BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Padişahın kalbinde taht kuran HURREM SULTAN

Padişahın kalbinde taht kuran HURREM SULTAN

Hurrem Sultan, Osmanlı tarihinin en meşhur hanımlarından birisidir şüphesiz. Romanlara, tiyatrolara, filmlere mevzu olmuştur. Hepsinde kocasını avucunun içine alıp ona her istediğini yaptıran muhteris bir kadın olarak tasvir edilir. Gerçek böyle midir?



DÜN­DEN BUGÜNE Prof. Dr. Ek­rem Buğ­ra EKİN­Cİ ek­rem.ekin­ci@tg.com.tr Hurrem Sultan, Osmanlı tarihinin en meşhur hanımlarından birisidir şüphesiz. Romanlara, tiyatrolara, filmlere mevzu olmuştur. Hepsinde kocasını avucunun içine alıp ona her istediğini yaptıran muhteris bir kadın olarak tasvir edilir. Gerçek böyle midir? Kanuni Sultan Süleyman ve Hurrem Sultan’ın temsili portreleri.. Hurrem Sultan’ın memleketi Rutenya, Ukrayna’nın Polonya hâkimiyetindeki batı kısmıdır. Bu sebeple Rossolan diye meşhur oldu. “Rutenyalı Bâkire” demektir. Hakkında hayalî romanlar yazanlar bile bunu gerçek adı zannederler. Esas adı Aleksandra Lisowska idi. Babası köy papazıdır. Küçük yaşta Kırım süvarilerince esir alınıp Topkapı Sarayı‘na gönderildi. Burada terbiye edildi. Güler yüzü sebebiyle Hurrem adı verildi. Ukraynalıların dünyanın en güzel kadın ve erkekleri olduğu söylenir. Hurrem Sultan güzel miydi? Birkaç tane resmi elimizdedir. Muhtemelen hayalî tasvirlerdir ama birbirlerine benzer. Buna göre çok güzel olduğu söylenemez. Peki onu bu kadar meşhur eden nedir? Zekâsı ve güler yüzü. Kanuni Sultan Süleyman, kızın bu hasletlerine hayran olmuş; aralarında büyük bir aşk doğmuştu. Tarihçiler padişahın bu kadar parlak muvaffakiyetlerinin arkasında, Hurrem Sultan’a duyduğu aşkın yattığını söyler. Hurrem Sultan ile Sultan Kanuni’nin aşkı, dillere destandır. İkisinin birbirine yazdığı âşıkâne mektuplar bugün elimizdedir. Bunlar her ikisinin de saf bir aşkla birbirlerine bağlandığını göstermektedir. Padişahın Muhibbî mahlasıyla terennüm ettiği şiirlerinde, Hurrem Sultan’ın kokusu sezilmektedir. HEP PADİŞAHIN YANINDAYDI Padişahın, Hurrem Sultan ile karşılaşması, tahta çıktığı senedir. Hemen senesinde Şehzade Mehmed dünyaya gelmiştir. Ardından Bayezid, Cihangir, Selim ile padişahın yegâne kızı Mihrümah Sultan‘ı dünyaya gelmiştir. Şehzade Mehmed, padişahın en sevgili çocuğu idi. Genç yaşta vebâ salgınında vefat etti. Padişah, hatırasına Şehzâde Câmii‘ni yaptırdı. Mihrümah Sultan, Rüstem Paşa ile evlendi. Her ikisi de hayır hasenâtıyla tanınmıştır. Sarayda padişahın çocuk doğuran zevcesine haseki denirdi. Has-eke, yani has gelin demektir. Bu sebeple Hurrem Haseki adıyla anıldı. Rivâyete göre padişahla evlenmeye ilk başta çok da istekli görünmemiş. Azatlanıp nikâhlanmayı şart koşmuş. Câriyeler, padişahın mülkü olduğu için ayrıca nikâh kıyılmaz. Padişah da bunu kabul edip, tarihte benzerine rastlanmayan biçimde, Hurrem Sultan’ı azatlayarak nikâhlamış. Hurrem Sultan’ın vefatına kadar da başka hiçbir kadınla münasebeti olmamış. O zamana kadar bulûğ çağına gelen şehzadeler, bir tayin edildikleri sancaklara anneleriyle beraber giderdi. Hurrem Sultan ilk defa olarak oğluyla sancağa gitmeyen şehzâde annesidir. Padişah, kendisinden ayrılmak istememiştir. Hurrem Sultan, padişah seferde iken onun yerine saraydaki düzeni muhafaza eder; muntazam mektupları ile İstanbul ve saraydaki havadan padişahı haberdar ederdi. Devlet adamları arasında geçenleri, İstanbul’da olup biteni bir bir anlatırdı. Padişahın istihbarat müdürü gibi çalışmış ve çok faydalı olmuştur. Kültürlü bir hanım idi. Mektuplarından anlaşıldığına göre güzel bir imlâsı vardır. İçli şiirler yazmıştır. Hurrem Sultan gibi yüksek hasletlere sahip bir hanımı, zihinlerdeki fettan kadın imajıyla beraber düşünmek büyük bir hatadır. Hurrem Sultan, cihan padişahının zevcesi sıfatını hakkıyla taşımış bir imparatoriçedir. Hayır-hasenat sahibiydi Hurrem Sultan, zevcinin sağlığında hastalandı. Kendisini hayır ve hasenata verdi. Bugün Haseki denilen semtte kubbeli bir câmi ile şadırvan, yanında imâret, medrese, dârüşşifâ ve mektep yaptırdı. Haseki Hastanesi adıyla bugün bile insanlara hizmet etmekte, Hurrem Sultan’ın ruhunu şâd etmektedir. Bundan başka Mekke ve Medîne-i Münevvere‘de fakirlere yemek verilen birer imâret yaptırdı. Edirne’ye su getirtti ve bunları muhtelif çeşmelerden akıttı. Uzunköprü‘de kervansaray, câmi ve imâret yaptırdı. Bunlara bütün servetini vakfederek adını hayırla târihe yazdırdı. Sultan Kanunî de bu sâdık zevcesi için, hayatının sonuna kadar hayırlar ve vakıflar yaptırmaktan geri durmadı. Hurrem Sultan, 1558 senesinde de vefat etti. Vefatına padişahın çok üzüldüğü, bundan sonra hayattan zevk almadığı söylenir. Hurrem Sultan, Süleymaniye Câmii avlusuna defnedildi. Zevci, mezarı üzerine Mimar Sinan’a içi muhteşem çinilerle süslü zarif bir türbe yaptırdı. Burada iki sevgili yan yana ebedî uykularını uyumaktadır. Hurrem Sultan’ın suçu mu? Kanuni Sultan Süleyman’ın önceki zevcesi Mâhidevran‘dan Şehzâde Mustafa adında bir oğlu vardı. Yakışıklılık ve yiğitliği ile dedesi Sultan Selim’e benzetilirdi. Osmanlılarda bir verâset usulü olmamakla beraber, zamanı geldiğinde padişahın yerine onun geçmesi bekleniyordu. Padişah 46 sene gibi çok uzun bir müddet tahtta kaldı. Zaman uzadıkça en iyi hükümdardan bile insanlar usanır. Halk da ihtiyar padişahın yerine dedesine benzeyen Şehzâde Mustafa’nın geçmesini istiyordu. Şehzâdenin etrafını hemen bir klik sardı. Onu babasına karşı kışkırttılar. Şehzâde, sağda solda “Ben padişah olsam şöyle yaparım, böyle yaparım” diye tedbirsizce konuşmaya başladı. DOĞRU DEĞİL... Padişah, oğlunun kendisine karşı bir komplonun içinde olduğunu düşünmeye başladı ve kendisini idam ettirdi. Buna padişahı, tahta kendi çocuklarının geçmesini isteyen Hurrem Sultan’ın teşvik ettiği söylenir; hatta Hurrem Sultan, bu idamın biricik müsebbibi olmakla suçlanır. Kanuni Sultan Süleyman gibi hayatında hiç büyük hatâ yapmamış bir hükümdarın, zevcesinin sözüyle böyle davranması düşünülemez. Mustafa, padişahın öz oğludur. Onun kanından ve canındandır. Padişah elbette idamını haklı görmüş ve infaz ettirmiştir. Hurrem Sultan, belki çok üzülmemiştir ama, bundan onu mesul tutmak doğru değildir. Mustafa, heyecanlı ve tedbirsiz tavırlarıyla zaten padişahlığa uygun olmadığını göstermiştir. Yiğitlik tek başına kâfi değildir. Sabır ve temkin daha mühimdir. Hem Sultan Kanunî, Hurrem Sultan’ın oğlu olup ayaklanan Şehzâde Bayezid‘i de idam ettirmekte tereddüt etmemiştir.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT