BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Mevlâna toprağı

Mevlâna toprağı

Hizbulvahşet örgütünce öldürülen insanların cesetlerinin kendi topraklarından da çıkması Konyalılar’ı çok sarsmış.



Hizbulvahşet örgütünce öldürülen insanların cesetlerinin kendi topraklarından da çıkması Konyalılar’ı çok sarsmış. Kimi sarsmadı ki? Ancak, Konya halkının hassasiyetini anlıyorum. Mevlana toprağından kin ve zulüm devşirmek bir başka acı. Ve en çok Konya’da yatan Mevlana Hazretlerinin ruhunun ne kadar incinebileceğini düşünmek duyulan acıya bir başka boyut katıyor. O Mevlana ki Konya’yı İslam’ın nuruyla aydınlatmış, Altı ciltlik Mesnevi’sinde barış ve sevgi dini olan İslam’ın manasını anlatmağa çalışmış, yalnız Türk toplumuna değil, bütün insanlığa ışık saçmış.Türbesinin kapısına yazılmış sözleriyle bütün insanlara sevgi ve merhamet kapılarını açmış: Yine de gel... Yine de gel! Ne olursan ol, yine de gel! Hıristiyan, Mecusi, putperest olsan yine de gel! Bu bizim dergahımız umutsuzluk dergahı değildir; Yüz kere tövbeni bozmuş bile olsan yine gel!.. O mübarek zatın aşkla yoğurduğu topraklarda din adına atılan vahşet tohumlarının yeşerip boy atışına şahit olmak, iman ve aşkla dolu bütün gönülleri karartıyor. Gönülleri bu yeisten ve karanlıktan kurtarmak için Hz. Mevlana’nın sevgi ırmağında tekrar tekrar yıkamak gerek diye düşünüyorum. Bakınız o gönüller sultanı, Mesnevi’sinde “insan”ı nasıl tarif ediyor: “Büyük Alim, kainat çapında cirmini ufacık bir suret içinde gizledi. İnsan, bir hamur teknesi boyundadır ama gökten üstündür. En güzel biçim olan insan biçimi, Arş’tan da yücedir, düşünceye de sığmaz. Bu paha biçilmez varlığın değerini söylesem, ben de yanarım, duyan da yanar.” Hz. Mevlana, insanın yüce değerini yana yana anlattı hep. Ama anlamayanlar, anlamak istemeyenler de sürekli olarak ortalığı cehennem yangınına dönüştürdü. Yine sen-ben çekişmelerine girdiğimiz son yangının dehşetinden sıyrılıp yüzümüzü o Nur’a çevirelim; ne diyor, kulak kesilelim: “Daha beri gel, daha beri; niceye bir bu yol kesicilik? Değil mi ki sen bensin, ben de senim; niceye bir bu senlik, benlik? Allah aşığıyız, Allah sırçası; nedir bunca inat kendi kendimizle? Neden aydınlık, aydınlıktan böylesine kaçar ki? Hepimiz de bir tek olgun kişiyiz; ama neden böyle şaşıyız ki? Neden zengin, yoksulları böyle hor görürüz ki? Hepimiz de bir tek inciyiz; aklımız da bir, başımız da; ama şu kambur feleğin yüzünden biri iki görür olmuşuz. Pılını-pırtını şu beş duyguyla altı yönden çek birlik tarafına; birlik ağacını ne diye eğip bükecek, bir ağacı iki göstermeğe çalışacaksın? Hadi, aklını başına al da şu benliği bırak, herkese katıl, herkesle karış. Kendinde oldukça habbesin ama, herkesle oldun mu madensin. Can birdir ama ten yüzbinlerce; hani bademler gibi; onlar da çok ama hepsinin de yağı bir, aynı. Dünyada bunca dil var, anlamda hepsi de bir. Testileri kırdın mı su bir olur gider...”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT