BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Doğuma iki ay kalmıştı!..

Doğuma iki ay kalmıştı!..

Recep, elindeki kayışı hızla indirdi Kezban’ın üzerine. Vınlayarak yardı havayı deri kayış ve yalın bir şaplamayla indi genç kadının sırtına. Hafif bir inleme duyuldu sadece.



Recep, elindeki kayışı hızla indirdi Kezban’ın üzerine. Vınlayarak yardı havayı deri kayış ve yalın bir şaplamayla indi genç kadının sırtına. Hafif bir inleme duyuldu sadece. Hırsından ayaklarını yere vuruyordu Recep: - Kalk, kalk ayağa ulan! Hazırla sofrayı çabuk... Bir daha geleyim, sofra hazır olmasın görürsün sen... Kezban sürünerek ilerledi. Yer tahtasını yuvarlayarak getirdi odanın ortasına. Bakır tabakları koydu yavaşça. Ocağın üzerinde kaynıyordu çorba. Tahta kaşığı bıraktı. Ev ekmeğinin sarılı olduğu bezi aldı, dikkatlice açtı örtüyü, güzelce iki büyük parça kesti, koydu tahtanın üzerine. Yürüyemiyordu... Doğuma iki ay kalmıştı. Evlendiği günden beri her gün dayak yiyordu Recep’ten. Sanki intikam alıyormuş gibi sebepli sebepsiz dövüyordu Kezban’ı sadist adam. - Tamam, hazır... - Sen de otur sofraya... Omuz silkti genç kadın: - Tokum ben... - Otur dedim! Çaresiz oturdu. Orta yere konan tencereden sadece bir lokma alabildi. Recep konuşmaya başlamıştı: - O karnındaki çocuğu istemem ben. Vereceğim onu. Hakkari’ye gideceğim. Araştıracağım orada. Elinde tahta kaşıkla kalakalmıştı Kezban. Hayretle açtı gözlerini. Sanki duyduklarının gerçek olup olmadığına inanmak istermiş gibiydi. - Nereye vereceksin? Ben yavrumu vermem, bakarım ona... Küstah bir kahkaha attı Recep: - Bakar mısın? Neyle bakarsın, kimle bakarsın, hah, hah, hah... - Vermem, canımı veririm ama çocuğumu asla... Pis bir şekilde sırıttı adam: - Görüşürüz bakalım... O gece sabaha kadar uyumadı Kezban. Elinde hiçbir gücü yoktu. İtiraz ettiği zaman karşısına kaba kuvvet çıkıyordu ve cılız vücudu dayanamıyordu buna. Zaten her tarafı morarmıştı ve hiç geçmiyordu. Her gün dayak yediği için iyileşmeye fırsatı bile olmuyordu yaralarının, berelerinin. Bu sadist adam dediğini yapardı. Alır götürürdü evladını. Hayat biterdi ondan sonra Kezban için... Yaşamanın bir anlamı kalmazdı. Sabah kalktıkları zaman usulca yaklaştı Recep’e: - Şaka dedin değil mi akşam, çocuğumu vermeyeceksin değil mi? Bir kahkaha patlattı adam alayla: - Hah, hah, hah, vereceğim... Ben o adamın çocuğuna bakar mıyım sanıyorsun sen? Enayi miyim ben? Hem para da kazanacağım. Hakkari’de büyük şehirlerden gelmiş, okumuş çok adam var. Onlara soracağım. Para da veriyormuş onlar. Araştırdım ben... Gözlerini kıstı Kezban. Acıyarak baktı adamın yüzüne: - Bu kadar zalim olabilmek mümkün mü acaba, nasıl yapabiliyorsun bunca kötülüğü? Adam iki adım attı üzerine doğru. Hiç kaçmadı Kezban. Alışmıştı artık. Birlikte yaşadığı bir insandan böylesine nefret etmek, bu duyguyla hayatını sürdürebilmek imkansızdı aslında ama çaresizlik içinde kıvranan genç kadının yapacak başka bire şeyi yoktu. Recep kapıyı çarparak çekip gitti. Taş gibi kalmıştı odanın ortasında kadın. Eliyle karnını okşadı: - Ölürüm, seni de kaybedersem hayretmem ben... Nasıl yaşanır ki? Sicim gibi dökülüyordu yaşlar yanaklarına. O kadar solmuş, öyle zayıflamıştı ki avurtları çökmüştü. - Allah’ım büyüksün sen... Bana yardım et! Evladıma, doğacak çocuğuma yardım et. Bahtını açık et onun... Düşünceleri Seyit’e kaydı... Doyamamışlardı birbirlerine. Bir hıçkırıp yerleşip oturdu boğazına, haykırdı var gücüyle... DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 102657
    % -0.63
  • 5.4598
    % -0.17
  • 6.2134
    % 0.06
  • 7.1829
    % 0.41
  • 230.417
    % 0.72
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT