BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Osmanlı’nın yardım eli her yere yetişir

Osmanlı’nın yardım eli her yere yetişir

ABD’deki yangın mağdurlarına para yardımı yapan, Hindistan’da kıtlık çeken halk için yiyecek gönderen Osmanlı, İspanya ve Portekiz’den kovulan Musevilere de kucak açtı



> Tolga Uslubaş tolga.uslubas@tg.com.tr ABD’deki yangın mağdurlarına para yardımı yapan, Hindistan’da kıtlık çeken halk için yiyecek gönderen Osmanlı, İspanya ve Portekiz’den kovulan Musevilere de kucak açtı Hristiyanlığı kabul etmek istemeyen milyonlarca Yahudi Orta Çağ Avrupa’sında Engizisyon mahkemelerinde yargılanarak ateşe atılmıştı. Bu yüzden 800 bin Yahudi bir vatan uğruna yollara döküldü. Bu Yahudilerin bugün bir kısmı 2. Bayezid zamanında Osmanlıya sığınarak canlarını kurtardı. Yahudilerin dışında Bulgarlar, Macarlar, Rumlar, Sırplar, Arnavutlar, Boşnaklar ve daha birçok millet din ve kültürlerini uzun yıllar rahatça yaşadı. Osmanlı’nın benimsediği “hoşgörü” anlayışı devlet topraklarını yurt arayanların vatanı haline getirmiş, bu yolla dünyanın pek çok ülkesinde toplu ve münferit ilticalar vuku bulmuştu. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü’nün çıkardığı “Gökkubbe Altında Birlikte Yaşamak” adlı kitapta Osmanlı’nın hoşgörüsüne dair ilginç belgeler yer alıyor. Kitapta, Fatih Sultan Mehmet’in 1457 tarihli “Kudüs ve Bosna ruhbanlarının dini hayatlarını serbestçe sürdürebilmeleri” hakkındaki fermanı, Bulgaristan, Bosna ve Kosova gibi bölgelerde kilise yapılması üzerine bölge halkınca padişaha yazılan teşekkür mektuplarının yanı sıra, Roma’da yapılacak “Maruni Okulu” için Osmanlı Devleti’nce yapılan 10 bin Franklık para yardımı hakkındaki belge dikkat çekiyor. ABD’YE PARA YARDIMI Kitapta, 1894 tarihindeki orman yangınında mağdur olan Amerikalılara 300 lira yardım yapılması, 2. Abdülhamit Han’ın 1895’te maddi sıkıntı içinde bulunan Ermeni Katolik Patrikhanesi’ne para tahsisi, yine 2. Abdülhamid Hanın 1900 yılında Hindistan’da kıtlık çeken halk için Bağdat ve Basra’dan zahire satın alarak göndermesi, Abdülaziz Hanın, Sivas’tan Rusya’ya göç eden 30 kadar Rum ailenin tekrar Osmanlı devletine dönmek istemeleri üzerine yol masraflarının karşılanması için verdiği emir ve 3. Selim Hanın İstanbul’da yaşayan Ermeni ve Rumlardan evlilikleri sırasında vergi alınmamasını istediği yazılar dikkat çekiyor. Abdülmecid Hanın 30 Mart 1847 tarihli fermanında Hıristiyanların rahatça ibadet edebilmesi için yortu gününe rastlayan pazarın başka günlere alınması için verdiği emir. ERMENİLERİN PİŞMANLIĞI Kitapta, İrlanda’da ihtiyaç sahiplerine Osmanlı Hükümetince yapılan yardımdan dolayı İngiltere Elçiliği’nin teşekkür yazısının yanı sıra, “Sırbistan parlamentosundan olup iltica eden 8 kişiye, bugünkü değeriyle yaklaşık 10 bin lira maaş bağlanması”na ilişkin yazı da bulunuyor. Belgeler arasında; İspanya ve Portekiz’den kovulup Osmanlı Devleti’ne iltica edip Edirne’ye yerleştirilen Musevilerin teşekkür yazıları da yer alıyor. Hoşgörüye dair yüzlerce belgenin yer aldığı kitapta; Ermeni komitelerinin reislerinden olup pişman olanların Ermenice iltica mektupları ve tercümeleri, Yunanistan milletvekillerinden olup iltica eden Hermoni’ye maaş tahsisi hakkında irade, Rus ordusu tarafından mağlup edilen Osmanlı topraklarına sığınan İsveç (Demirbaş Şarl) kralına gereken yardımların yapılmasına dair padişah fermanı ve Bosna’da inşasına izin verilen kiliseden dolayı halkın teşekkür mektubu öne çıkıyor. Hadis-i Şerif Akıllı kimse ölmeden önce, hesabını gören, ölümden sonra kendisine yarayacak şeyleri yapandır! GÜNÜN SÖZÜ Başkasını düzeltmek istiyorsan, önce kendini düzelt! Ömer bin Hattab radıyallahü anh ESKİ RAMAZANLAR İnsanlar arasına karışma! > M.Kurtbay Önür kurtbay.onur@tg.com.tr Behlül-i Dâna hazretleri Bağdât sokaklarında ilm ve irfan yaymak için uğraşırken, ağabeyi Halife Harun Reşid’in adamları yine saraya davet eder. Saraya giden Behlül Dâna hazretlerini ağabeyi Harun Reşid ayakta karşılar ve kıymetli bir hırka hediye etmek istediğini söyler. Harun Reşid: Efendim, şu paha biçilmez hırkayı giyiniz. Hediyemdir. Behlül Dâna: Ben ancak pamuklu hırka giyebilirim. Harun Reşid: Neden?.. Behlül Dâna: Hatırlarsan muhterem babamızın, nasîhati ve vasiyeti şu idi: “Oğlum! Toprak üstünde yat. Lâkin bir döşek için kimsenin önünde eğilme, pamuk hırka ile yetin!” derdi. Harun Reşid: Bilirim. Behlül Dâna: O zaman şunu da bil ki! Toprak, günahlardan başka her şeyi örter! Harun Reşid: Behlül! Sana sarayımda bir oda ve hizmetçiler vereyim. Yanımda bulun. Nasihat et. Bu eski elbiselerden de kurtul. İnsanlar arasına karış. Behlül Dâna: Bana bir müsaade et de birilerine danışayım. Harun Reşid: Kime danışacaksın, ağabeyinden başka kimsen yok ki? Behlül Dâna hazretleri sessizce oradan ayrıldı. Harun Reşid arkasından sarayın muhafızlarını salıp danışacağı yeri gizlice öğrenmek istedi. Behlül Dâna hazretleri şehrin dışına çıkarak, bütün çöplerin toplandığı mezbeleliğe gitti. Elini kolunu sallayarak, çöplerle konuştu. Başını eğip bir şeyler dinlermiş gibi yaptı. Daha sonra oradan ayrıldı. Saraya yöneldi. Sultanın adamları ondan önce saraya dönüp hâdiseyi tamamiyle halîfeye bildirdi. Behlül huzûra girince, Hârûn Reşîd: Danıştınız mı ey benim güzel kardeşim! Behlül Dâna: Danıştım! Velâkin, insanlar arasına karışmam mümkün değil. Harun Reşid: Çöplere, necasete danışmışsın, haberimiz yok zannettin. Behlül Dâna: Elbette, dünyadan haberin var. Çöpe, necasete danıştım. Şöyle cevap verdiler; “Ey Behlül! Biz de vaktiyle güzel ve nefis giyecek ve yiyecekler idik. Bütün güzellikler bizde idi. Sevgi ve itibarımız çoktu. Ne zaman ki insanlar arasına karıştık. İşte bu hâle geldik. Çöpe atıldık. Sen de sakın insanlar arasına karışma!” Yatarken Yatağına abdestli olarak E’ûzü ve besmele okuyarak girilir. Sağ yan üzerine kıbleye karşı yatılır. Sağ avuç sağ yanağının altına konulur. E’ûzü besmele ile bir Âyet-el kürsî, üç İhlâs, bir Felak, bir Nas ve bir Fâtiha okunur. Sonra, üç defa estagfirullah... denir ve on kere La havle ve la kuvvete illa billah... (Kelime-i temcîd) okuyarak uyunur. MANİDAR MANİDAR Herkes sabırla bekler, Zayi olmaz emekler İftara geliyoruz. Hazırlansın yemekler. Hoşafın suyu boldur, Bir kepçe daha doldur, Sahurda köfte varmış, Ne olur erken kaldır. NEFİSE NİNENİN İFTAR SOFRASI Keşkek, pilav, kabak Bizim dinimiz çok güzel be... Resulullaha tabi olmak için gün ortasında uyuyorsunuz sevap. Yata yata dereceniz artıyor. Aynı şekilde pilav yerken, bunu Efendimiz severdi diyen ve salevat getiren ecrine kavuşuyor. Server-i alem (sallallahü aleyhi ve sellem), “Sirke, ne güzel yiyecektir” buyurmuşlar. Mübarek ilaç gibi, ağırlıkları eritiyor. Fahr-i kainatın severek yedikleri ve methettikleri yemeklerden biride keşkek... Ona keşkek (herîse) pişirmesini, bizzat Cebrâîl aleyhisselâm öğretmiş. Keşkek için odun ateşi üzerine kazan kurup hususi tokmaklarla dövmenin tadı başka ama şehir yerinde bu çok zor. Olsun maksat sünneti seniyyeyi yerine getirmek değil mi tahta kaşıkla da boğuşabilirsiniz pekala... Yok onu da göze alamıyorsanız buğdağı ve eti düdüklü tencerede kaynatıp mikserleyebilirsiniz icabında... Efendimizin sevdiği taamlardan biri de kabak tatlısı. Çocukluğumda “aşşabaççede” kucağa sığmayan balkabakları yetişir at arabası ile evin önüne getirilirdi. Komşulara dağıtır, dağıtır bitiremezdik. Balkabağını bir gün böyle kiloyla alacağımız aklımıza mı gelirdi? Bakın kabağın iyisini gövdesinden değil sapından anlayacaksınız. Sapı odun gibi kuru ve sert olmalı iğne batmamalı. Eğer tereddüt ettiyseniz kesebilirsiniz. İçi kırmızıya döndüyse tamam, bunlar hem liflenmez hem kestane lezzeti verir. Pişerken sulanmaz, ağzı sarar. Şimdi pazarcılar ham kabakları kesiyor dilimliyor ve poşetleyip satıyorlar. Bunlar göze hoş görünüyor çünkü kimse poşetin renginin kırmızı olduğunu düşünmüyor. Bizimki de laf işte muhabbete daldık, bu mevsimde kabak nereden bulunur di mi ama? BİR LEZZET KEŞKEK (İç Anadolu) HAZIRLANIŞI: Buğday akşamdan ayıklanır, yıkanır. Üzerini 2 parmak geçecek kadar suyla doldurulur. Ertesi günü su dökülür. Üzerine 10 su bardağı su konur ve kısık ateşe yerleştirilir. Buğdaylar açılana kadar tencereye yapışmaması için ara sıra kontrol edilir. Diğer tencerede yarım daire şeklinde doğranmış soğan yağda pembeleştirilir. Üzerine iri doğranmış tavuk eti atılır. 5 dakika çevirdikten sonra 1 su bardağı sıcak su eklenir, 20 dakika kadar kaynatılır. Açılmaya başlayan buğdayların üzerine hazırlanan tavuklu karışım eklenir. Bu andan itibaren bir çırpıcı yardımıyla sık aralıklarla karıştırılır. Bu işlem kısık ateşte yaklaşık 1,5 saat sürer. Servis yapılacağı sırada üzerine yakılmış yağlı biber gezdirilir. MALZEMELER: > 2 su bardağı aşurelik buğday > 1 adet kuru soğan > 1 adet tavuk göğsü > 6 çorba kaşığı sıvıyağ > 1 tatlı kaşığı tuz ÜZERİ İÇİN: > 1 tatlı kaşığı pul biber > 1 çorba kaşığı tereyağı NİÇİN MÜSLÜMAN OLDULAR DAVIS (İNGİLİZ) 1931 senesinde doğdum ve 6 yaşında ilk mektebe gitmeye başladım. Ailem beni Katolik terbiyesi ile yetiştirdi. Sonradan, Anglikan kilisesine bağlandım. En sonunda, Anglo-katolik oldum. Hıristiyanlık, insanın normal günlük hayatından tamamen ayrılmış, yalnız pazar günleri giyilen ve onun için sandıkta saklanan bir elbiseye benzemişti. İnsanlar, Hıristiyanlık dininde aradıklarını bulamıyorlardı. Hıristiyan dini, insanları kiliseye türlü renkli ışıklar, resimler, kokuları, zevkli müzik ve Azizler için yapılan türlü parlak merasim ve dualarla bağlamaya çalışıyor. Fakat, insanları bir türlü toplamaya muvaffak olamıyordu. Çünkü Hıristiyan dini, yalnız efsanevi hususlarla meşgul oluyor, kilise dışındaki olan bitenle hiç alakası olmuyordu. İşte bunun için, ben Hıristiyanlıktan tamamen nefret ettim ve yaldızlı reklamlarla medholunan komünistlikle faşistliği tecrübe etmeye karar verdim. Komünist olurken, komünistlikte sınıf farkı olmadığına inanmış ve buna çok sevinmiştim. Fakat zaman geçtikçe, komünistlerin, sınıfsız olmak şöyle dursun, adeta bir esir hayatı yaşadıklarını gördüm. Komünistliği bırakarak, faşist olmaya karar verdim. Faşistlikte gördüğüm disiplin ve intizamı çok beğendim. Fakat faşistler, ancak kendilerini beğeniyorlar. Kendilerinin dışında olan bütün insanları, başka ırkları hakir görüyorlardı. Artık başvuracak başka bir yer kalmamıştı. Bu sırada, ruhi ızdırablar arasında çırpınırken, bir kitap satıcısında, (The İslamic Review = İslam Mecmuası) adında bir dergi gördüm. Bunu biraz karıştırdım. Mecmuayı dikkat ile okumaya başlayınca, şaşırıp kaldım. O zaman İslamiyet’in, Hıristiyanlığın ve sonu (izm) ile biten bütün ideolojilerin en iyi taraflarını kendinde toplayan mükemmel bir din olduğunu gördüm ve anladım. Birkaç ay sonra, Müslüman olmaya karar vermiştim. O günden beri, yeni dinime iki elle sarılmış bulunuyorum. Osmanlı Devleti'nin mimarı ŞEYH EDEBALİ Hazretleri BÜYÜTMEK İÇİN TIKLAYIN Osmanlı Devleti'nin mimarı ŞEYH EDEBALİ Hazretleri BÜYÜTMEK İÇİN TIKLAYIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT