BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Payitaht-ı zemine makyaj

Payitaht-ı zemine makyaj

İstanbul’u dekore etmek için ne mimarlar, bilim adamları uğraştı durdu da Dersaadet kimseye yâr olmadı



> M.Kurtbay Önür kurtbay.onur@tg.com.tr İstanbul’u dekore etmek için ne mimarlar, bilim adamları uğraştı durdu da Dersaadet kimseye yâr olmadı Eminönü Belediyesi tarafından Topkapı Sarayı Müzesi Başkanı Prof. Dr. İlber Ortaylı, Vahdettin Engin ve Erhan Afyoncu’ya hazırlattığı “Payitaht-ı Zemin Eminönü: Bir Dünya Başkenti” adlı kitaptan derlenen bilgilere göre Fatih Sultan Mehmed zamanında birçok sanatçının Osmanlı Devleti’nde faaliyet göstermesi, oğlu 2. Bayezid’ın da batıyla ilgilenmesinden dolayı bazı Avrupalı sanatkârlar, araştırmalarına maddi destek sağlamak için sultanla temas kurmaya çalıştı. Bunlardan ilki ressam ve bilim adamı Leonardo da Vinci oldu. Tarihçi-yazar Semavi Eyice de Leonardo da Vinci’nin Osmanlı Devleti’nde görev yapmak istediğine dair ilginç bir makale yayınlamıştı. 500 YIL ÖNCE TEKLİF... Semavi Eyice’nin makalesine göre İstanbul, köprü ile 1800’lü yılların sonunda tanışırken, Leonardo da Vinci, 500 küsur yıl önce Haliç’e ve Boğaziçi’ne köprü yapmayı tavsiye etti. Yani Da Vinci, 1502’de yapmayı düşündüğü bazı işleri bir mektupla Sultan İkinci Bayezid’e bildirdi. Bütün projelerini huzura serdi. Ancak kabul olunmadı. Leonardo da Vinci’nin arz mektubu Türkçe’ye çevrilerek, “Ceneviz’den Leonardo isimli kâfirin gönderdiği mektubun suretidir” başlığıyla sultana sunuldu. Arz mektubunda gerçekleştirmeyi düşündüğü birkaç projesinden bahseden Leonardo da Vinci, gemilerdeki suyu çekmek için bir pompa, rüzgarla çalışan yeni bir değirmen önerdi. Vinci’nin teklifleri karşısında İkinci Bayezid’in ne düşündüğüne ait bir bilgi bulunmuyor. DEMİRAĞLAR PROJESİ Aslında Osmanlı Devleti’ne en mantıklı teklifi Fransız mühendis Arnodin yapmıştır. 1900’de iki köprü yardımıyla kenti çepeçevre kuşatan demiryolu projesi hayata geçirilebilseydi, belki bugün hâlâ İstanbul’un çözüm aranan trafik problemi altyapısının hazır olması sebebiyle o yıllarda halledilmiş olacaktı. Arnodin’in projesine göre, Bostancı’dan başlayan demiryolu Kandilli’ye ulaşacak, buradan “Hamidiye” adı verilen boğaz köprüsü ile Rumeli Hisarı’na geçilecekti. Demiryolu, Rumeli Hisarı’ndan bir çevre yolu oluşturacak şekilde Bakırköy’e uzanacak. Bakırköy’den de mevcut demiryolu ile Sirkeci’ye ulaşılacaktı. Sirkeci’den Anadolu tarafına geçişi sağlamak üzere ikinci bir boğaz köprüsü yapılacaktı. Aktarma köprü olarak nitelenen bu proje ile demiryolu, Sirkeci’den Üsküdar’a ulaşacaktı. Üsküdar ile Haydarpaşa arasına da kısa bir demiryolu hattı döşenecekti. Haydarpaşa’dan itibaren demiryolu mevcut olduğu için buradan da kolaylıkla Bostancı’ya gelinecekti. Böylece entegre demiryolu projesi tamamlanacaktı. Bu proje yüksek maliyet gerektirdiği için yapılamadı. DA VINCI’NİN MEKTUBU Bu kulunuz şunu işittim ki İstanbul’dan Galata’ya bir köprü yapmak kasdinde imişsiniz. Ama bilirkişi bulamadığınızdan yapamamışsınız. Ben kulunuz bilirim, (köprü)yü bir yay gibi yüksek kaldırayım ki hiç kimse yüksekliğinden dolayı üzerinden geçmeye razı olmaya. Ama düşündüm ki bir çıkma (dalgakıran-rıhtım) yaparak ondan sonra suyu çıkarayım ve kazıklar koyayım. Şöyle yapayım ki altından hemen yelken ile bir gemi çıka ve öyle bir şekil vereyim ki kalktığı zaman istedikleri vakit (gemiler) Haliç’ten Anadolu yakasına geçeler. Ama sular daim aktığı için kenarlar yenir. Bu husus için bir tertip yapayım ki o akan su aşağıdan akıp kenara zarar etmiye. Senden sonra olan padişahlar kolay harçla yapalar. Bu sözlerin doğruluğuna inşallah inanırsınız ve ben kulunuzu daima hizmetinizde bilip emredersiniz.” ESKİ RAMAZANLAR DÜNYA HEP NEDÂMETTİR > M.Kurtbay Önür kurtbay.onur@tg.com.tr Hicri 1310 yılı ramazanında (Mart-Nisan 1893) Osmanlı’nın son dönem paşalarından nüktedanlığıyla bilinen Tevfik Paşa, Çemberlitaş’taki konağında bir akşam iftar verir. Teravih namazının edâsından sonra, sohbet edilir ve davetliler birer, ikişer giderlerken, her birinin diş kirâsını Paşa bizzat veriyor, iftarda bulunan Hattat Sami Efendi de, en sona kalır ve çıkarken Tevfik Paşa ona; -Eh, haydi selâmetle git” der. Bunun üzerine aralarında şu konuşma geçer: Sami: İyi amma Paşam, benim diş kiram nerede? Paşa: Bre Sami, diş kirası misafirler içindir, sen bu evin adamısın. Sami: Yok, öyle!.. Ben de isterim... Paşa: Yahu, sana göre bir şey kalmadı ki? Sami: Diş kirâmı almadan şuradan şuraya gitmem! Bu söz üzerine, Tevfik Paşa, mühimsemez bir tavırla; ‘Eh yukarıda bir murakka olacak, bari onu da sana vereyim’ diyerek, Sami Efendi’ye iki parmak kalınlığında, Hattat İsmail Zühdî’nin (?-1806) bir sülüs-nesih murakka’sını (Arapça yazı örneklerini) verir. Meğer Tevfik Paşa, gündüzden Bayezid Camii avlusunda, ramazana mahsus açılan sergiden bahsi geçen murakkayı alıp Sami Efendi için hazırlamış ve onu biraz kızdırıp söyletmek için, hemen çıkarıp vermemiştir. Sanatında çok titiz olan bu yazı üstadı, ilk sayfayı açar açmaz, merak ve heyecandan zamanı unutur. Sağına, soluna ve önüne, o devrin aydınlatma vasıtalarının en iyisi olan büyük gaz lambalarından birer tane koydurur, sayfaları çevirmeye başlar. Nihayet uşağın: “Efendi hazretleri sahur vakti geldi, müsaade buyurunuz, beraber yiyelim, hitâbıyla daldığı sanat âleminden uyanır” Ardından bir beyt mırıldanır: Meâl-i gaflet-i erbab-ı dünya hep nedâmetdir Bu rüya habdan evvel dahî ta’bir olunmuştur. (Dünyaya bağlı olanların gafletlerinin mânası pişmanlıktan ibarettir. Bir rüyaya benzeyen, gafletin ne demek olduğu, neye delalet ettiği, daha biz uykuya yatmadan önce, dünyayı tanımazdan evvel tabir edilmiştir.) Hadis-i Şerif (Nefsim yed-i kudretinde olan Allahü teâlâya yemin ederim ki, Allahü teâlânın mahlûklarına kim merhamet ederse, Allah ona merhamet eder) GÜNÜN SÖZÜ Toprak ol toprak gül bitsin sende, Topraktan başka yok kavuşan güle. Mektubat-ı Rabbâni Cuma günü okunacak dua Peygamberimiz, Cuma günü sabah namazından önce, istigfar edenin, “Estagfirullah el-azîm ellezî lâ ilahe illâ hüvel-hayyel-kayyûme ve etûbü ileyh” diyenin günahlarının af olacağını bildirdi. Ayrıca, Cuma namazından sonra, yedi defa İhlas, Felak ve Nas okuyanı, Allahü teâlânın, bir hafta, kazadan, belâdan, kötü işlerden koruyacağını bildirmiştir.” MANİDAR MANİDAR Çatal kaşık elimde, Besmele var dilimde, Fazla kaşık salladım, Bir sızı var kolumda NEFİSE NİNENİN İFTAR SOFRASI Şimdi meşakkat mi kaldı Eskiden kadınlık daha zordu. Ramazan hazırlıkları aylar evvelden başlar, hoşaf için meyveler kurutulur, tatlı için cevizler kırılır ayıklanırdı. Sonra yufkalar açılır, erişteler yapılırdı. Siniler sahanlar kalaya yollanırdı. Yemek mesele değil de fırın tandır yakılacak. Yüzünüz ise pise bulanacak, sadece gözler ve dişler beyaz... Rahmetli anam kuzineler çıktığında (biz maşinga derdik) ne çok sevinmişti, külle boğuşmaktan kurtulmuştuk, hele şu kolaylığa bak. Demek bir de şu zaman ayarlı fırınları görecek olsa... Çarşı Pazar da çok değişti, artık her şey var. Yufka mı aradın buyur yufka, erişte mi istiyorsun işte erişte. Hani lezzetleri de fena değil. Azıcık fabrikasyon da olsa dert körlüyorlar. O ki söz hazırlardan açıldı bu gün kuskus yapalım. Yanına fasulye ya da barbunya. Bakın ben ikisini birlikte pişiriyorum, hoşuma da gidiyor. Dikkat ederseniz hafif yiyecekleri seçiyoruz ama diyet takılalım derken küçükleri ihmal etmeyelim. Siz yersiniz yemezsiniz ayrı ama çocuklar keşküle bayılıyorlar mesela... Hazır pudingler de olabilir icabında... Sofradan sonra ağzı ve elleri yıkamak çok önemli. Ahir zaman veledlerinin dişleri ansızın çürüyor. Hiç değilse ceplerine birer misvak koyalım, ihtiyaç hissettiklerinde hazır bulsunlar... BİR LEZZET KEŞKÜL (6 kişilik) HAZIRLANIŞI: Bir su bardağı suda pirinci kaynatın ve süt ekleyerek bir taşım kaynattıktan sonra blenderda çektiğiniz fıstık, badem ve Hindistan cevizini pirince katın. Tüm malzemenin hepsini blenderdan tekrar geçirin. Şeker döküp 2-3 dakika daha pişirdikten sonra kaselere pay edin. Üzerini Antep fıstığı ve Hindistan ceviziyle süsleyin. Not: Bademlerin kolay soyulmasını sağlamak için sıcak suda bekletebilirsiniz. Kabuklarını soyup kurutmaya bırakabilirsiniz. MALZEMELER: > 1 kilo süt > 1 çay bardağı kırık pirinç > 250 gram Antep fıstığı > 100 gram badem > 1 çay bardağı Hindistan cevizi tozu > 1.5 su bardağı toz şeker NİÇİN MÜSLÜMAN OLDULAR Salâhaddin Boart(Amerikalı) 1920 senesinde bir dergide okuduğum: “Ancak bir tek Allah vardır” cümlesi, benim üzerimde çok derin bir tesir yaptı. Çünkü Hıristiyanlık dininde, tam üç tane tanrı vardı ve aklımız kabul etmediği halde, buna inanmak zorundaydık. Bu (Ancak bir tek Allah vardır) ibaresi, bu tarihten itibaren aklımdan çıkmaz oldu. Bu kudsî ve ulvî itikat, Müslümanların kalplerinde taşıdıkları, paha biçilmez bir hazinedir. Artık İslâmiyet’e alakam artmıştı. Bir müddet sonra Müslüman olmaya karar vermiştim. Müslüman olduktan sonra, Salâhaddîn ismini aldım. Müslümanlığın en doğru din olduğuna inanıyordum. Zira Müslümanlık, Allahü teâlânın hiç bir şeriki olmadığını ve bir günahın ancak Allah tarafından affedilebileceğini esas olarak kabul etmektedir. İslam dininin en doğru din olduğunu bana gösteren ikinci delil, İslamiyet’ten evvel, tamamen vahşi bir tarzda yaşayan Arapların, İslam dini sayesinde, çok kısa bir zaman içerisinde, dünyanın en medeni devleti haline gelmeleridir. Aşağıda, Müslümanların İspanya’yı nasıl buldukları hakkında Draper’in yazılarını aynen naklediyorum: “O zamanki Avrupalılar tamamıyla barbardı. Hıristiyanlık, onları barbarlıktan kurtaramamıştı. Pislik içinde yaşarlardı. Kafaları, hurafelerle doluydu. Doğru dürüst düşünmek hassasına bile mâlik değildiler. Yedikleri, yabani fasulye, havuç gibi sebzeler, bazı otlar, hatta bazen ağaç kabuklarıydı. Elbise olarak, uzun müddet dayandığı için hayvan postları kullanıyorlar ve bunun için çok pis kokuyorlardı. Müslümanlar, onlara her şeyden önce temizliği öğrettiler. Onlara yemek pişirmesini, yemek yemesini öğrettiler. İspanya’da evler, konaklar, saraylar inşa ettiler. Okullar, hastaneler kurdular. Üniversiteler tesis ettiler. Vahşi Avrupalılar yavaş yavaş medeni olmaya başladılar.” Gönüller Sultanı YUNUS EMRE BÜYÜTMEK İÇİN TIKLAYIN Gönüller Sultanı YUNUS EMRE BÜYÜTMEK İÇİN TIKLAYIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT