BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Allahü teâlânın, mahlûkâtına olan merhameti

Allahü teâlânın, mahlûkâtına olan merhameti

Makâlemizin hemen başında belirtelim ki, Allahü teâlânın, bütün mahlûkâtına, özellikle insanlara olan merhameti, ihsânı, ni’metleri o kadar çoktur ki, bu, ancak “sonsuz” kelimesiyle ifâde edilebilir. Yüce Allah, bütün yaratıkları içinde, insanı en güzel bir kıvâmda kılmış, eşref-i mahlûkât yapmış ve diğer yaratıkları da onun istifâdesine vermiştir. Binâenaleyh dünyadaki bütün hayvanlar, bitkiler ve cansızları; yer altı ve yer üstündeki; denizler, göller, nehirler ve semâvâttaki her şeyi, insan oğlunun emrine ve hizmetine vermiştir. İnsanı, âlemde hâkim duruma getirerek, onu kendisine muhâtab kabûl etmiş ve mükellef yapmıştır.



Makâlemizin hemen başında belirtelim ki, Allahü teâlânın, bütün mahlûkâtına, özellikle insanlara olan merhameti, ihsânı, ni’metleri o kadar çoktur ki, bu, ancak “sonsuz” kelimesiyle ifâde edilebilir. Yüce Allah, bütün yaratıkları içinde, insanı en güzel bir kıvâmda kılmış, eşref-i mahlûkât yapmış ve diğer yaratıkları da onun istifâdesine vermiştir. Binâenaleyh dünyadaki bütün hayvanlar, bitkiler ve cansızları; yer altı ve yer üstündeki; denizler, göller, nehirler ve semâvâttaki her şeyi, insan oğlunun emrine ve hizmetine vermiştir. İnsanı, âlemde hâkim duruma getirerek, onu kendisine muhâtab kabûl etmiş ve mükellef yapmıştır. Kullarının dünyâda rahat, huzûr içinde, kardeşçe yaşamaları, âhirette de sonsuz saâdete, bitmez-tükenmez ni’metlere kavuşmaları için, yapılması lâzım olan iyilikleri ve sakınılması lâzım olan kötülükleri, Peygamberlerine bildirmiş, bunları bildiren birçok “Kitap” (yüz suhuf ve dört büyük kitap) da göndermiştir. Bu kitaplardan yalnız Kur’ân-ı Kerîm bozulmamış, diğerleri maalesef kötü kimseler tarafından değiştirilmiştir. Muhakkak ki Cenâb-ı Hakk’ın kullarına olan ni’metlerinin en büyüğü, “Peygamber”ler ve “Kitap”lar göndererek onlara sırât-ı müstakîmi, doğru yolu, rızâ-i İlâhî’ye ve Cennet’e götüren yolu, ebedî saâdet yolunu göstermesidir. Bütün Peygamberler, hep aynı îmân ve i’tikâd esâslarını bildirmişler, hepsi de insanları ebedî kurtuluşa dâvet etmişlerdir. İster “Ülü’l-azm Peygamber”ler [ ya’nî Hz. Âdem, Hz. Nûh, Hz. İbrâhîm, Hz. Mûsâ, Hz. Îsâ ve Hz. Muhammed (aleyhimüsselâm)], ister “Resûl”ler, isterse “Nebî”ler olsun; Peygamberlik vazifelerini görmekte, Peygamberlik üstünlüklerini taşımakta, hepsi müsâvîdir, eşittir. Fakat Peygamberlerin, birbirleri üzerinde, şerefleri, üstünlükleri vardır. “Ülü’l-azm olan Peygamber”ler, böyle olmayanlardan ve “Resûl”ler de, “Nebî”lerden daha üstündürler. Ümmetlerinin çok olması, gönderildikleri memleketlerin büyük olması, ilim ve ma’rifetlerinin çok yerlere yayılması, mu’cizelerinin daha çok ve devâmlı olması ve kendileri için ayrı kıymetler ve ihsânlar bulunması gibi üstünlükler bakımından, âhir zaman Peygamberi Muhammed aleyhisselâm, bütün Peygamberlerden daha üstündür. Bir insanda bulunabilecek, görünür-görünmez bütün iyilikler, üstünlükler ve güzellikler, dünyâ ve âhiretin Efendisi, insanların ve cinnîlerin Peygamberi olan Resûl-i Ekrem Muhammed aleyhisselâmda toplanmıştır. Bütün kâinâtın ve mahlûkların yaratılmasına sebep olan ve Âdemoğullarının en üstünü, en şereflisi, en kıymetlisi bulunan Muhammed aleyhisselâm, “Habîbullah”tır (Allahü teâlânın en çok sevdiği kimsedir). Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyuruluyor ki: “Biz seni, âlemlere rahmet olarak gönderdik” [Enbiyâ, 107], “Biz seni, bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik” [Sebe’, 28], “O’nun şahsında, Allah’ı ve Âhiret gününü umanlar ve Allah’ı çokça hâtırlayanlar için güzel edeb ve ahlâk nümûneleri vardır” (Ahzâb, 21) âyet-i kerîmesi, Muhammed aleyhisselâmın “üsve-i hasene” [nümûne-i imtisâl=en güzel örnek] olduğunu ne güzel ifâde etmektedir? Sevgili Peygamberimiz Hazret-i Muhammed aleyhisselâm, “Ben, iyi huyları tamâmlamak, yerleştirmek için gönderildim” buyurmuştur. Yüce Rabbimiz meâlen: “Peygamber, mü’minlere cânlarından evlâdır [ileridir, daha yakındır]. O’nun hanımları da onların anneleridir...” [Ahzâb, 6] buyuruyor. Yine Allahü teâlâ, meâlen şöyle buyurmaktadır: “(Ey inananlar!) Andolsun ki, size içinizden, kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız, ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün [üstünüze çokça titreyen], mü’minlere karşı çok şefkatli ve gâyet merhametlidir.” (Tevbe, 128) Ma’lûm olduğu üzere, İslâmın birinci şartı, Allahü teâlâya ve Peygamberine (aleyhisselâm) îmândır. Ya’nî onları sevmek ve sözlerini beğenip kabûl etmektir. İki cihân saâdetine kavuşmak, ancak ve yalnız, dünyâ ve âhiretin Efendisi olan Muhammed aleyhisselâma tâbi olmaya bağlıdır. Ona tâbi olmak demek, îmân etmek ve onun getirdiği ahkâm-ı İslâmiyyeyi öğrenmek ve yapmak demektir. Şüphe yok ki, O’nun getirdiği ahkâm-ı İslâmiyyenin başında mukaddes kitâbımız Kur’ân-ı kerîm gelmektedir. Kur’ân-ı kerîm, O’na verilen mu’cizelerin en büyüğüdür.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT