel mutfağında Mısır Çorbası, Lahana Çorbası, Etli Lahana Sarması, Kara Lahana Yemeği, Hamsili Pilav, Hamsi Kuşu, Hamsili Kaygana öne çıkıyor. Ünü Türkiye’ye yayılmış Akçaabat Köftesi’nin yeri ayrı, bunu öğrenmek için Nihat Usta ile görüşüyoruz. Akçaabat sahilinde, denizle iç içe olan mekanı müşterilerle dolu, Nihat Usta da herkesle içli dışlıydı. Akçaabat Köftesi, 1945 yılında yapılmaya başlanmış. Kasap dükkanlarında et satılırken; Çolakoğlu, dükkanının önüne bir mangal koymuş, isteyen müşterilerine eti köfte halinde pişirerek sunmuş. Rağbet artınca, diğer kasaplar da aynı şeyi yapmaya başlamış. İlgi arttıkça köfte dükkanları güzelleşmiş, büyümüş, Akçaabat Köftesi’nin ünü bütün Türkiye’ye yayılmış... Akçaabat Köftesi sadece o yöre ve yakın illerin danalarının (kekik yemiş olacak) etinden yapılır. 10 kilogram dana eti, 75 gram sarımsak, 1 kg 300 gram ekmek, 1 kilogram taze et yağı, 100 gram tuz karıştırılır. Kıyma makinasından geçirilir, bolca yoğrulur. Şekillendirme işlemi bittikten sonra, yaklaşık 3 saat soğuk hava deposunda dinlendirilir. Sonra kömürlü ızgarada pişirilerek servise sunulur. Trabzon’a gelen misafirler, bu köfteyi tatmadan dönmüyormuş. Mesut Yılmaz, Recep Tayyip Erdoğan, Deniz Baykal ve başka birçok politikacı, sanatçı bu lezzeti tatmak için gelmiş...
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT