BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ankara manzaraları

Ankara manzaraları

Ne kadar romantik olursanız olun, bu kış gününde, kar beyazı Ankara’yı, örneğin, İsviçre’ye benzetemiyorsunuz. Ankara, olsa olsa, bundan elli altmış sene önceki Kars’a, Karaköse’ye benziyor.



Ne kadar romantik olursanız olun, bu kış gününde, kar beyazı Ankara’yı, örneğin, İsviçre’ye benzetemiyorsunuz. Ankara, olsa olsa, bundan elli altmış sene önceki Kars’a, Karaköse’ye benziyor. Oralarda da, yoğun kardan sonra, herkes damını kürür ve evlerin, işyerlerinin önü örülürdü. İnsanlar, ortada kalan patika ile idare etmeye bakarlardı. Ta ki, Mayıs gelip, karlar yumuşamaya başlayıncaya kadar. Ankara hem başkent ve hem de bahsettiğim görüntülerin üzerinden elli altmış sene geçmiş. Kenarlara yığılan donmuş kar tepeciklerine hâlâ el atılamadı. Hatta, Büyükşehirin, engin hayal gücüyle, bunca zamandır bulvarı süslediği, kale kapılarına yaraşır kalın zincirler ve tunçtan babalar bile, hâlâ karlar altında. Yavaştan erimelerle, her zaman olduğu gibi, Çankaya’nın tepesinden, aşağı Ulus’a kadar, meyille, simsiyah derececikler akmaya başladı bile. Buna, bir de, ne kural tanıyan ve ne de Büyükşehir’de yaşama adap ve erkanını hatırlayan mavi minibüslerle, sayıları, göründüğü gibi, sekiz bine çıkarılan sarı taksilerin estirdikleri kabadayılıkları eklediğinizde, Ankara’dan kaçmaktan gayrı çare gelmiyor aklınıza. Nitekim, Büyükşehir Belediye Başkanı da, bu ortamdan bunalmış olacak ki, gazetelerin yazdıklarına bakılırsa, beraberinde bir heyetle birlikte, süs fidanı almak için İtalya’ya gitmiş. Ankara, modern bir başkentten beklenen ve bilinen temel fonksiyonlar hatırda tutularak düzenleneceğine ve yönetileceğine, 81 vilayetten, sıradan biriymiş gibi, Belediye Başkanı’na bırakılmış ve böylece işin içinden çıkılmış. Ne diyelim? Sıcak ve yumuşak koltuğunuzda, biraz da aktüalite sayfasında ne var, ne yok, ona bakmak isterseniz, bu ancak, korku filmlerine alışkınsanız, tavsiye edilebilir. Hizbullah’ın, adam boğazlama tatbikatına gözünüzü kapasanız bile, bazı gün görmüş politikacıların nasıl şaşırdıklarına, siz de şaşar kalırsınız. Ordunun Hizbullah’ı, üstü kapalı kolladığını telmih edin ve arkasından da, ben başkalarının söylediklerini naklettim diyerek, işin içinden çıkmaya bakın. Oldu mu şimdi? Kabahati atacak başka kimseyi veya kurumu bulamadınız mı? Bu ülkenin mayasında ve bekasında bu kadar tartışılmaz yeri ve payı olan Silahlı Kuvvetler’i de karalamaya aldığınızda, millete ne umut göstereceksiniz? Bile bile, Silahlı Kuvvetler’i neden açıklamalar yapmaya mecbur ediyorsunuz? Sonra da, bazı gazetelere ‘işte AB yolunda yeni bir kaza’ gibi, sabah akşam hayal etmekten usanmadıkları yorumlar yapmalarına fırsat veriyorsunuz? Medya memnun, günlerce kullanabileceği malzeme çıktı. Halkımız ise, alışkın, bu da geçer. Geçer ama, yerinde de epey iz bırakır. Televizyon programlarının reytingi olduğu gibi, uluslararası arenada, ülkelerinde reytingi vardır. Bu pistte, zaten, hep bir ileri, iki geri, gidip geliyoruz. Hele, Türkiye’nin, yeni bir (image) pazarlaması için, Dünya Ekonomik Forumu’nun Davos zirvesine taşındığı şu sırada, bu sonuncu çıkış, oyunculara, aşikar çelme olmuyor mu? Muhalefetteysek, hep işin kolayına kaçarız. Her fırsatta, ayırımcı muameleye tabi tutulduğumuzdan şikayet eder, sempati toplamaya çalışırız. Halbuki, uzun vade içinde, hiçbir getirisi olmayan bu işlerle uğraşacak yerde, her alanda, rekabet edercesine politikalar üretsek ve mazlumları oynamayı artık bir tarafa bıraksak, hem kendimize öz güvenimiz artacak ve hem de, kendimizi, savunma sıralarının arkasında, belki bu kadar sık bulmayacağız. Derler ki, gençler bilebilseydi, yaşlılar da yapabilseydi. Anlaşılan ne genciz, ne de yaşlı.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT