BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Mahalleli aileydi

Mahalleli aileydi

Eskiden mahalleden olmak aileden olmak gibiydi. Hastalara ilaçları, öğrencilere kitapları, gelinlik kızlara çeyizleri yetiştirilir, yardım edenin adı dahi bilinmezdi



Eskiden mahalleden olmak aileden olmak gibiydi. Hastalara ilaçları, öğrencilere kitapları, gelinlik kızlara çeyizleri yetiştirilir, yardım edenin adı dahi bilinmezdi > Tolga Uslubaş tolga.uslubas@tg.com.tr Eskiden mahalleli olmak vardı, sanki aileden olmak gibi... Öyle ki mahkemede öncelikle kişinin hangi mahalleden olduğu sorulurdu. Mahalledeki her fert birbirine kefildi. Burada meydana gelen öldürme, yaralama gibi olaylarda, olayın faili bulunamadığı takdirde, bütün mahalleli mesul tutulur ve mağdur tarafa ödenmesi gereken diyet (kan parası) sakinlere paylaştırılırdı. Hatta Yavuz Sultan Selim zamanında çıkan kanunnameye göre, meydana gelen hırsızlık olaylarından ve zararın ödettirilmesinden mahalle halkı mesuldü. Bir asayişsizlik olmaması için herkesin dikkat ve gayret göstermesi temin edilerek oto kontrol sağlanmıştı. Böylelikle fail-i meçhul olaylarda halkın suçluyu saklamasının ve örtbas etmesinin önüne geçilmişti. DAYANIŞMA BÖYLE OLUR Osmanlı döneminde şimdiki gibi yüzlerce hayır cemiyeti, yüzlerce sosyal dernek yoktu. O zamanlar “Mahalle teşkilâtı” vardı İstanbul’da... Bu mahalle teşkilatları, nesillerden nesillere sessiz akan billûr bir nehir gibi hizmetlerine devam ederdi. Bizim o kutsal diyebileceğimiz mahalle teşkilâtlarının öyle resmi görevliler yoktu. Yardım edenle, yardım edilenin adları, sanları, boy boy resimleri teşhir edilmezdi. Yalnız ramazanda, bayramlarda değil, her zaman ana evlerinin gözü, yavru evlerin üstünde olurdu. Hastalara ilaçları, öğrencilere kitapları defterleri, gelinlik kızlara çeyizleri derhal el altından yetiştirilir, el birliği ile yeni evlere her şeyi tamam, mükemmel bir evceğiz hazırlanıverirdi. Küçük evlerin bayramlıkları da, ramazan ayı içinde büyük evlerde hazırlanır, gizlice bohça bohça yavru evlere gönderilirdi. ASAYİŞ BERKEMÂL Mahalle denince akla imam ve bekçi gelirdi ki bu ikisi o bölgenin dirlik ve düzeninden sorumluydu. İmam, burada cereyan eden öldürme, yaralama, hırsızlık gibi inzibatî olayların yanında, zina, fuhuş, taciz, sarkıntılık gibi gayr-i ahlâkiliği de takip edip güvenlik kuvvetlerine bildirirdi. Bekçi baba veya nam-ı diğer mahalle bekçisi ise çarşı ve mahallenin güvenliğini sağlarken onların işlerine de yardımcı olurlardı. Bu hizmetler; düğünler, cenazeler, hacı ve asker karşılama ve uğurlamaları, yangın ihbarları, evlerin ufak tefek işlerinin görülmesi gibi işlerdi. Yazıya geçmemiş bir kanundur ki; bekçi babanın uzun sopasıyla dürtülmüş bir kişi haysiyetini kaybeder ve birkaç ay mahallelinin yüzüne bakamazdı. Hadis-i Şerif (Salihler düşünüldüğü zaman, Allahü teâlâ merhamet eder!..) KEFİLSİZ GİRİŞ YOK Mahallede ikamet edenler komşularını gayri ahlâkî davranışlarından dolayı uyarabilir veya mahalleden ihraç edebilirlerdi. Mahalleye yeni katılmak isteyen, mahallelinin kefaleti olmadan oraya yerleşemezdi. Osmanlı mahallesinde yaşayan kişiler için kefalet müessesesi hayati derecede önemliydi. Mahallede kefilsiz bir şahsın ikametine izin verilmediği gibi, herhangi bir şahıs hakkında şu veya bu sebeple bir soruşturma açıldığında ilk müracaat mercii, mahallede birlikte yaşadığı insanlardı. Mahalle halkının herhangi bir şahıs hakkındaki görüşü hâkim-ü örf tarafından dikkate alınmakta ve hakkında verilecek hükümde bu görüş önemli rol oynamaktaydı. ESKİ RAMAZANLAR İnsan suretinde gelen rızık! > M.Kurtbay Önür kurtbay.onur@tg.com.tr Eshâb-ı kiramdan, misafirperver bir zat vardı. Hanımı ise her gün kocasının yanında birkaç misafirle gelmesine biraz içerlerdi: Kocası durumu Resûlullah’a “sallallahü aleyhi ve sellem”, arz edelim deyince hanımı kabul etti. Sâliha Hanım: Ya Resûlallah “sallallahü aleyhi ve sellem”, Kocam her akşam eve birkaç misafir getiriyor, böylece kocamın kazandıkları hep misafirlere gidiyor. Bir gün hastalanıverse, çoluk çocuk sıkıntıya düşmekten korkarım der. Peygamber Efendimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”, durumu bir de sâhâbiden dinlerler. Sahâbe-i Kirâm: “Ben misafirsiz edemem! Soframda misafir olması, bana neş’e ve bereket veriyor” der. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”, sahabenin hanımına, bundan sonra fazla değil, bir misafire razı olup olmadığını sordular; Hanım sahâbe Peygamber Efendimizin “sallallahü aleyhi ve sellem”, hatırına kabul eder. Fakat o akşam üzeri beyinin, yine eve iki misafirle geldiğini gördü. Ve bu duruma sinirlenmişti, içi rahat değildi. Yemek hazırlamak için mutfağa girdi, üç kişilik yemek hazırlayıp tepsiyi kocasına verdi. Biraz sonra da, misafirlerden birinin çıkıp gittiğini gördü. Hazırlanan yemeklerden biri yenmemişti. Sâliha Hanım: “Misafirin biri niçin yemek yemeden çıkıp gitti?” diye sorar. Sahâbe, ikinci misafirin farkında değildir. “Sen hangi misafirden bahsediyorsun. Ben bir misafirle geldim, o da içerde işte” diye cevap verdi. Hanımı çok iyi görmüştü. Misafirin birisi yemek yemeden çıkmıştı. Bu durumun içinden çıkamayınca, hemen Peygamber Efendimizin “sallallahü aleyhi ve sellem”, huzurlarına çıkıp durumu arz ederler. Onları dinleyen Peygamber Efendimizin “sallallahü aleyhi ve sellem”, şöyle buyurdular: -Evet! Eve iki misafir gelmişti. Fakat bunlardan birisi hakiki insan değil, insan sûretine giren rızıktı. Allahü teala hanımına hakikati göstermek için rızkı insan kılığına sokmuştu. Hanımın ise, yine misafirler için bir miktar rızkı gözden çıkarıp hazırladı, ama o rızık, eksilmedi. HER GÜN BİR DUA > Allahü telaya hamd, Resulüne salevat “Sübhânallahi ve bi-hamdihi sübhânallahil-azîm. (Yüce olan Allahü tealayı noksan sıfatlardan tenzih ve ona hamd ederim.) (sabah-akşam yüzer kere). “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil’aliyyil’azîm” (Her türlü hareket ve kuvvet, ancak yüce ve büyük olan Allah’ın sayesindedir.] (500 defa) “Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âl-i seyyidinâ Muhammed” [Allahım, Muhammed aleyhisselama ve soyuna salât eyle.] (sabah-akşam yüzer kere). Bunları okuyanın, günahları affolur, şefaate nail olur. MANİDAR MANİDAR Günâhın olsa yığın, Yine de ona sığın. Gazabından fazladır, Rahmeti Allahın Gökyüzünün melekleri Devran eder felekleri Bu ayda ikram edenin Zayi olmaz emekleri GÜNÜN SÖZÜ Ey hâce! Tutuldu nefesin kabre de girdin Bu âleme sığmam der idin, şimdi ne dersin? >SAMİ NEFİSE NİNENİN İFTAR SOFRASI DERİN BİR YAZI Derin dondurucular Bazı evlerde derin dondurucular var. Bunlar faydalı aletler ama bazen gereksiz kullanılıyor. Hadi taze fasulye bezelye içi saklayanı anlarım da patlıcan kızartıp şoklamayı aklım almıyor. Malum patlıcan sünger gibidir ve kaşık kaşık yağ emer, bunu bir de aylarca bekletirseniz... Ne bileyim yaa! Tamam kurban etini derin dondurucuda saklayabilirsiniz ama kasaptan et alıp donduranı anlayamıyorum inan. Eti taze taze alıp kullanmak varken, bu zahmet niye acaba? Peyniri ve tereyağını ölçülü alırsanız iyi edersiniz. Buz dolabı kokusu sinince nefaseti kaçıyor. Her mevsim kendi sebzeleri ile güzel. Olmadı kuru bakliyat ne güne duruyor? Gelin bu gün şöyle kaynadıkça irileşen bir nohuttan güzel bir yemek yapalım, yanında tereyağlı pilav. Tamam soğan da gider ama teravihe gelenlerin hatırına vazgeçelim olmaz mı? Tatlı olarak yassı kadayıf. Azıcık kaymak da yakışır. Bizim zamanımızda tek pirinç tanesi bile atılmaz, kırıntılar mutlaka kuşlara verilirdi. Öyle ekmeğe ağız, bıçak silmek nerede? Öpülüp başa konulur; israf edenler uyarılırlardı. Zikir vardı, şükür vardı, bereket vardı... Amele bile evine giderken iri bir koyun budunu sırtına vururdu. Parasının hayrını görürdü açıkça... BİR LEZZET ETLİ NOHUT > MALZEMELER: * 2 su bardağı nohut * 1 baş soğan * Çeyrek su bardağı sıvı yağ * 2 çorba kaşığı salça * 1 tavuk göğsü * 1 silme tatlı kaşığı tuz * 1 litreye yakın su HAZIRLANIŞI: Nohutlar bir gece önceden 1 litre suda bekletilir. Düdüklü tencerede nohutlar bekleme suyu ile birlikte, gerekiyorsa biraz daha su eklenerek haşlanır. Başka bir tencerede rendelenmiş soğan ve küçük küçük kesilmiş tavuk etleri yağda kavrulur. Haşlanmış nohut ve diğer malzemeler konulur. Yemeğe, 1 su bardağı su ve yarım ya da 1 bardak haşlama suyundan konulur. Karıştırılarak az pişirilir. Not: Aslında bu yemek kuzu eti ile güzel olur; 250 gr. kadar kuzu eti ile de yapabilirsiniz. Ayrıca önemli bir noktaya değinelim; bazı kişiler nohut yemeğini, gaz yapması sebebiyle yemezler. Gaz yapan nohudun zarıdır. Haşlanmış nohutların zarını çıkarıp yemeğini yaparsanız böyle bir probleminiz olmaz. NİÇİN MÜSLÜMAN OLDULAR Lady Zeyneb Evelyn Combold İNGİLİZ Benim niçin Müslüman olduğum benden mütemadiyen sorulur. Ben meşhur bir ailenin kızıyım ve eşim de tanınmış bir kimsedir. Bana, sanki her zaman Müslüman’mışım gibi geliyor. Bu da, hiç acayip bir şey değildir. Zira Müslümanlık, tabii ve hak bir dindir. Her çocuk, Müslüman olarak doğar. Kendi başına terk edilirse, Müslümanlıktan başka bir din seçmez. Avrupalı bir muharririn dediği gibi, (Müslümanlık, akl-ı selim sahiplerinin dinidir). Bütün dinleri birbiri ile mukayese edecek olursanız, bunların en mükemmeli, en tabii, en mantıki olanının, İslamiyet olduğunu derhal görürsünüz. Müslümanlık sayesinde, dünyanın birçok müşkül meseleleri kolayca hal olur ve insan sulh ve sükûnete kavuşur. Onların nazarında Mûsa, İsa ve Muhammed Mustafa “salevatullahi teala aleyhim ecma’in”, bizim gibi insanlardır. Allahü teala, onları, insanlara doğru yolu göstermek için, Peygamber olarak seçmiştir. Tövbe etmek, af dilemek, dua etmek için, Allahü teala ile kul arasında hiç kimse yoktur. “İslam” kelimesi, hem Allahü tealaya teslim olmak, hem de Muhammed aleyhisselama iman etmek manasına gelir. İslamiyet iki esas hakikat üzerine kurulmuştur: 1)Allahü tealanın birliği ve Muhammed aleyhisselamın O’nun gönderdiği son Peygamberi olduğu. 2)İnsanların bütün hurafelerden, asılsız dogmalardan, tamamen halas olması. İslamiyet’in esas şartlarından biri olan Haccın insanlar üzerindeki tesiri çok büyüktür. Dünyanın dört köşesinden gelen yüz binlerce Müslümanın, hiç bir sınıf, ırk, memleket, renk ve rütbe farkı olmadan, yalnız bir ihram ile örtünerek, Allahü tealanın huzurunda birlikte secdeye kapanması kadar ulvi bir ibadet tarzı, hangi dinde vardır? Hac, aynı zamanda dünyadaki bütün Müslümanları birbiri ile tanıştırmaya, birbirlerinin dertlerini öğrenmeye, birbirlerine kazandıkları tecrübeleri öğretmeye yaramaktadır. Haccı bir kere görmek, Müslümanlığın büyüklüğünü ispat etmek için kafidir. İşte Müslümanlık budur ve ben de bu büyük dine katılmış olmanın neşe ve sürûru içindeyim. Osmanlı Devleti'nin mimarı ŞEYH EDEBALİ Hazretleri BÜYÜTMEK İÇİN TIKLAYIN Osmanlı Devleti'nin mimarı ŞEYH EDEBALİ Hazretleri BÜYÜTMEK İÇİN TIKLAYIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT