BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kalemin işbirliği

Kalemin işbirliği

Hiç bembeyaz bir kağıtla bakışıp durdunuz mu? Ben her sabah yapıyorum bunu. Teknoloji bu kadar ilerlediği ve ben de bir bilgisayar sahibi olduğum halde hâlâ kağıt kalem kullanıyorum yazılarımı yazmak için.



Hiç bembeyaz bir kağıtla bakışıp durdunuz mu? Ben her sabah yapıyorum bunu. Teknoloji bu kadar ilerlediği ve ben de bir bilgisayar sahibi olduğum halde hâlâ kağıt kalem kullanıyorum yazılarımı yazmak için. Sanki kalem, kağıdın üzerinde gezinmeye başlayınca yazı daha bir yazı oluyormuş gibi geliyor. Romantik bir ısrar hepsi bu. Sonuçta her sabah, günün ilk işi olarak çalışma odama giriyor, masama oturuyor ve kağıda bakıyorum. O da bana bakıyor. Lekesiz, net beyazlığından gurur duyuyormuş gibi bakıyor gözlerimin içine. “Hadi, yaz da görelim” der gibi... Kısacası kimseyi bulamazsam kağıtlarımla didişiyorum. Alaycı bakışları görmezden gelip başımı çeviriyorum. Amacım kalem seçmek. Masanın bir başka ucunda duran kalemler sanki daha bir dost bana. Tabii, biz kalemle işbirliği yapıyoruz ve kağıdın şımarıkça inadını, birlikte kırıyoruz. Kalem benim iş ortağım yani. Belki de bu yüzden daha dostça geliyor duruşu... Her zamanki elitist kaprisimle süzüyorum kalemlerimi. Acaba bugün hangisini seçsem? Koyu renk ama ince yazanlar daha çok hoşuma gidiyor. Ama sağım solum belli olmaz tabii. Biraz oyalandıktan sonra içlerinden birisini alıp kapağını açıyorum. Her zaman yaptığımı kimbilir kaçıncı kez yine yapıyorum ve kağıdın sol üst köşesine “Selin Dilmen Sizlerle” yazıyorum. Bunu yazmak zorundayım ki gazetedeki arkadaşlar fakstan çıkan yazıya sarı çizmeli Mehmet ağa muamelesi yapmasınlar. Zaten benim ısrarla kalem kağıt kullanmamdan en çok gazetedekiler mağdur oluyor. Ne kadar okunaklı yazmaya çalışsam da ikinci sayfanın ortalarına doğru kelimeler karışmaya başlıyor, biliyorum. Herhalde onları deşifre etmek ve yeniden bilgisayarda yazmak illet bir iştir. Sağolsunlar sabırlı insanlar. Daha bir kere bile şikayet etmediler. Belki de şikayet etmedikleri için utanıyorum ve bu sorunu çözmeye her gün yeniden karar veriyorum. Yazı masamın üzerinde devasa bir bilgisayar istemiyorum. O, tamamen kendisine ait bir bölgede durmalı. Ama belki şık bir diz üstü bilgisayarıyla geçinebilirim. Bu yöntemle yazıları elektronik postayla gönderebilir, gazetede çalışan insanları da daha fazla üzmemiş olurum. İşte çözüm bu. Bu durumda işimi bitirir bitirmez Tepebaşı Tüyap’ta açılan bilgisayar fuarına gitmem gerekiyor. Hangi marka bir notebook kendisine daktilo muamelesi yapılmasını hazmedebilir onu öğrenmem lâzım. Benim gibi İstanbul’un dışında, küçük bir köyde yaşayanlar bilirler. Bir tek sebep için “şehire inilmez.” Bu yüzden günlerdir birikmiş olan ufak tefekleri de bir araya getirsem ve gitmişken hepsini halletsem çok iyi olur. Bunları düşünürken bir yandan da karalıyorum. Yani yazılı düşünüyorum. Ne demekse... Kalem, kağıdın üzerinde gidip geliyor ve onun her hareketi ile kağıdın kusursuz beyazlığı biraz daha yok oluyor. Sinsi bir zevk veriyor bu bize. Yani kalemimle bana. Tıpkı hayatın kendisi gibi. Evet, kağıt alabildiğine beyazken daha güzel ama bomboş. Üzerinde çalışıldıkça ve emek sarf edildikçe doluyor. Bu doluluk onu diğer kağıtlardan daha değerli yapıyor. Ve aynı zamanda eskitiyor, yıpratıyor ve kullanılmışlar sınıfına itiveriyor. Boş ve güzel olduğu zamanları dolu ve yıpranmış haliyle değiştirmek zorunda kalıyor. Bunun üçüncü alternatifi ise hepsinden daha kötü. Boş ve yaşlı olmalı... Ben notebook almaya gidiyorum. SÖZÜN ÖZÜ Onarmaya çalıştığınız şeyi ya onaramazsınız ya da kırarsınız. LEVHA Eğer kişi sorununu yakından görebiliyorsa çok geçmeden soruna neden olanın kendisi olduğunu anlayacaktır.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT