BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Elimizden geldiği kadar”

“Elimizden geldiği kadar”

Allahtan ağaçlar sık değil ve rüzgar yok... Ateş-alev ikilisi, çalılıkları ve otları yakıp tepeye doğru ilerliyor... Haa, bir adet sırtta taşınan ilâçlama pompası var ki, kim gidip denizden su dolduracak? Birden gözüme, yol kenarındaki elektrik direği çarptı... Ağaçtan yapılmış olan direğin, bedeninin çeşitli yerlerinden, dumanlar çıkmakta ve için için yanmakta... Yahu o direk devrilirse, köy ve ilerdeki yerleşim yerleri elektriksiz kalacak.



İstanbul’dan “Meraki” mahlasıyla yazan okuyucumuz Ethem Dikmen’in hatırasını yayınlamaya, kaldığımız yerden devam ediyoruz. Ethem bey, 1986 yılında Erdek’in şirin bir köyünde tatilini geçirmekteyken bir olaya şahit olur. Bir öğle vakti, köyde elli yaşın üstünde ne kadar insan varsa, alel acele balığa çıkar ve köy bir anda boşalır. Ethem bey, ne olduğunu merak ederken az sonra jandarma gelir. Meğer yabani zeytin ağaçlarında yangın çıkmış, jandarma da insan toplamaya gelmiştir. Köylüler de bu işten kaçmak için, köyü terketmiş balığa çıkmışlardır... “Bu gerçekleri öğrendiğimde kahroldum. Ama şu an yorum yapmanın zamanı değil, çıkan yangını bir an önce söndürmenin zamanıydı. Hemen muhtarlığa koştum ve astsubaya seslendim: -Ben de geleceğim. -Siz misâfirsiniz, buraları bilmezsiniz. Üstelik yaşınız da... -Elimden geldiği kadar evladım. Hemen oradan sapları ele uygun olsun olmasın kazma-kürek ne bulduksa araca yükledik. Bu arada her nasılsa kaçmamış ya da kaçamamış iki üç delikanlı ile, bu işleri bildiği halde, köylünün kaçısına engel olmayan muhtarı da alarak yangın bölgesine vasıl olduk. Yolun bir tarafı denizdi. Elimizde ise su taşıyacak bir konserve kutusu bile yok. Komutanın dediği gibi gerçekten ben çevreyi bilmiyorum. Bilsem yanıma kova falan almaz mıydım? Baktım çoğunluk “Laf ola, beri gele” diyerek küreklerle toprak atıyor ateşe... Allahtan ağaçlar sık değil ve rüzgar yok... Ateş-alev ikilisi, çalılıkları ve otları yakıp tepeye doğru ilerliyor... Haa, bir adet sırtta taşınan ilâçlama pompası var ki, kim gidip denizden su dolduracak? Birden gözüme, yol kenarındaki elektrik direği çarptı... Ağaçtan yapılmış olan direğin, bedeninin çeşitli yerlerinden, dumanlar çıkmakta ve için için yanmakta... Yahu o direk devrilirse, köy ve ilerdeki yerleşim yerleri elektriksiz kalacak. Elektrik kesintisinin nasıl olduğunu size anlatmama gerek kalmadı. Sağolsun yetkililerimiz geçtiğimiz günlerde uyguladıkları birkaç saatlik kesintilerle, elektriksizliğin ne anlama geldiğini çok güzel anlattılar. Elektrik kesintisinin nasıl olduğunu artık anlıyorsunuz. Düşünün direk yıkılıp hatlar kopunca, yaz günü saatlerce belki günlerce elektriksiz kalmanın vahim sonucunu... “Eyvah” dedim, “Bir çare bulmalıyım. Direkteki yangını sündürmek için bir çare?” Jandarma astsubayına seslendim: -Oğlum, şu pompayı denizden doldurtabilir misin, rica ederim. Komutan bir ere emir verdi, su getirtti... Kızgın toprağı da, birisini zorlıyarak, kürekle iki yana açtırıp, pompayı sırtladım. Direğe doğru yol yapıyoruz... Ayağımdaki tokyalarım eridi, bacaklarımdaki tüyler alazlandı, ciğerlerim kül-duman doldu. Neyse, direğin yanına vardım. Suyu idareli kullanarak, direğin beyaz duman çıkartmasına sebep oldum. Beyaz duman, sönme işaretidir. Çalışma sırasında yaşım sebebi ile epey zorlandım ama, o direği ve ardından yaşanacak olan menfi şeylerden köyü kurtardım, sanırım... O direğin kurtulması köye haber olarak yayılmış hemen. Herkes önemsemedikleri yangının nelere mal olabileceğini de anlamış olmalı ki, köyde bir ay boyunca tüm çaycılar benden para almadılar... Neden mi? Köyde 8-9 adet çay bahçesi, bir o kadar lokanta var. Hepsi maçlar sebebiyle para kazanacaklar. Benim içeceğim beş-on çayın lafı mı olur? Bu acı hatıradan sonra gelelim hayatın acı gerçeklerine. Efendim, “Riva” civarındaki kestane ormanlarından, bir değnek kesemezsiniz? Köylü tepenize biner, dayak bile yersiniz. Neden mi? Çünkü, o ağaçlardan o köylüler çok gelir elde eder. Keser, balta, kazma, kürek sapı vs. gibi ülkemizin ihtiyacının büyük bölümü, o ormanlardan elde edilir ve köylü gözü gibi bakar ormanına. Üstelik, belirli zamanlarda, köy halkına “makta” denilen bir olay ile ormanın gençleştirilmesi görevi verilir.... Ama tek geçim kaynakları olan balıkçılık ve yazlıkçılık olan, Erdek gibi yerlerdeki köylüler, üstelik meyve vermiyen belki imâra-tarla olmasına yarıyacak olan zeytinliklerin yanmasını yürekleri hiç sızlamadan seyrederler... Gençler daha iyi görünür diye denizden, yaşlılar da kıyıdan seyreder... Halbuki, devlet o yabani ağaçların aşılanmalarını ve diğer imkanları o insanların faydalanmalarına sunabilse ne güzel olurdu, değil mi? Bir de gençlerden bir ricam olacak. Lütfen, parklarda bahçelerde dolaşırken, çalı-çırpı bile olsa, bitkilerin uç dallarını koparıp dişlerinizin arasına sıkıştırma adetinizden dahi vazgeçiniz ki, o dal seneler sonra size veya başka birilerine gölge veya gıda olsun... Gözlerinizden öperim. Allahtan ağaçlar sık değil ve rüzgar yok... Ateş-alev ikilisi, çalılıkları ve otları yakıp tepeye doğru ilerliyor... Haa, bir adet sırtta taşınan ilâçlama pompası var ki, kim gidip denizden su dolduracak? Birden gözüme, yol kenarındaki elektrik direği çarptı... Ağaçtan yapılmış olan direğin, bedeninin çeşitli yerlerinden, dumanlar çıkmakta ve için için yanmakta... Yahu o direk devrilirse, köy ve ilerdeki yerleşim yerleri elektriksiz kalacak.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 99504
    % -0.33
  • 5.6395
    % -1.83
  • 6.3845
    % -1.52
  • 7.474
    % -1.46
  • 239.536
    % -1.56
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT