BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > NAMAZA BİLE İZİN YOKTU

NAMAZA BİLE İZİN YOKTU

Vincent dört gün sonra ilk defa “Selamün aleyküm”diyor. Müslüman olmamasına rağmen jest yapıyor



YASAK ÜLKE RUANDA BÖLÜM -3- Osman SAĞIRLI osman.sagirli@tg.com.tr “Huwelik” adı verilen düğün törenlerinde, yerel danslar eşliğinde gelinin bütün çeyizi sergileniyor. Güç şartlarda hayatını sürdüren Müslümanlar, Türkiye gibi ülkelerden gelen yardımlarla ayakta duruyor. Nasılsın beyaz adam? Umakuru mzungu? Vincent dört gün sonra ilk defa “Selamün aleyküm”diyor. Müslüman olmamasına rağmen jest yapıyor Muz, yoğurt ve domatesle geçiştirdiğimiz sahur yemeğinin ardından otelimizin hemen yanındaki barakalardan birinden ezan sesi yükseliyor. Civarda cami var gerçi ama!... Garibim üstüne vazife edinmiş, vakit girdi mi elini kulağına atıyor. Sanırım orta yaşlı, titreyen sesi havanın ne kadar soğuk olduğuna dair ipuçları veriyor. Günün ilk ışıklarıyla birlikte de Burundi sınırındaki Gitarama’ya doğru yola çıkıyoruz. Amacımız Ruandalı Müslümanlarla birlikte hem Cuma namazını eda etmek hem de sınıra yakın bölgelerde yaşayan ve ekonomik olarak oldukça zor durumda olan din kardeşlerimizle iftar yapıp ihtiyaçlarını yerinde tesbit etmek. Şoförümüz Vincent dört günün ardından sabah Selamün aleyküm diyerek karşılıyor. Müslüman olmamasına rağmen bize jest yapıyor. Biz de Umakuru (Nasılsın) diyerek mukabele ediyoruz kendisine. Nmeyza’nın “iyiyim” demek olduğunu biliyorum o kadar. Amcam kendi lisanında devam ediyor! ÇALIŞTIRACAK MAHKÛM LAZIM Yaklaşık 300 kilometrelik bir yolumuz var, nereden baksan 5 saat. Yol boyu görünen görünmeyen yerlerde polisler bekliyor. Bu sebeple kesinlikle 70 kilometreyi geçmiyorlar. İHH İnsani Yardım Vakfı son üç yıldır bölgedeki camilere ve Müslümanlara ait okullara maddi manevi destek veriyor. Bugün İHH’nın proje dosyası ve ihtiyaç listesi bir hayli kabaracak. Murat sürekli geçilen yerlerle ilgili notlar alıyor, Yusuf Ahmed ve Abdülkerim’e sorular soruyor. Yol boyunca asker nezaretinde çalıştırılan ya da eşya taşıttırılan turuncu elbiseli mahkumlarla karşılaşıyoruz. Abdülkerim, hükümetin mahkum çalıştırma işini Çinlilerden öğrendiğini söylüyor. Bölgede 20 yıldır altyapı hizmetlerini yürüten Çinlilerin kendi ülkelerindeki mahkumları bölgeye taşıdığını, binlerce mahkumun Ruanda’da çalıştırıldığını aktarıyor. Adamlar uyanık, bizimkiler gibi cezaevinde beslemiyor. Abdülkerim bu sistemin çok işe yaradığını anlatıyor, “Şimdi siz gece yarısı ellerinizde deste deste dolarla hiç korkmadan dolaşabilirsiniz. Hatta parayı düşürseniz dahi kimse almaz. Onu size teslim ederler. Çünkü burada kimse cezaevlerine düşmek istemez. Şartlar gerçekten çok kötü” diyor. FOTOĞRAF HAKARET SAYILIR Ruhengo’da halkın “Huwelik” adını verdiği bir düğün töreninin ortasında buluyoruz kendimizi. Aracımız duruyor, her zaman olduğu gibi izin istiyoruz. Abdulkerim giderken “bu defa işimiz zor” diye söyleniyor. Zira burada fotoğraf çekmek başlıbaşına mesele. Afrika halkının yerel inancına göre bir kişinin fotoğrafını çekersen onun bir anını çalmış oluyorsun. Fotoğrafı çekilen insanın izni yoksa, kendini senin kontrolüne girmiş sayıyor. Yani ciddi anlamda bir hakaret mevzubahis. Neyse Abdülkerim İzin almayı başarıyor, ancak sadece 5 dakikalığına... Düğün yerinde gelin damat ve sağdıçlar halkın tam ortasına oturmuşlar. Yatak, yorgan döşek, kap kaçak ortaya serilmiş. Yani çeyiz namına ne varsa... Ve tam tamlar tabii... Ritmi bırak kapı gıcırtısı ile oynuyorlar. Abi burası Afrika... Gösteri bıçaklar, oklar ve zillerle renkleniyor, gelinle damadın karşısında sahne alıyorlar. Guma Guma gumaaa diye uzayıp giden ve kimi zaman tizleşen, kimi zamanda baslayan seslerle kendilerinden geçiyorlar. Mzungu Murat gelin ve damada para takıyor. “Biz Türkiye’den geliyoruz. Biz de adettir, düğün gördü mü katılır hediye veririz” diyor. Nasıl hisleniyorlar anlatamam. Alkışlar, çığlıklar, feryatlar.... Türkiye neresi diye soranların ve hatıra fotoğraf çektirmek isteyenlerin elinden kurtulmamız yarım saati buluyor. EZAN OKUMAK YASAKTI Gikongoro bölgesinden geçiyoruz. Yolda bizim Anadolu insanı gibi başlarını beyaz yazmalarla bağlamış kadınlar... Müftülük Genel Sekreteri Yusuf Ahmed bölgede Müslümanların çoğunlukta olduğundan söz ediyor, özellikle Cuma günleri Âzehir’de cami olmadığı için erkeklerin yakın bölgelerdeki camilere vasıl olabilmek için saatlerce yol yürüdüğünü söylüyor. Ve akşamı geçireceğimiz Mugondomuri şehrine varıyoruz. İftarın yapılacağı Nyenza’dayız. Dünyanın en iyi çay ve kahvesinin yetiştiği bölgede 1948 yılında Mugondomuri Camii yapılmış. Caminin bulunduğu mahallede 4 bin Müslüman yaşıyor. İHH’DAN İFTAR Bizi karşılayan İmam Azeyh Kebritu Osman buradaki Müslümanların 1940 yılında yaşadıkları bölgelerde ezan okudukları için Belçikalılar tarafından sürgün edildiklerini anlatıyor. İftar öncesi İHH’nın hazırladığı yardım paketleri ihtiyaç sahiplerine dağıtılıyor. Çocuklara sivrisinekten korunmaları için cibinlik veriliyor. Kızlardan oluşan Nyenza ilahi grubu ilahiler okuyor. İHH’dan Murat Uyar, Türkiye’deki Müslümanların selamlarını iletiyor ve “her zaman yardıma hazırız” diyor. Vakit yaklaşınca hareketlenme başlıyor. Ruanda Müftüsü Salih Bey de dahil olmak üzere herkes orada. Caminin hemen önündeki alanda sergiler açılıyor. Kadınlar çocuklar ayrı ayrı oturuyor, erkekler camiye giriyor. Vakit tamam. Bilal ezan okuyor. Pilav, muz kızarması ve etten oluşan iftar menüsü öncelikle bizlere sunuluyor. Kadınlar, çocuklar başlasın teklifimize karşı çıkıyor “Siz başlamadan ağzımıza lokma koymayız” diyerek ısrar ediyorlar. Gel de bu kadar garibanın içinde yapabilirsen iftar yap. Bir iki bir şey atıştırıp yer sofralarının arasına giriyorum. Ortalık zifiri karanlık, Ruandalıları bu karanlıkta ara ki bulasın. Bir iki flaş patlatıp yer tesbiti yapıyorum, karanlıkta zenci resmi çekmek ne kadar zor anlatamam. Ruandalı Müslümanlar, İHH’nın kurduğu iftar sofrasından ilk defa doyarak kalkıyor. Ruanda’da bunları arama * 1994 yılına kadar bayan terzi yoktu şimdi var. * Ülkede tren yok * Peynir, zeytin, üzüm, elma, kavun, karpuz, portakal bilinmiyor. * Çamaşır makinası, buzdolabı yok elektrik süpürgesi yok. * Zaten elektrik yok, olanı da halkı aşar. * Şebeke suyu maalesef yok * Ekmek yok (çapati denilen yağlı yufka da 2 dolar ) * Ama polise yok yok. Maaşları 300 ile 2000 dolar arasında değişiyor. (Diğer memurların maaşı 50 dolar civarında) Hal böyle olunca da bir polis yanında şoför, temizlikçi, aşçı, bakıcı çalıştırabiliyor. ÇUVAL MAHKUMU! Ruanda’da mahkûm olmak zor... Zira “girer yatar çıkarım” diye düşünenler, ülkenin altyapısını elleriyle kazacağını ya da asker nezaretinde hamallık yapacağını cezaevinde öğreniyor... Her şey verboD Kavga yapmak verbod, korna çalmak verbod, silah taşımak verbod, çocuk dövmek verbod, sünnet olmamak verbod, talebelere saç uzatmak verbod, poşet kullanmak verbod, sokağı kirletmek verbod. Hele hele “Hutu musun Tutsi misin” diye sormak verbod kere verbod! Peki verbod ne? Anladınız sanırım “Yasak!” * Her ayın son cumartesi günü öğleye kadar temizlik yapılacak. Herkes evini sokaklarını eşyalarını temizleyecek. Temizlemeyene hapis. Hem 6 aya kadar. * Çocukları dövmek yasak, çocuk ihbar ederse ya da bir gören olursa ebeveyne ağır cezalar var. * Poşet sağlığa zararlı olduğu için kullanmak yasak. Onun yerine kese kağıdı kullanılıyor. * Rüşvet yasak. Rüşveti veren yabancı ise önce hapis, sonra sınırdışı, yerli ise ağırlaştırılmış müebbet hapis. * Soykırım sırasında sürekli korna çalındığı için araçlarda hayati bir durum olmadığı sürece korna çalmak yasak. * Polisler de dahil olmak üzere ülkede silah taşımak yasak * Zina kesinlikle yasak, yakalanan 6 ay yatar. * 3’ten fazla çocuk sahibi olmak yasak. (Her ailede ortalama 5 çocuk var o başka) * Kız erkek liseden sonra iki ay askerlik yapmak zorunda. Tabii üniversiteye gitmek istiyorsa.. * Kavga etmek yasak, itişmek kakışmak yasak. * Hangi dine mensup olursa olsun sünnet olmamak yasak * Saç uzatmak (kız ve erkek talebelere) yasak * Yeni ibadethane açmak yasak * “Hutu musun Tutsi misin” diye sormak çok çoook büyük yasak. ÇİLE KADINLARI!.. Ruanda kadınları arazi aracı gibi... Sırtlarında çocuk, başlarında sepet, ellerinde çanta.... Kilolarca yükü taşırken cambazlara taş çıkarıyorlar. Burada kadınların boyun fıtığı olması lazım. Ama adını bile bilmiyorlar.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT