BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sesinde öfke ve nefret vardı!..

Sesinde öfke ve nefret vardı!..

Epey bir süre yürüdüler. Recep lafı ağzında evirip çeviriyor, bir türlü meseleyi anlatamıyordu. Sonunda Mustafa dayanamadı:



Epey bir süre yürüdüler. Recep lafı ağzında evirip çeviriyor, bir türlü meseleyi anlatamıyordu. Sonunda Mustafa dayanamadı: - Birader derdin nedir, şunu iki lafla anlatıver hele... - Yahu, bizim kaşık düşmanı... Biliyorsun bebesi olacak. Fakir adamız biz... Bakamayız. Kendi boğazımıza yetmiyor kazandığımız üç kuruş. Ağanın eline bakıyoruz. Varmış buralarda çocuk isteyen okumuş şehirli adamlar... Alıp bakarlarmış sübyana... Öyle birini ararım. Günahtır, ziyan olacak yavrucak köy yerinde. Mustafa irkilmişti. Birkaç saniye düşündü kaşları çatık. Sonra şaşkın bir tavırla güldü: - İyi de Recep, bu kadar insanın evladı ziyan sebil mi yani? Olup gidiyor işte. Nereden çıktı ki bu? Derin bir nefes aldı Recep. Bir sigara daha yaktı cebindeki paketten. Uzattı paketi arkadaşına. Mustafa elini göğsüne koyup başını salladı: - Sağ olasın istemem. Ağır hareketlerle yaktı sigarasını. Dumanı bilmiş bir tavırla üfledi dudaklarını büzerek: - Meselenin aslını bilirsin sen Mustafa, söyletme beni. Kezban’ı nasıl aldığımı herkes biliyor. Ben bağrıma taş bastım. O Seyit’in elinden çekip aldım. Kolay da olmadı. Mustafa acı bir gülümsemeyle tasdik etti: - Bilirim Recep, bilirim. Yazık oldu Seyit’e. İyi, mert çocuktu aslında. Dişlerini sıktı Recep. Ters bir bakış fırlattı yanındaki adam fark ettirmeden. Her zamanki yüzsüzlüğüyle devam etti: - Hata yaptı, hatasını da ödedi. O ayrı mesele. Mustafa başını çevirdi. Gözlerini Recep’e dikerek sert bir sesle sordu: - Sen mi vurdun onu, herkes Recep vurdu diyor. Ağa yardım etmiş de kurtulmuşsun jandarmadan? Adam irkildi bu açık, dolambaçsız soru karşısında. Ne diyeceğini şaşırdı birkaç saniye. Kekeledi: - Yok... Yok yahu, nereden çıkartıyorsun ki... - Kezban çok bağırmış ama köye getirilirken, “Recep öldürdü Seyit’i” diye... - Kadın kısmının sözüne inanılır mı Mustafa, deli etme beni, ne dediğini bilmez ki onlar. Hem ne zamandan beri kadınların sözüyle kararlar verilir oldu? Cevap vermedi adam. Alaylı bir tavırla baktı yan gözle. Sanki: “Konuş, konuş bakalım, bal gibi de sen öldürdün Seyit’i!” diye geçiriyordu içinden. Ama üstelemedi: - Eee, aldın Kezban’ı, bu çocuğunu verme meselesi ne? Recep gözlerini kıstı. Sesinde öfke, kin ve intikam vardı: - Kezban’ın bebesi Seyit’in çocuğu... Elimde kalırsa şeytan görmüşe dönerim ben... İrkildi Mustafa. Mırıldandı aceleyle: - Tövbe tövbe... O nasıl söz yahu, günahsız, bi-haber bir yavrucak! - Öyle işte... vereceğim birine... Alıp götürsünler, baksınlar. Ses etmedi Mustafa. Aklı hiç yatmamıştı bu işe ama köylüsüne yardım etmemek de aldığı kültüre ters düşerdi. Karısı Zeyno’ya duyurmamaya karar verdi bu konuyu. Yoksa başının etini yerdi hiç durmaksızın. - Benden ne istersin peki? - Sen buralı sayılırsın artık. Var mı bir bildiğin? Omuzlarını kaldırdı adam: - Şeey, bilmem ki... Bu işi bilse bilse doktor bilir. Git onunla konuş. Hastahanededir... Sevinçle bağırdı Recep. Nasıl olup da düşünememişti doktoru. O zaman bu adama da minnet etmezdi hiç: - Hay aklınla bin yaşa, tanıyorum ben doktoru. Kezban’a gelip bakmıştı. Haydi hoşça kal.... Yemeği, karnının açlığını falan unutmuştu. Hızlı adımlarla uzaklaştı geriye dönüp. Kalakalmıştı Mustafa şaşkın bir halde... DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT